# Cizlavet Kültür ve Sanat Platformu > yaz dostum ## Posts - [Kehribar ve Beton / Can Galip Arifoğlu](https://cizlavet.org/kehribar-ve-beton-can-galip-arifoglu/): Kendi gurbetine düşmüş bir garip yolcuyum şimdi Sesim hem bir eski şarkı hem yeni bir çığlık gibi Sönmüş kandillerin izi var alnımın yazısında Bir yanım sonsuz sükûnet bir yanım pazar yerinde Döner durur bu sarkaç aynı boşluğun kucağında Aynı boşluğun kucağında döner durur bu sarkaç Işıklı tabelalar altında solan o kadim gül Betonun sertliğine çarpan ince ve yorgun bir dil Ne bir rindâne neşe ne de tam bir hüzün kaldı Zamanın kırık aynası her şeyi bizden çaldı Döner durur bu sarkaç aynı boşluğun kucağında Aynı boşluğun kucağında döner durur bu sarkaç Eskimiş kelimelerle yeni dertler söylenmiyor Gönül o eski hanlarda - [Gürültü Çağında Kalp İnzivası / Jakob Müller](https://cizlavet.org/gurultu-caginda-kalp-inzivasi-jakob-muller/): Modern dünyanın uğultusu, insanın kendi iç sesini boğan bir gürültü denizine dönüştü. Bugünün insanı, her şeye temas eden ama hiçbir şeye nüfuz edemeyen, sığ kıyılarda biriken bir gölge varlık gibi. Dışarının metalik şamatası, ruhun o en mahrem odalarına kadar sızarken, modern birey kendi kalbinin gurbetinde yaşayan bir mülteciye benziyor. Bu kargaşa, sadece fiziksel bir yoğunluk değil, aynı zamanda varoluşsal bir parçalanmadır. İnsan, parçaların bütünle olan bağını kopardığı bir çağda, kendi hakikatini de o kırık aynalarda aramaya mahkûm ediliyor. Her şeyin hıza ve tüketime ayarlandığı bu devasa makinede, durup düşünmek bir lüks değil, adeta bir isyana dönüşmüş durumda. Oysa asıl trajedi, - [Dünyanın Dikiş İzleri / Beyza Bişar](https://cizlavet.org/dunyanin-dikis-izleri-beyza-bisar/): Eski bir hırkanın söküğüne dolanıyor güneş, Yorgunum, dünya çok büyük ve ben çok azım. Ama bak, saksıdaki o huysuz fesleğen bile Kendi dertli toprağıyla barışmış bu sabah. Hadi diyor kalbim, bir çay daha koyalım da yaşayalım. Gökten süzülen gümüş bir iplik gibi ince, Yağmurun sesi değil, toprağın bayramıdır bu. Eskimiş acıların tozunu alıyor rüzgâr, Ruhumun dikiş izlerinde bir sızı, ama taze… Kırılan yerlerimden filiz veriyor şimdi, O hiç bitmeyecekmiş sanılan kışın uykusu. Dünyanın bütün kapıları gıcırtıyla açılsa, İçeride bekleyen o çocuk, elini uzatır mı? Gülten’in ince sesiyle söylesek şu türküyü: “Uzaklarda arama, bahar senin cebindedir.” Didem’in renkli boncukları dökülse yollara, - [Dumansız Yangın](https://cizlavet.org/dumansiz-yangin/): Yüreğim yufka, ne olur inceldikçe incel Vefasızlık kadar ürkütmüyor beni ecel. ***** Ufkumu karartıyor, dostlar çekince perde Gölge etme! Yüz yüze gelmek de var mahşerde. ***** Zaferin arkasından geliyor hep sarhoşluk Unutma! Değildir kabir, hesapsız bir boşluk. ***** ‘‘Bir avuç deli’’ seviyesine çıkamadım Dostum, kardeşim! Yetmiyor böyle cılız adım. ***** Bülbül susuverdi, güller soluverdi ansız Farklı bir Şubat soğuğu yakıyor dumansız. ***** İnan, hakiki temsil her zaman can simidi Taklit kurtarmıyor, boğulan neslimiz idi. ***** Umulmadık sarsıntılar vurunca üst üste Aldanan en başta bendim, sonra liste liste.  ***** Bir fırsattı bu zemin, gelip geçtiyse hebâ Benzer imkânlar tekrar verilir mi - [Urfa'da Bir Yaz Akşamı / Ali Cöre](https://cizlavet.org/urfa-da-bir-yaz-aksami/): Üretimin pazarlamanın ve ticaretin iç içe yapıldığı zamanlar henüz bitmemişti. Bzim de bu işleri yapan bir şirketimiz vardı. Ben de arada bir kamyona atlar Konya’dan Batman’a kadar ürün pazarlardım. Bu sayede Anadolu’nun pek çok şehrini gezdim, gördüm dostlar edindim. Öyle şehirler vardı ki havası, kokusu, dokusu, maneviyatı, insanı ile çok çarpıcı, otantik, sanki film e seti gibi yerlerdi. Yine öyle günlerden birinde Konya’dan çıkıp güneye doğru bir rota belirledik. Ulukışla’nın ardından Pozantı’nın sarp yokuşlarını ağır ağır tırmandık, Çukurova’nın kavurucu sıcağına indik oradan Antep’in taşlı ovalarını geçerek Urfa’ya uzanan uzun yolu, yükümüzle, yorgunluğumuzla, acele etmeden kat ettik.Bu güzergahı nerdeyse ayda bir - [Yaralarım, Anavatanım / Gökhan Bozkuş](https://cizlavet.org/yakalarim-anavatanim-gokhan-bozkus/): Eskiden giysiler yamalıydı HazeranŞimdilerde yüzler ve gözlerDerin yaralar üzerinde rengârenkYamalarım dedim anavatanımBen onlarla varımHangi iplik tutar artık bu söküğü?Hangi iğne geçer ruhun dar kapısından?Biz ki çiçekli pazenlerde gizlerdik yokluğu,Şimdi vitrin camlarında sergiliyoruz varlığı;Ama içimiz darmadağın, içimiz dikiş tutmaz.Bakma öyle yüzümdeki o sahte nakışa,Her gülüş bir parça ödünç, her bakış iğreti.Eskiden sızı içerde büyür, dışı sükût bürürdü,Şimdi yamalarımız bile gurbet, yamalarımız bile gürültü… - [Liz Moore’dan Sarsıcı Bir Başyapıt: "Diğer Arthur"](https://cizlavet.org/liz-mooredan-sarsici-bir-basyapit-diger-arthur/): Liz Moore’dan Sarsıcı Bir Başyapıt: “Diğer Arthur” Edebiyat dünyasının son yıllardaki en güçlü seslerinden biri olan Liz Moore, Güneş Dağı (Long Bright River) ile yakaladığı büyük başarının ardından, okurlarını yine derinlikli ve duygusal açıdan sarsıcı bir hikâyeyle buluşturuyor: “Diğer Arthur” (Der andere Arthur). 18 Mart 2026 tarihinde Literaturreich’ta yayımlanan inceleme, Moore’un bu eserle sadece bir suç romanı yazarı olmadığını, aynı zamanda insan ruhunun en karanlık köşelerine ışık tutan usta bir romancı olduğunu kanıtladığını vurguluyor. Hikâyenin Kalbinde: Kaybolan Bir Kimlik ve İki Kardeş Roman, birbirine tamamen zıt karakterlere sahip iki kardeşin, Arthur ve sevgi dolu ama sorunlu kardeşi üzerinden ilerliyor. Moore’un - [Norbert Gstrein ve "Im ersten Licht": Savaşın Gölgesinde Bir Yaşam](https://cizlavet.org/norbert-gstrein-ve-im-ersten-licht-savasin-golgesinde-bir-yasam/): Norbert Gstrein, yeni romanında okuru 20. yüzyılın çalkantılı tarihine, alışılmadık bir perspektiften bakmaya davet ediyor. Kitabın merkezinde, kendisi hiç savaşa gitmemiş ama tüm hayatı savaşın etkileriyle şekillenmiş bir karakter olan Adrian Reiter yer alıyor. Haber ve Söyleşiden Öne Çıkan Başlıklar: Romanın Yapısı: Kitap, Adrian’ın hayatına giren ve savaş tecrübesi olan üç farklı erkeğin hikayesi etrafında üç ana bölüme ayrılıyor. Bu yapı sayesinde okur, savaşın sadece cephede değil, mutfak masalarında, otel lobilerinde ve özel ilişkilerde nasıl devam ettiğine tanıklık ediyor. Neden Okunmalı? literaturcafe.de’deki değerlendirmeye göre, bu eser bir “anti-savaş” romanı olmanın ötesinde, pasif kalmanın ve sadece izleyici olmanın getirdiği sorumluluğu sorgulayan, - [2026 Leipzig Kitap Fuarı Ödülleri Sahiplerini Buldu: Katerina Poladjan Zirvede](https://cizlavet.org/2026-leipzig-kitap-fuari-odulleri-sahiplerini-buldu-katerina-poladjan-zirvede/): Almanya’nın en prestijli edebiyat ödüllerinden biri olan Leipzig Kitap Fuarı Ödülü, bu yıl kurgu dalında Katerina Poladjan’a verildi. Yazar, “Goldstrand” (Altın Kumsal) adlı romanıyla jüriyi etkilemeyi başardı. Kurgu (Belletristik) Kategorisi: Katerina Poladjan – “Goldstrand” Jüri, Poladjan’ın eserini “ustalıkla kurgulanmış bir biyografi inşası” olarak tanımladı. Kurgu Dışı / Deneme (Sachbuch/Essayistik) Kategorisi: Marie-Janine Calic Bu kategoride ödül, tarihçi Marie-Janine Calic‘e “Balkan-Odyssee, 1933–1941” (Balkan Odisesi) adlı eseri için verildi. Çeviri Kategorisi: Manfred Gmeiner Çeviri ödülü, Manfred Gmeiner‘e, Gustavo Faverón Patriau’nun İspanyolca asıllı romanı **”Unten leben”**i (Aşağıda Yaşamak) Almancaya kazandırdığı için verildi. Gmeiner’in çevirisi “şiirsel büyüsünü koruyan, cesur ve sürükleyici bir çalışma” olarak övüldü. - [Peter Prange’den Yeni Roman: Helmut Kohl Edebiyat Dünyasına Adım Atıyor](https://cizlavet.org/peter-prangeden-yeni-roman-helmut-kohl-edebiyat-dunyasina-adim-atiyor/): Çok satan kitapların yazarı Peter Prange, son romanı “Der Traumpalast” ile okurlarını 1920’lerin Berlin’ine, UFA film stüdyolarının altın çağına götürüyor. Ancak kitabın tanıtımındaki en büyük sürpriz, Almanya’nın “Birleşme Şansölyesi” Helmut Kohl ile ilgili olan kısımdı. Kohl’den İlham Alan Bir Karakter Haberde dikkat çeken en çarpıcı detay, Prange’nin romanındaki bir karakteri kurgularken Helmut Kohl’den esinlenmiş olması. Prange, 1920’lerin kaotik ortamında düzeni ve istikrarı temsil eden bir figür yaratmak istediğini ve bu noktada aklına Kohl’ün siyasi figürünün geldiğini belirtiyor. Kohl, romanda doğrudan bir karakter olarak değil, onun karakteristik özellikleri, hitabet tarzı ve heybetli duruşuyla harmanlanmış bir “devlet adamı” figürü için model teşkil - [Bavuldaki Roman: Mopsa Sternheim'ın Kayıp Eseri Gün Yüzüne Çıktı](https://cizlavet.org/bavuldaki-roman-mopsa-sternheimin-kayip-eseri-gun-yuzune-cikti/): Bavuldaki Roman: Mopsa Sternheim’ın Kayıp Eseri Gün Yüzüne Çıktı On yıllar boyunca kayıp olduğu sanılan bir el yazması, eski bir bavulun içinde bulundu. Uzmanların iki yıl süren titiz çalışmasıyla satır satır yeniden bir araya getirilen bu eser, Nazi direnişçisi Mopsa Sternheim’ın (1905-1954) yazdığı tek roman olma özelliğini taşıyor. Edebiyat Dünyasında Bir Sansasyon Oldenburg Eyalet Kütüphanesi Müdürü Corinna Roeder, bu keşfi “edebi bir sansasyon” olarak nitelendiriyor. “Im Zeichen der Spinne” (Örümceğin İşareti Altında) adlı roman, Berlin’deki galasıyla okurlara tanıtıldı. Eser, Mopsa Sternheim’ın ünlü ebeveynlerinin (oyun yazarı Carl Sternheim ve günlük yazarı Thea Sternheim) gölgesinden çıkarak kendi edebi kimliğini kanıtladığı bir dönüm - [Dijital Kurtlar Sofrasında Bir Kübra: "Ekranın Ötesindeki Boşluk" / Gökhan Bozkuş](https://cizlavet.org/dijital-kurtlar-sofrasinda-bir-kubra-ekranin-otesindeki-bosluk-gokhan-bozkus/):    Üniversite yıllarımdı… İdealist bir öğretmen adayı olarak satırların arasında ruhumu terbiye ederken, 1960’lı yıllarda benim gibi öğretmenlik de yapmış olan şair Arif Nihat Asya’nın bir yazısına rastlamıştım: “Cahide’nin Eli.” 1962 yılında Bingöl’ün bir köyünde, sussun diye gece vakti kapı dışarı edilen ve sabaha sadece kurtlardan artakalan minik eli bulunan beş yaşındaki Cahide’nin hikayesiydi bu. O günden beri her sene okur, bir çocuğun çığlığına sağır kalmanın utancını yüreğimde tazelerdim.  Yıllar geçti, devir değişti ama “kurtlar” sadece biçim değiştirdi. Geçtiğimiz günlerde, sosyal medya platformu TikTok’ta binlerce takipçisi olan genç kızımız Kübra Karaarslan’ın, o parıltılı ama sahte dünyanın yükünü taşıyamayarak kendini bir - [Bir Kunduzun Zihninde Olmak / Hoppers](https://cizlavet.org/bir-kunduzun-zihninde-olmak-hoppers/): Mabel aslında hepimizin zaman zaman hissettiği o “modern dünyadan kaçma” isteğinin vücut bulmuş hali gibi duruyor. Düşünsene, etrafımız ekranlarla, bildirimlerle ve bitmek bilmeyen insan dertleriyle sarılıyken, bir anda bilincini bir kunduzun bedenine aktarıp sadece baraj inşa etmek ya da nehirde yüzmekle ilgilenmek kulağa ne kadar özgürleştirici geliyor, değil mi? Mabel’ın bu teknolojik kaçışı aslında tam bir paradoks; doğaya dönmek için yine en ileri teknolojiyi kullanıyor. Pixar burada bence çok zekice bir noktaya parmak basmış: Artık doğayı bile dijital bir arayüz olmadan deneyimleyemez hale mi geldik?Mabel’ın o robotik kunduzun içindeki sakarlıkları sadece bizi güldürmek için değil, aslında bir insanın doğaya ne - [Çocukluğumda Kaybolan Ramazan Üzerine](https://cizlavet.org/cocuklugumda-kaybolan-ramazan-uzerine/): İnsan, zamanı sadece tüketen, hayatı lineer yaşayan bir varlık şeklinde tarif edilemez. O aynı zamanda yaşamı anlamlandıran, katmanlandıran ve yeniden kurabilen bir varlıktır. Bu yüzden geçmiş, basitçe geride kalmış bir anlar dizisi olamaz. Mazi, varoluşun içinden süzülerek bugüne taşınan bir anlam yoğunluğudur. Çocuklukta yaşanan bir Ramazan’ın bir başka oluşu tam da burada başlar. O, takvimdeki bir zaman dilimi veya bir gösterge olmaktan öte, bir varlık hâlidir. Çocukluk, insanın dünyayla kurduğu ilişkinin henüz parçalanmadığı bir dönemdir. Bu devirde zaman, saatlere bölünerek pek idrak edilemez; aksine bekleyişlerle, sezgilerle ve duygularla akar gider. Ezanın minareden yükselmesini bekleyen kulak, sadece yüce bir sese odaklanmaz, - [Berlin Sen / Gökhan Bozkuş](https://cizlavet.org/berlin-sen-gokhan-bozkus/): Berlin sen, paslı bir çivinin gökyüzünü yırtan ağrısısın,Beton saksılarda unutulmuş o mağrur sardunya.Rayların üzerinde yürüyen o metalik uykusuzluk,Ve her sabah yeniden kurgulanan o eski dünya.Berlin sen, ikiye bölünmüş bir rüyanın dikiş izisin,Alexanderplatz’da vuran o saatin devasa boşluğu.Sokaklarında faili meçhul hüzünler gezinir,İçimizde biriken o bitmek bilmez gurbet sarhoşluğu.Berlin sen, duvarların yıkıldığı yerden sızan ışıksın,Spree’nin bulanık aynasında kendine bakan mağrur yüz.Kulelerin gölgesinde saklanan o sakat umut,Ve parklarında ağaçların fısıldadığı o sonsuz güz.Berlin sen, bir grafitinin en asi, en çocuksu rengisin,U-Bahn istasyonlarında yankılanan o kimliksiz keder.Hem bir mülteci duasısın çatlak asfaltta yeşeren,Hem de tarihin sırtındaki o ağır ve kambur kader.Berlin sen, soğuk bir - [Günler gelip geçmekteler, kuşlar gibi uçmaktalar / Emrullah Eskitabak](https://cizlavet.org/gunler-gelip-gecmekteler-kuslar-gibi-ucmaktalar/): Bu hikaye bir metindir. Kimse olmadı. Hepimiz yazıldık. Yazıldıktan sonra olduk. Bu yazıcının ‘her şeyi bilen gözüm’ mavraları, yaratıcı karşısında en hafif ifade ile cehalet, ifadenin hası ile isyandır. Yaradan’a isyan. Ben de varım demektir. Varım demenin ben demekten sonra geldiği cümle, kibirden çatılmış bir cümledir. Varım. Bensiz. Ali, Derdo, Sitare, Muharrem, Göl, Tekne, harflerden var olmuş sembollerdir. Etli, kanlı canlı olmamışlardır. Ey okuyucu, bu bir metindir. Ayna. Gerçek değil. Misal. Ey okuyucu sen gerçeksin varsın. Senin varlığın kelimeye gelmekte elbet, ama kelimesiz de var. Ama Ali, Derdo ve bu hikayedeki harf öbekleri bir yazıcının iradesi ile yan yana gelip - [Garipler Yapar / Selim Gül](https://cizlavet.org/garipler-yapar/): İster haklarını çiğne ister apar, Alınları yokuşlarda bile par par. Muştulu bir haberse arar vuslatı, Yaparsa harabeyi garipler yapar. ***** Yıldızlı gecede yürür evden eve, Yüce boyunduruk taşır seve seve. Aciz kalsa da omuzları düşse de, Aşılır mihnet ile en çetin zirve. ***** Kuru dudakları iç içe büzülür, Dikkat kesil, nelerden nasıl üzülür? İçine akar durur, durduramazsın. Gönlün dibine kıvrım kıvrım süzülür. ***** Yükü ağırdır ey dost, bir de sen yorma, Sırtındadır kefeni, ömürlük forma. Bir katre taşırır garibin kalbini, Gurûb hüznün doğuşu ona, hiç sorma. ***** Heyhat! Çizebilseydim birkaç derdini, Ara bul o çilekeşlerin pirini. Gecede durulur, seherde yumulur, - [Kardaş Nerelisin/ Gökhan Bozkuş](https://cizlavet.org/kardas-nerelisin-gokhan-bozkus/): Kardaş Nerelisin    Aslında böyle bir yazıyı yazmaya hiç niyetim yoktu. Birkaç gündür okumaya çaldığım merhum Ahmet Turan Alkan’ın Altıncı Şehir kitabı ve dün akşam iftarda evimde ağırladığım Viktoria ve Alina bu yazıya vesile oldu diyebilirim.   Sivaslılar çok şanslılar biliyor musunuz? Abartısız Türkce yazılmış en duru en güzel en detaylı şehir yolculuğu kitabına sahipler. Ayrıca bana göre bir şehrin kültürünü anlatan en güzel filme de sahipler. Ahmet Turan Alkan kadar doğduğu, büyüdüğü şehri satır satır kaleme alabilmiş yazar var mıdır bilmiyorum. Yedinci Şehir kitap taslağıma son hâlini vermeden ona ilham olan kitabı yıllar sonra ikinci kez okuyunca bir kez - [Temmuz Sıcağında Bir Ramazan Hülyası / Ali Çöre](https://cizlavet.org/temmuz-sicaginda-bir-ramazan-hulyasi-ali-core/): Kasabanın taş sokakları, gündüzün kavurucu sıcağını geceye kadar emmiş, duvarlar fırın gibi yanıyordu. İftar topu patlar patlamaz o ağır hava dağılır, yerine tatlı bir telaş, bir koşuşturmaca yerleşirdi. Teravih namazının bitişi ise asıl bayramdı: Camiden çıkan cemaat, sanki uzun bir esaretten kurtulmuş gibi kendini sokağın,parkların serin kollarına bırakırdı. Meydanda dondurmacının önünde bir mahşer kalabalığı… Ama ne kibar, ne mütevazı bir kalabalık! Fabrikasyonun ruhsuz soğukluğu değil; sanki Ilgaz Dağlarının karıyla sütün evliliğinden doğmuş, sakız gibi uzayan, her kaşıkta ferahlık değil, saadet veren o dondurma. Kaymaklısı damağı okşar, kakaolusu hafif acı bir teselli bırakırdı geride. Bir külahın ucunda koca günün susuzluğu erir - [Melmeketi Düze Çıkarana Dek! / Naci Kalender](https://cizlavet.org/melmeketi-duze-cikarana-dek/): Muhterem, mütebessim ve dahi mütereddit muhiplerim, Evvela arz edeyim ki, bu fakiyr Naci Kalender kulunuz, cihan siyasetinin yüksek tansiyonundan ziyade kendi tansiyon hapını aramakla meşgul iken yine de kelâm etmeden duramadı. Zira küre-i arz öyle bir panayır yerine dönmüş ki, deve tellâlı susar, biz susamayız. Pazar günü rehavet-i resmiyye ile elimde kumanda, kanallar arasında firârî bir zaptiye misali seyr-ü sefer eylerken bir baktım: Aslan yeleli saçları, mütebessim çehresi ve “tek parmağımla cihanı nasıl da titreteyorum” edasıyla Kim Yong efendi! Elindeki nükleer olarak şey ettikleri kırmızı butonu oyuncak zannedersin; lakin oyuncak değil, milletin yüreğiyle langırt oynar. “Basayım mı düğmeye keratalar sizi?” - [Bir Avuç Alıç / Ali Çöre](https://cizlavet.org/bir-avuc-alic/): Yeni taşındığım bir şirketin ofisinde çalışmaya başlamıştım. Bir sabah odamı temizleyen görevli kadınla karşılaştım.Her gün odamı düzenliyor, masamı temizliyor, çöpümü alıyordu. O gün içimden geldi; kendisine teşekkür ettim.Sonra adını sordum.“Adınız ne abla?” dedim.“Memleket neresi?”Kadın bir an durdu.Utangaç bir ifade ile  yüzüme şaşkınlıkla baktı.  Sonra hiç beklemediğim bir şey söyledi.“Abi,” dedi, “ben bu şirkette uzun zamandır çalışıyorum. Ama şimdiye kadar kimse bana adımı sormadı. Nereli olduğumu da sormadı. Kimse benimle konuşmadı.”Meğer abla hemşehrimiz sayırlırmış. Boyabatlıymış.Bir an sessiz kaldım.Sonra devam etti:“Ben de içimden onların ne kadar kendini beğenmiş insanlar olduğunu düşünürdüm. Sanki benim yaptığım iş çok değersizmiş gibi davranıyorlardı.”Bu sözler beni çok - [Amr bin As’ın Manevi Mirası](https://cizlavet.org/amr-bin-asin-manevi-mirasi/): Ey Amr! Salih mal, salih kimsede ne güzeldir. - [Hubb-u Zat İlleti ve Tenha Ruhlar / Huysuz Dede](https://cizlavet.org/hubb-u-zat-illeti-ve-tenha-ruhlar-huysuz-dede/): Aziz ve muazzez kaarilerim,    Evvelemirde, on bir ayın sultanı, gönüllerin cilası Ramazan-ı Şerif’in feyz-i bereketi üzerinize sayeban olsun. Gönül haneleriniz nura, sofralarınız sürura gark olsun inşallah. Lakin bu mübarek günlerin manevi neşesi meyanında, dimağımı işgal eden elîm bir vaziyet vardır ki, zikretmeden geçmek, bu Huysuz Dede’nin vicdanına bir “bar” teşkil eder.    Bakınız efendiler; biz ki “komşusu açken tok yatan bizden değildir” düsturuyla neşvünema bulmuş bir ecdadın ahfadıyız. Lakin şimdilerde modern zamanın “ben” putuna secde edenleri, her köşebaşında mantar gibi türeyen o bencil ruhlar, lisanımızı olduğu gibi gönül soframızı da tarumar ettiler. Eskiden dostluklar “kavi” idi. Bir gönül bir gönüle mülaki - [GURBETİN ÜÇ ATLISI:DİŞÇİ,TERZİ VE BERBER MESELESİ / Ali Çöre](https://cizlavet.org/gurbetin-uc-atlisidisciterzi-ve-berber-meselesi-ali-core/): İnsan, vatanından ayrılıp da elin Polonya’sına vasıl olduğunda, zanneder ki en büyük meselesi ekmektir, sudur, yoldur. Heyhat! Hakikat öyle değildir efendim. Pasaporttan geçer geçmez ruhunuzu bir endişe kaplar: “Peki ya şimdi beni kim tıraş edecek, söküğümü kim dikecek, azı dişim sızlarsa halim ne olacak?” İstanbul’da yaşarken bu üç erbab-ı sanat, adeta birer sırdaştır. Hele benim bir kuaförüm vardı ki, o nereye ben oraya! Dükkan değiştirse , yine onu bulurdum. Koltuğuna oturduğum an, sanki belediye otobüsünün cam kenarı koltuğuna kurulmuşum gibi bir huzur kaplardı içimi. O makasın şıkırtısı kulağıma bir musiki, bir ninni gibi gelirdi. Gözlerimi kapatır, kendimi uykunun pamuksu kollarına - [Bekle Beni / Yusuf Bişaroğlu](https://cizlavet.org/bekle-beni-yusuf-bisaroglu/): Bekle Beni     Uzakların o en amansız ufkunda, eşiği aşınmış bir vuslatın şafağında; hüzünle yoğrulmuş bir sabırla, bekle beni.    Gül yaprağında kuruyan o kederli izleri birer nişan gibi taşı göğsünde. Zamanın kalbinde bıraktığı o ince sızıyla sarın hırkana. Bir sonbahar sağanağında dökülen yaprakların fısıltısını duy ve ruhunun kuytularında bekle beni.    Bakışlarındaki o sert ama mağrur umudu kuşan; duvarları aşan bir iradenin, “mutlaka şafak sökecek” diyen o sarsılmaz inancıyla bak yollara. Dumanlı bir sesin yankısında, hangi raydan geçerse geçsin bu hasret, son durağın menziliymiş gibi; yıkılmadan ve dimdik bekle beni.      Mızrabın her dokunuşunda sızlayan o kırık nağmede bul - [Kant Felsefesine Konu Odaklı Detaylı Bakış /Selim Gül](https://cizlavet.org/i-kant-felsefesine-konu-odakli-detayli-bakis/): Kant, Avrupa’da Hristiyan bir mahalle ve çevrede neşet etmiş, topyekün insanları ve insanlığı merkeze almış, özgün teşhisler ortaya koymuş, buna göre felsefesini belirlemiş, ilkesel çareler ve evrensel çözüm teklifleri sunmuş, küresel boyutta iz bırakan fikri bir miras ve külliyat bırakmıştır. - [Vicdanın Sultanlığı: Ruhun Sessiz Hakemi / Selim Gül](https://cizlavet.org/vicdanin-sultanligi-ruhun-sessiz-hakemi/): İnsan, evrensel bir sorumluluk ve derin bir iç hesaplaşma alanında yaşar. Sosyal normlar, kanunlar, dinî emirler ve toplumsal beklentiler ne kadar güçlü olursa olsun, insanın kendi iç dünyasında, düşünce ve aksiyonlarını değerlendiren görünmez bir hakem vardır: vicdan. Vicdan, yalnızca doğru ve yanlışın, iyi ve kötünün, güzel ve çirkinin farkını bilen bir ses değil; insanın niyetlerini, eylemlerini, bunların dayandığı değerleri ve temelleri sürekli gözden geçiren bir içsel otoritedir. Bu makalede, vicdanın doğası, işleyişi, üstünlüğü ve toplumsal etkisi üzerinde durulacak; onun eğitilebilirliği ve kısmî yanılmazlığına dair felsefî bir çerçeve sunulacaktır. 1. Vicdan Nedir? Kant (ö. 1804) etiğinin temeli sayılan ‘‘koşulsuz buyruk’’ ile - [Lisanımıza Dadanan "Sağlamacı" Sülükler Üzerine / Huysuz Dede](https://cizlavet.org/lisanimiza-dadanan-saglamaci-sulukler-uzerine-huysuz-dede/): Lisanımızın haysiyetine vakıf Hüseyin Say Üstadımız, son zamanlarda Türkçenin başına bela olan bir marazı, o meşhur “katılım sağladık” garabetini ne güzel teşhis etmiş. Vallahi okurken “Destur!” dedim, bizim hanım bile yerinden zıpladı.Bakınız efendiler; bu bir mesele-i mühimedir! Eskiden bir meclise teşrif edildiğinde, edeple “Katıldık” denir ve mesele orada hitama ererdi. Ne duru bir ifade, ne asude bir tınnet… Şimdilerde ise bir “sağlama” merakıdır peyda oldu. Yahu evladım, alt tarafı bir açılışa, bir toplantıya, bilemedin bir düğüne iştirak etmişsin; neyin “sağlamasını” yapmaktasın? Sen lisan laboratuvarında kimyager misin, yoksa bakkal çetesinde hesap uzmanı mı?“Katılım sağladım” demek; “Yemek yeme aksiyonunu icra eyledim” demek - [nun / Emrullah Eskitabak](https://cizlavet.org/nun/): NUN Bin bir isim verilse doymaz içimdeki insanlar, Allah doyursun gözünü, tabii ki toprak ile. O halde ismimi Toprak koyalım, doygun sesi olsun, kelimeleri tamlıktan geliyor ‘gibi’ olsun. Bir ara roman yazarken, roman kahramanım, bana kendini yazdıran kahramanım, içimde sekiz kişi var demişti. Sekiz kardeş onlar demişti. ‘İçimdeki beş kişi diğer üç kişi ile pek anlaşamıyor. Ama hepimiz kardeşiz diyorlar. Beş kardeş çok kakara kikiri konuşkan kardeşler, diğer üçü ağır ama etkin. Neyseeee.’ O kadar isim versem de kendime niceleri isimsiz kalıyor bende. O isimsiz dahi benim içimdir, bendir. Oyunlar oynamak istemiyorum, o kahramanı yazan benim, yani benim o anki - [Yılmaz Abi'ye Mektuplar/ Gökhan Bozkuş](https://cizlavet.org/yilmaz-abiye-mektuplar-gokhan-bozkus/): “Biz bu kentlere sığdık da, bu kentler bize sığmadı Asiya!” (Yılmaz Odabaşı) Ufukta bir karartı, Bir grilik gördüm de koştum, Bir duman gördüm, durdum adres sordum Yılmaz abi. Durdum yoruldum Durdum bakakaldım. Ben hiç tütün sarmadım, hiç cigara yakmadım ömrümce Ama öyle bir yanıyor ki içim; Şimdi… Şimdi ben… Bu tüten dumanı memleket sandım Yılmaz abi. ​Hani o bozkırın akşamında kerpiç damlardan yükselen, Hani o tandır başında anamın ellerine sinen koku gibi… Hani babamın kasketinin gölgesi gibi Hani ninemin elindeki kirman sesi gibi Dünya buz kesti, merhamet kapıları kapandı yüzümüze; Ben bu ıssızlıkta o dumanın sıcaklığına sığındım. Tıpkı soğuktan titreyen - [SUSMAKTIR Üzerine Bir Derkenar / Gökhan Bozkuş](https://cizlavet.org/susmaktir-uzerine-bir-derkenar-gokhan-bozkus/):       Bazı kitaplar vardır, kapağını açtığınızda bir hikâyeye değil, bir sızıya dahil olursunuz. Mehmet Tuna’nın SUSMAKTIR  tam da böyle bir eşikten sesleniyor bize. Daha ilk sayfada karşımıza çıkan o devasa nida, “Ah”, metnin hem başlangıcı hem de varacağı son durak gibi. Tuna, bize sadece bir olay anlatmıyor; lisanın bittiği, kelimelerin dilsizleştiği o tekinsiz boşlukta, vicdanın nasıl bir “Ah” ile yankılandığını duyuruyor.    Kitabın iskeletini oluşturan Ali’nin hikâyesi, aslında hepimizin bir yerlerde sustuğu, sustukça failleştiği o ortak karanlığın bir yansımasıdır. Ali, bir cinayeti görür; gözleriyle şahit, kulaklarıyla işitir ve eliyle o soğuk eti hisseder. İşte tam o an, Tuna’nın kaleminde - [Mebusumuz Aç, Aç! / Kalender Naci](https://cizlavet.org/mebusumuz-ac-ac/): Muhterem kârî, azîz ve muhterem okur-ı kirâm, Malûm-u âlîniz olduğu vechile, vâki olan ahvâl ve cereyân eden vukûat-ı elimeden bihaber olan kalmamıştır. Ne var ki işitmeyen kulağa ve hatta işitmek istemeyene bilhassa su kaçırmak niyetiyle bu satırları kaleme almak, fakîrâne bir vecîbe addediyorum. Duymayan kalmasın, bilmeyen işitmiş olsun, işitip de anlamayan bir zahmet tekrar okusun deyû, şu sahîfeye kayd-ı düşülür ki; mağdur, mazlum ve mağmûm olan hiç kimse müteşekkî olmasın. Kaldı ki kalenderlik bendenize mahsus bir haslet olup, ehli bilir, ehl-i insaf takdir eder. Evet efendim… Güzîde vatanımızın Tekirdağ ilünü temsilen Meclis-i Âlî’de irade-i milliyeyi tecellî ettirmekle mükellef bulunan muhterem - [Berlin Hikâyeleri: Rayların Arasındaki Memleket / Gökhan Bozkuş](https://cizlavet.org/berlin-hikayeleri-raylarin-arasindaki-memleket-gokhan-bozkus/):      Berlin bugün kaskatı. Buzdan bir örtü sarmış şehri. Gökyüzü gri bir beton blok gibi üzerimize çökmüş, kaldırımlar cam kırığı gibi parlayan sinsi bir buz tabakasıyla örtülü. Adım atmak, hayata tutunmak kadar zor. Dışarıdaki bu dondurucu sessizlikten kaçıp kendimi Osloer Straße durağının o uğultulu derinliğine, U8’in geniz yakan yapay sıcaklığına bıraktım. 5 dakika vardı Ubahn’ın gelmesine.  Kulaklığımda “Bu Tepe Pullu Tepe” türküsü çalıyor… Bağlamanın teli her titrediğinde, Berlin’in o meşhur grafitili duvarları siliniyor, yerini kerpiç evlerin güneş yanığı kokusuna bırakıyor. Tam o sırada, bankta yanımda oturan, kasketi alnına hafifçe düşmüş, yüzü coğrafyanın kederli atlasını andıran bir amca eğildi:“Hele de - [Berceste Günlüğümden 5 / Gökhan Bozkuş](https://cizlavet.org/berceste-gunlugumden-5-gokhan-bozkus/): “Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu hebâ, Yola geldim, lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber. Ağlayıp, nâlân edip, düştüm yola tenhâ, garip, Dîde giryan, sîne biryan, akıl hayran, bîhaber”  Niyâzî-i Mısrî, bu beyitlerde bizi insan ruhunun en çıplak gerçeğiyle; zamanın telafisi olmayan akışıyla yüzleştiriyor . İnsanın kendi iç dünyasındaki aynaya bakarak konuşmasını sunuyor 1. Beyit: Sermayenin Ziyan Oluşu Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu hebâ,Yola geldim, lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber. Nakd-i Ömür: Şair, ömrü bir “nakit” yani harcanabilir bir sermaye olarak görür. Ancak bu sermaye, kâr getirecek bir ticarette (manevi olgunlaşma) kullanılmamış, tabiri caizse “bozuk para” gibi harcanıp gitmiştir. Yunus - [Varlığın Evrensel Beyanı: Can / Selim Gül](https://cizlavet.org/varligin-evrensel-beyani-can/): Dilimize en çok yakışan kelimelerden biridir can. Kültürümüzde birine “canım” dediğimizde, aslında kendi özümüzden bir parçayı dile getiririz. Bir ağacın kesilmesi onun “canına kıymak” demektir. Bir kuş düştüğünde “can verdi” deriz. Bizde can, yalnız insanlara ait bir nitelik değildir. Hayvanlardan bitkilere, dahası dünyamızdaki tüm varlık, doğrudan veya dolaylı olarak canlı-cansız döngüsünde yer alırlar. Can sessizdir fakat incinirse feryat eder. Dahası vücudun birliğidir can. Ruh ölmez ama can ölür. Zira ruh, mahiyeti mahfuz ilahî bir nefestir. Can, hem aşkındır hem içkindir. Tanımı, matematiği de mantığı da aşar ve idrak kabından taşar. Can, niceliğe indirgenemez. Birimi olmadığından o, hesapla değil hikmetle kavranılması - [Edebiyat ve Siyaset (4) Gökhan Bozkuş](https://cizlavet.org/edebiyat-ve-siyaset-4-gokhan-bozkus/): Sevgili dostlar aslında Cizlavet teki  “Edebiyat ve Siyaset” içerikli yazılarımı okumuşlardır. O yazılarda örneklerle ele aldığım bu konuyu şimdi başka bir açıdan ele almak istiyorum. Bir yazar öldüğünde onun yazılarından çok siyasi kimliği ile övülmesi ya da yerilmesine çok üzülüyorum. Tabi bu değerlendirmelerde yazarların hayatlarının da etkisi yadsınamaz. Ama yine de merkezde onların kalemleri olmalı diye düşünüyorum. Sağ ya da sol şerit kavramları otobana yakışıyor bence.   Edebiyatı bir “otoban” sananlar, şerit değiştirdiklerinde menzillerinin de hemen değişeceğini düşünürler. Oysa yazı, ideolojik bir tapu dairesi değildir; ne sağa ne sola ne de bir davanın hizmetine ipotek edilebilir. Bir yazarın, geçmişte yazdıklarını - [Em Kî Ne ? ( Biz kimiz?) / Gökhan Bozkuş](https://cizlavet.org/em-ki-ne-biz-kimiz-gokhan-bozkus/): Em Kî ne?   Dema ku şev dadikeve ser milên çiyayan, dengekî hêsirî di nav geliyan de olan dide; bêkes, westiyayî û dilsikestî… Di her fîfika bayê de heman pirs veşartiye: Em kî ne?Em ew in ku mîna çinareke sedsalî ji koka xwe hatine qutkirin; bedena me li vir, lê rihê me di nav geliyên dûr de maye. Em êşa şitileke ziwa ne ku ji axa xwe hatiye qetandin. Her xeta li ser rûyê me, nexşeya çîrokeke nîvco û rêyeke neçûyî ye.Em kî ne?  Em ew in ku hesretê li rojhilatê, xerîbiyê jî li rojavabûnê dikşînin. Di berika me de - [Ein Museumsdorf Hessenpark 2 / Hasan Çağlayan](https://cizlavet.org/ein-museumsdorf-hessenpark-2/): Drei architektonische Traditionen Diese klassischen deutschen Häuser, jedes für sich einzigartig in Farbe, Muster und Bauweise, vermitteln auch architektonisch wertvolle Informationen. In Deutschland sieht man an Fassaden Holz, Stein und Reet (Schilf) – je nach Region und Bautradition. Die Holzbauweise (Fachwerkhaus / Holzfassade) ist besonders in Hessen, Bayern und Baden-Württemberg weit verbreitet. Jedes dieser Häuser hat eine angenehme, ästhetische Ausstrahlung. Steinfassaden hingegen finden sich noch heute in historischen Stadtzentren, in Regionen mit mittelalterlichen Burgen und Kirchen. In modernen Bauten werden weiterhin Naturstein oder steinähnliche Verkleidungen verwendet – mit einer ganz eigenen, würdevollen Ästhetik. Die mit Schiefergestein verkleideten Gebäude sehen aus - [Bir Müze Köy: Hessenpark 2 / Hasan Çağlayan](https://cizlavet.org/bir-muze-koy-hessenpark-2/): Üç Mimari Gelenek Renk, desen ve inşa açısından birbirinden orijinal bu klasik Alman evleri, mimarî açıdan da önemli bilgiler barındırıyor. Almanya’da bina dış cephelerinde ahşap, taş ve saz (kamış) kaplamalar görülüyor; ama bunlar bölgeye ve mimari geleneğe göre değişiyormuş. Ahşap kaplama (Fachwerkhaus/ Holzfassade,) özellikle Hessen, Bavyera, Baden Württemberg gibi bölgelerde çok yaygınmış. Göze hoş gelen güzel bir görünümü var her birinin.Taş kaplama ise, eski mimarinin korunduğu tarihî merkezlerde, Ortaçağ kalelerinin ve kiliselerin bulunduğu bölgelerde hâlâ kullanılıyormuş. Modern yapılarda ise doğal kayrak taşı veya taş görünümlü cephe kaplamaları hâlâ çokça tercih ediliyor. Bunun da ayrı bir estetik duruşu var. Kayrak (Şist) - [Kuantum Atom Teorisine Göre Görev Dağılımı / Selim Gül](https://cizlavet.org/kuantum-atom-teorisine-gore-gorev-dagilimi/): Maddi ve manevi bütün âlemlerin bilgisi, insan bilgisinin kapasitesini aşmaktadır. Dahası, varlık açısından, Evren’in fiziksel “yapı taşları” hakkında bile yalnızca kısmen doğru ve kesin olmayan hem olasılıklı hem alternatifli bilgilere ulaşılmaktadır. Evren’in varoluşu ve yaşına dair bilimsel açıklamalar doğal olarak hâlâ teoriden öteye geçmemektedir. Bunlar arasında en çok kabul gören teori ise Büyük Patlama Teorisi’dir. Evren’in bu patlama ile birlikte, son derece hızlı ve yoğun bir hâle geldiği, sıcak parçacıklarla dolu olduğu kabul ediliyor. Özetle, önemli mesafeler alınsa dahi, içinde yaşadığımız bu Evren’in yalnızca fiziksel yapısına yönelik kesinlik içeren açıklamalar, bugün hâlâ tam olarak ortaya konabilmiş değildir. Peki, günümüzde Evren - [Yakub! Miraç Nedir? / Gökhan Bozkuş](https://cizlavet.org/yakub-mirac-nedir-gokhan-bozkus/): Sırtımdır benim en eski haritam, Yaslandığım duvarla bağım Secdeye varamayan dağ silsilesi Yüklerimi yüzümden sakladığım, Çünkü yüz aynadır Ve ağır gelir aynaya hakikat Sırtımda biriken çağlar var Biraz kül, Biraz dua Biraz da çağrılmamış isimler. Omuzlarımda taşınan bu gölge Ne tam ben, Ne de benden ayrı. ​Bir kapı gibi durur sırtım, Herkese kapalı, Hakk’a aralık. Yakup Kapı nerede Yakup anahtar kimde gizli Dönük olduğum ne varsa gözetler beni sessizce; ben, göremem arkamda bıraktığımı. Yakup emin misin aradığın ​Sırtımdan vurulmadım hiç, kendime sırtımı döndüm. İçimdeki evin arka odasıdır o ışık girmez, ama eşya susarak durur. Bir yük değil oradaki emanettir. Düz - [Derin Kadraj: Haftanın Analizi – "Soul"](https://cizlavet.org/derin-kadraj-haftanin-analizi-soul/): Hemen hepimiz, hayatın karmaşası içinde kendimize bir “amaç” belirler ve o amaca ulaştığımızda asıl mutluluğu bulacağımıza inanırız. Soul, tam da bu noktada bizi durduruyor ve şu soruyu soruyor: Peki ya amaç, varılacak yer değil de yolun kendisiyse?Tutku Bir Hapis Olabilir mi?Filmin ana karakteri Joe Gardner, hayatının anlamını sadece “caz çalmak” üzerine kurmuştur. Onun için hayat, büyük bir sahnede piyano çalmadığı sürece eksiktir. Ancak film bize çok ince bir mesaj verir: Bir şeye aşırı tutkuyla bağlanmak (kıvılcım), zamanla o şeyi bir takıntıya dönüştürerek bizi hayattan koparabilir.Joe, hayaline ulaştığı gün (büyük konser sonrası) hissettiği boşlukla bize şunu fısıldar: Beklediğiniz o “büyük an” - [At Yoruldu - Gökhan Bozkuş](https://cizlavet.org/at-yoruldu-gokhan-bozkus/): At yoruldu, soğudu çay Yandı Santuri Ethem Kırlangıcı hatırla Çık artık tükendi zaman Sağım, solum, önüm, arkam sobe Sorma kakülü de Bak da rüzgârı hatırla Beton kurudu, soğudu harç Örüldü duvarlar içimde Unut Berlin’iUnut Die Chinesische Mauer’i Bak da gözlerime seddi hatırla 14.12.2023Nollendorfplatz - [Berlin Hikâyeleri - Et Kokusu / Gökhan Bozkuş](https://cizlavet.org/berlin-hikayeleri-et-kokusu-gokhan-bozkus/):   Bir şehri bölmüşler ikiye. Etrafını duvarla sarmışlar sonra. Berlin… Enkaz yığınları ve molozlar. Anlattı bir gün Anna. Ve ekledi sonra. Çocuktum et kokuyordu sokaklar. Genç kız oldum kokmaya devam etti. Şimdilerde yolun sonundayım. Görüyorsun işte yürüyemiyoum. Ne zaman çeksem içime havayı. Et kokusu çarpıyor bedenime. Et dedim de mangal, ızgara gelmesin aklına. Çürümüş insan eti. Molozların altında günlerce bekleyen insan etleri. Şu gördüğün kargaların gırtlaklarından geliyor belki de koku. Bilmiyorum belki de sallanan ağaçların dalları taşıyor içeriye. Ne yana dönsem şehrin ortasında hayalet gibi örülen o duvar batıyor bedenime. Anlatırdı Anna uzun uzun.     Anlatırdı gözlerimin içine baka baka. - [Ein Museumsdorf: Hessenpark 1 / Hasan Çağlayan](https://cizlavet.org/ein-museumsdorf-hessenpark-1/): Der September neigt sich dem Ende zu. Manche Bäume beginnen sich zu röten, andere zu vergilben und ihre Blätter fallen bereits. Ja, man kann sagen: In diesem Land ist der September von Kopf bis Fuß ein Wandel der Farben. Doch keineswegs eintönig. An ein und demselben Baum zeigen sich gleichzeitig mehrere Farbtöne. Diese Buntheit, die vor allem den ganzen Oktober hindurch zu beobachten ist, kündigt mit ihrem allmählichen Verlöschen auch das Ende der herbstlichen Herrschaft an. Zum Glück gibt es immergrüne Bäume. Sie sind mir den ganzen Winter über ein Trost. Ein Naturpark: der Taunus Sowohl in den Straßen der - [Bir Müze Köy: Hessenpark 1 / Hasan Çağlayan](https://cizlavet.org/bir-muze-koy-hessenpark-1/): Eylül bitiyor. Kimi ağaçlar kızarmaya kimileri de sararmaya ve dökülmeye başladı. Evet, bu ülkede eylül, tepeden tırnağa bir renk değişimidir denilebilir. Fakat öyle tek düze değil. Aynı ağacın dallarında aynı anda birçok renk olarak. İşte, özellikle ekim ayı boyunca gözlemlenen bu renklilik ve şehrayin tamamlanınca, güzün saltanatı da son bulacak demektir. Bereket ki yaprak dökmez ağaçlar var. Kış boyu tesellim benim onlar. Bir Naturpark: Taunus Gerek şehir sokaklarında gerekse yamaçlarda, tepelerde renk renk boy veren ağaçlar bu ülkenin ve Taunus’un en güzel doğal süsü diyebilirim. Bad Nauheim’dan başlayarak ta Mainz’a dek uzanan bu “Naturpark,” kayından gürgene, meşeden akçaağaca, karaçamdan ladine - [Siyer İle Siyer Felsefesinin Karşılaştırılması: Tarihî Disiplinden Düşünce Sistematiğine / Selim Gül](https://cizlavet.org/siyer-ile-siyer-felsefesinin-karsilastirilmasi-tarih-disiplinden-dusunce-sistematigine/): Giriş Siyer, Efendimiz’in (s.a.v.) hayatını tarihsel, ahlaki ve toplumsal yönleriyle ele alan bir disiplindir. Ancak bu bilim dalı, yalnızca hadiselerin aktarımıyla sınırlı kalmamalı; olayların ardındaki hikmeti, evrensel ilkeleri ve çağlara ışık tutacak anlam katmanlarını da ortaya koymalıdır. İşte bu noktada siyer felsefesi, tarihsel bilgiden düşünsel derinliğe geçiş için imkân sağlar. Nebi’nin (s.a.v.) bütün hayatını konu alan siyer, yalnızca olayların kronolojik aktarımıyla sınırlı değildir. Çünkü siyer, insanlık tarihine yön veren ahlaki, epistemolojik ve toplumsal ilkeleri barındırır. Bu nedenle siyer, salt bir tarih değil, aynı zamanda bir düşünce zemini olarak ele alınmalıdır. Bu yaklaşımın sistematik biçimde ortaya konulması gereklidir. Esasında siyer felsefesi, - [Ziya Osman Saba ve İslamî Kanon /Hilmi Yavuz](https://cizlavet.org/ziya-osman-saba-ve-islami-kanon-hilmi-yavuz/): Ziya Osman Saba, Müslüman şiir izlerçevresinin ilgisini çekmemiştir. Bunun bence örtük sebebi, Saba’nın İslamcı şairler soykütüğü içinde yer alamamış olmasıdır. Evet, bir İslamcı şairler soykütüğü var ve bu soykütük, son derece kapalı ve muhafazakâr bir soykütüktür: Mehmet Akif, Necip Fazıl, Sezai Karakoç,  Yedi Güzel Adam, İsmet Özel;- İslamcı şiirin kanonik soykütüğü! Neredeyse bir ‘kast sistemi’! Bir defa daha belirteyim: İslamcı okuryazar kamuoyu, mesela Yahya Kemal’i ve mesele Ziya Osman Saba’yı, bu soykütüğünün dışında tutmaya özellikle özen göstermiştir! Yahya Kemal, kendi deyişi ile, ‘İslamın akaidinin şairi’ olmadığı için, Ziya Osman da,  kuvvetli bir ihtimalle, Müslüman okuryazar kamuoyunun ‘solcu’ diye kestirip attıkları  - [İkimiz Kaldık / Esra Çetin](https://cizlavet.org/ikimiz-kaldik/): Ellerimin titrediğini hissediyorum. Odam buz gibi. Parmak uçlarım bu odada neye dokunsa soğuktan uyuşmaya başlıyor. Aylar önce siyah astar attığım tuval beni izliyor, “Benden başka kimse yok, biliyorsun değil mi?” diyor. Burada başka kimse yok. Dışarıda da yok. İşin aslı, dünyada benden, bu tuvalden ve içimde büyüyen o alevden başka bir şey var mı emin değilim. Varlıktan uzaklaşıyorum. Aklımda son kurduğum cümleler, son konuştuklarımız yankılanıyor. Zor olduğunu söylemiştim. İnsanın kendi içindekileri görebilmek için ve gösterebilmek için bir kağıda muhtaç olmasının zor olduğunu söylemiştim. Duymuştu beni. Duymuştu ama anlamış mıydı?İşte yine bu soğuk odadayım ve kendimle yüzleşmek zorundayım. Keşke şu harap - [Berlin Hikâyeleri/ Yapboz- Gökhan Bozkuş](https://cizlavet.org/berlin-hikayeleri-yapboz-gokhan-bozkus/): U8 Pankstraße durağında gördüm seni. Tam karşıma oturdun. Ocak ayının ilk günleriydi. Bembeyaz karlarla gelmişti yeni yıl. Birkaç gündür her yer beyazdı. Tam karşıma oturmuştun. Çantana öyle sımsıkı sarılmıştın ki ister istemez dikkatimi çektin. Seni süzerken Ghazal Shakeri’den Shab Âfaridi şarkısını dinliyordum. Muhammed İkbal’in Cevabı Şekvasından alınan mısralardı. İnsan ile Allah arasındaki diyaloğun şiirselliği akıyordu kulaklarıma ​آنم که از سنگ آیینه سازم آنم که از زهر نوشینه سازم ​Bana iyi bak, ben taştan ayna yapan varlığım, Bana iyi bak, ben zehirden bal yapan varlığım Ben Shakeri’yi dinlerken sen sımsıkı anneye sarılır gibi sarılıyordun çantana. Çekil gözlü, otuzlu yaşlarda bir gençtin. - [Berlin Hikâyeleri- Gökhan Bozkuş](https://cizlavet.org/berlin-hikayeleri-gokhan-bozkus/): Ve Nuyessiruke lil-Yusrâ Berlin sabahları acele etmez; sadece ağırlaşır.Gri, gökyüzünden çok insanın içine çöker. Elli sekiz yaşında bir adam, yerin altına iner. Adı Yunus. U8 hattı, şehrin kemikleri arasından sessizce akar.Güneş yoktur burada; zaman bile loştur.Ama insan, en çok karanlıkta hatırlar. İnsan en çok loş ışıkta dalar uzaklara. İnsan en çok… Diline bir ayet dolanır durur bu sabah:Ve nuyessiruke lil-yusrâ.Kelimeler, dudaklarında değil, kalbinin derin bir kıvrımındadır.Sanki ayet onu söylüyordur;“Seni kolaya yönelteceğiz,” der gibi,“dayanabildiğin kadar değil, yürüyebildiğin kadar.” Tren Gesundbrunnen’e doğru ilerlerken,yerin altı bir hafıza tüneline dönüşür.Metal tekerleklerin sesi,Rojava’nın taşlı yollarına benzer bir ritim tutturur. Kulağındaki kulaklıkta Beytocan ‘Ji Te Durım”  - [Köklerinden Koparılmış / Betül Yenilmez](https://cizlavet.org/koklerinden-koparilmis/): *Köklerinden Koparılmış* Gökyüzünün sahnesinde duruyor yıldızlar. Yeryüzünün sahnesindeyse başrolü oynuyor, erimeye yüz tutmuş karlar. Evim benden çok uzaklarda. Gözlerim ufka dalmış, onu arıyor ıraklarda. Gönül bahçeme iniyorum. Solmuş çiçekler ve dallardaki çürümüş meyveler… Sulamayı unuttuğum için değil, kendi topraklarından koparıldıkları için böyleler. Birisinin yaprağından tutuyorum narince. Soğuk… Tıpkı bir ceset gibi. Bunların her biri zulmün izi, mazlumların duyulmayan sesi. Eksik kökleri yüzünden ayaklarım kana bulanıyor. Elimdeki pusulanın iğnesi, köklerinin yerini — evimi — işaret ediyor. Eksikliğimle büyüyemiyorum burada. Geçmişimi göremiyorum. Benliğimi hatırlayamıyorum. Yuvamsız üşüyorum sadece. Isınmak için bir ağıt yakıyorum. Fakat buranın soğuğu, sıcağı düşlemene bile izin vermiyor. Bir dilek - [Bir Dilek / Betül Yenilmez](https://cizlavet.org/bir-dilek-2/): *Bir Dilek* Önümde altın sarısı, kenarları paslı bir lamba… Lambanın içinde bir cin duruyor, üç dilek hakkıyla. O bana bakıyor, ben ona. Gözlerinde derin bir bakış; ruhuma işliyor nakış nakış. Sanki insanoğlunun arzularını ezberlemiş. Dudaklarında sessiz bir meydan okuma: “Ne dilersen dile… şaşırtamayacaksın beni,” diyor. Fakat yanılıyor. Derin bir iç çekiyorum. Rüzgâr karışıyor nefesime. Ay, bulutlar ardından çıkıp dâhil oluyor bu serin geceye. İlk dileğim yüreğimden fışkırıyor, ağzımın ucuna gelene kadar yavaşlıyor. Dilimin üzerine gelse kelimelere dönüşebilir. Ama boğazımda duruyor. Dileğim boğazımda takılıyor. Ne geri yutabiliyorum ne de özgür bırakabiliyorum. Cin kol saatine bakıyor. Zamanın akışıyla alay eder gibi, saniyeler - [Bir İdam Mahkumunun Son Günü](https://cizlavet.org/bir-idam-mahkumunun-son-gunu/): Kitap Yolcuları Kasım ayı kitabı: Kitaba dair yorum ve alıntıları lütfen yorum kısmına yazalım. - [Git / Mehmet Tuna](https://cizlavet.org/git-2/): Günlük iş güç devam ediyor senden sonra Devam etmeliymiş, ediyormuş öğrendim. Zor nefes alınıyormuş Vermek daha zor. Ölüm gibi değil. Hayat gibi. Zor. Ekmek almaya çıkıyorum da Ekmek için koşmaya çıkmıyorum. Hazır ekmek vermiyorlar senden sonra Sen benim hazır ekmeğimmişsin. Kaybettim. Gayb ettim. Buldurdu Allah. Seni yokluğunda. Yarası derin olmakla hürmetli sanıyordum kendimi Her insan için yara derinmiş. Farkettim. Farkettirme vesilem oldun. Şimdi Allah’ı senden çok seviyorum. Gafletimi kaldırdın. Allah seninle oluşan perdemi senden dolayı kaldırdı Ayan beyan Hakk oldu demek isterdim Bir perde daha kalktı Allah ile aramda diyorum Git ki vuslata ereyim. - [Eylülde Berlin Sürprizi 4 / Hasan Çağlayan](https://cizlavet.org/eylulde-berlin-surprizi-4/): Eylülde Berlin Sürprizi 4 İçimde Bir Huzur Bu noktadan sonra artık dönüşe geçeceğiz. Öyle sanıyorum on kilometre kadar yürümüş olduk. Hava güneşli ve çok güzel, gökyüzü beyaz bulutlarla masmavi. Böyle olunca, şehir ve insanlar da güzel görünüyor. Geçici olarak kaygımızı tasamızı unuttuk. Sanki on yıl öncesine dönmüş gibi bir huzur duydum içimde. Grubumuzdakiler yaşça gençler. Onlar neler hissetti, neler gözlemlediler bilmiyorum. Ama mutlu olduklarını, bir yaşama sevinci duyduklarını tahmin ediyorum. Metrodan, Şık Binalara Aynı yoldan geri dönerken bir duraklık da olsa U-Bahn’a (Unter Bahn, Metro) bindik. Bunlar, Frankfurt bölgesindekilere göre, sanki daha küçük ebatlı ve daha bir şık göründü gözüme. - [Eylülde Berlin Sürprizi 3 / Hasan Çağlayan](https://cizlavet.org/eylulde-berlin-surprizi-3/): Eylülde Berlin Sürprizi 3 Muslimsche Kulturwoche Kahvaltı sonrası güzel bir ortamda kahve içtik. Böylesi bir kahveyi en son Antakya’da içmiştim. Güzel oldu. Ardından da MKW’nin Forum Dialog ile birlikte organize ettiği Ehrenamtstreffen (Gönüllüler Buluşması) toplantısı için yola çıktık. Merkezi bir konumda bulunan binanının ince, uzun ve aydınlık salonunda yine gençler çoğunlukta. İçerde farklı inançlardan insanların ve Alman misafirlerin olması da sevinç verici. Genç kızlar kapalı giyimleriyle gayet şık görünüyorlar. Onlardan biri, Kübra Dalkılıç hanım sunuculuk yaptı. Akıcı Almancası ve sempatik konuşmasıyla takdiri hak etti bence. Ev sahibi olarak Levent Kılıçoğlu Bey konuşma yaptı. Yılda bir büyük program oluyormuş. Yine yılda - [Kıssaların Simetrik Yapısal Analizi / Senem Gül](https://cizlavet.org/kissalarin-simetrik-yapisal-analizi-senem-gul/): KUR’AN’DA HZ. YUSUF(as) VE HZ. MUSA(as) KISSALARININ SİMETRİK YAPISAL ANALİZİ Arapça’ da kıssa “bir kimsenin izini sürmek, ardınca gitmek; bir kimseye bir haber veya sözü bildirmek” gibi anlamlara gelir. Kur’an, sadece hüküm veren bir kitap değil; aynı zamanda insan ruhunun   iniş             çıkışlarını, peygamberlerin           gözyaşlarını, toplumların çöküşlerini, sabrın ve isyanın hikâyelerini anlatan büyük bir anlatıdır. Kıssa yerine hikaye kullanılmamasının nedeni ise; asıl anlamı “nakil” olan hikâye gerçekçi-hayalî, önemli-önemsiz başkalarına aktarılıp anlatılabilecek her tür olayı kapsar. Kur’an kıssaları ise ibret alınacak, tarihî doğruluk ve gerçeklik niteliği taşıyan olaylardır. Kuran’ı Kerim’de bulunan kıssalar,  iyi  ve  kötünün  modellerini ortaya koyarak insanların hayatlarına dokunur. Erdemlere - [Berlin'de Santur Sesi- Hakan Tuğrul](https://cizlavet.org/berlinde-santur-sesi-hakan-tugrul/): Soru 1: Röportaj teklifimize olumlu cevap verdiğiniz için öncelikle teşekkür etmek istiyorum. Dergimizin okulları için kendinizi biraz anlatabilir misiniz? Hakan Tuğrul kimdir? Cevap: Ben teşekkür ederim. 1985 yılında İstanbul’da doğdum. Açıkçası okullu bir eğitim hayatım çok olmadı. Anne babam ben küçük yaştayken ayrıldılar. Anneanne, dede ve annemle birlikte büyüdüm. 5 kardeşin en büyüğüyüm. Ailem balkan göçmeni, dolayısı ile bu kültürden çok beslendiğimi düşünüyorum. Çocukluğum Bayrampaşa’daki müstakil evimizde geçti. Okulda çok başarısız bir öğrenci değildim ancak okula devam etmeme kararımı kendim vererek, erken yaşta iş hayatına atıldım ve bu süreçte pek çok işte çalıştım. Soru 2 : Müzikle ilk bağınız nasıl - [Issık Gölün Kıyısındaki Sınıf /Ömer Dilbaz](https://cizlavet.org/issik-golun-kiyisindaki-sinif-omer-dilbaz/): Uçak, Bişkek’e alçalmaya başladığında, Yusuf öğretmenin içini garip bir sessizlik kapladı. Aşağıda uzanan dağlar, karlı doruklarıyla gökyüzüne dokunuyordu. Kırgızistan’a ilk kez geliyordu. Anadolunun isimsiz kahramanlarının açmış olduğu Türk okullarında öğretmenlik yapmak için gönüllü olmuştu. Valizinde birkaç kitap, birkaç gömlek, bir de annesinin el emeğiyle ördüğü yün atkı vardı. Ama kalbinde; umut, hasret ve öğretme sevdası… Okul, kasabanın kenarındaydı. Ahşap duvarları yıpranmış, çatısı rüzgârla inleyen bir binaydı.İlk sabah, okulun önünde çocuklar toplanmıştı. Kimi çantasız, kimi eski paltosuyla…Ama hepsinin gözlerinde merak vardı. Yusuf, gülümseyerek tahtaya büyük harflerle yazdı:“Merhaba, ben Yusuf öğretmeninizim.” Çocuklar birbirine baktı, bazıları kıkırdadı.Kırgızca konuşan küçük bir öğrenci — Azamat - [Berceste Günlüğümden 4 / Gökhan Bozkuş](https://cizlavet.org/berceste-gunlugumden-4-gokhan-bozkus/): Bir An Âşık Ömer ile — “Şirâr-ı Mekrine Yanma” Şirâr-ı mekrine yanma, yüzüne güler inanma  Sen anı âşinâ sanma, sakın bîgânedir dünyâ Dünya bazen güler…  Ama bu gülüş, bir dostun tebessümü değil;  Bir tuzağın cilvesidir belki de.  Gönül, o gülüşe kanar.  Sanır ki âlem bağrını açmış,  Sanır ki artık emniyette… Oysa dünya, içi başka, dışı başka olan bir misafirdir.  Yüzü güler, ama içi sürprizlerle doludur.  Bazen nimet sunar, bazen zehir saklar.  Güven verme der Âşık Ömer;  Çünkü o güldüğünde, ardında ne sakladığını bilmezsin. Ve ne büyük bir uyarı:  “Sen anı âşinâ sanma…”Bazen en çok bildiğini sandığın şey,  Sana en uzak - [Berceste Günlüğümden 3 / Gökhan Bozkuş](https://cizlavet.org/berceste-gunlugumden-3-gokhan-bozkus/): Bir An Niyâzî Mısrî ile — “Ben Sanırdım” Ben sanırdım âlem içre bana hiç yâr kalmadı,  Ben beni terk eylerim, bildim ki ağyâr kalmadı. İnsan bazen çevresine bakar ve her şey ona yabancı görünür:  Dostluklar solmuş, gönüller kırılmış, dünya kaskatı kesilmiştir.  Zanneder ki dünya değişmiştir.  Oysa değişen, sadece bakandır.  Öyle değil miydi? Güzel bakan güzel görür. Güzel gören hayattan lezzet alır.Çünkü insan kendini — yani benliğini, nefsini — merkeze koydukça  Her şey ona uzak, her şey ona hırçın gelir. Ama bir an…  O derin iç dönüş başlarsa,  Benlik perde perde çözülürse,  İşte o zaman hakikat görünür:  Asıl yâr gitmemiştir,  Biz - [Eski Tanıdık Biri / Cafer Başer](https://cizlavet.org/eski-tanidik-biri-cafer-baser/): saymadığım adımlarlaişte geldim o sırtıma kapanan kapıyaağaçlar dökmüş dibine meyvelerinisoğuk hala titriyordu yaprakların boynunda gözüme ilişti birden kapının önünde bekleyen eşiken sadık bekçisiydi o kemiksiz gövdenin eskiciye versen bir düzine mandal etmeyen yüzüyle çıkageldi yazılmış geçmişi çoktan kat kat hesabınayakasında altın bozması broş cebine sıkışmış duruyordu üç beş metelik birde ekşimiş rengiyle alnında terleyen mendilleri yüzünde kesilen topak topak  solgun sönmüş kireç başı da çökmüştü omuzlarına titriyordu gözleri bebeğinin kollarındaselam faslında musafaha ettikbuzluktan çıkmış sandım ellleriniörste dövülmüş bakışları bitkinvicdanını paspas etmişti zaten ilkin ardından buyur etti  karşı köşeye oturduk yılların yükü sırtımızdakorda demlenen iki fincan kahvesi kırk yıldır ağzında tutuyordu - [Berceste Günlüğümden 2/ Gökhan Bozkuş](https://cizlavet.org/berceste-gunlugumden-2-gokhan-bozkus/): Zâtına Hoşça Bak: Şeyh Galip’in Beytinde İnsan Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen,  Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen.    Şeyh Galip, bu iki mısrada sadece kelimeleri değil, koca bir insanlık tasavvurunu dile getirir. “Kendine güzelce bak” derken kastettiği, aynaya şöyle bir göz atmak değildir elbette. Asıl mesele, insanın kendi varlığını, özünü, kıymetini idrak etmesidir.   Çünkü sen, diyor Galip, “zübde-i âlem”sin — yani âlemin özü, yaratılmışların incisi, bu varlık denizinde damıtılmış bir hakikat. Sıradan biri değilsin. Dış dünyada gördüğün ne varsa, senden bir iz taşır aslında. Gözünle gördüğün gök bile, senin içindeki yüceliğin yansımasıdır. Ve daha da ötesi:  - [Eylülde Berlin Sürprizi (1) / Hasan Çağlayan](https://cizlavet.org/eylulde-berlin-surprizi-1-hasan-caglayan/): Her insanın gönlünde, başka yerlere gitmek, özge diyarlar görmek arzusu vardır. Vardır; ama  bu arzu niyeyse hep güzel zamanlara ertelenir. Çünkü bir sürü sebep, pek çok mazeret çepeçevre sarmıştır. Bundan dolayıdır ki o güzel zamanlar kolay kolay gelmez. Gelse de gönül kararında kalmaz. Öyleyse, fırsatını bulunca gidip gezmelidir. Neruda, “Yavaş yavaş ölürler seyahat etmeyenler.” diye boşuna dememiş.Hem hayatın her insana sunduğu küçük veya büyük nice armağan vardır. Ve armağanlar çoğu kez ansızın gelir. Kısmetimiz varsa, nasibimiz çağırıyorsa, sebepler ve mazeretler ortadan kaybolur. Bütün şartlar birden müsait olur ve arzu gerçekleşir. Biz de şaşırıp kalırız. İşte, bu sefer de öyle oldu. - [Berceste Günlüğüm - Gökhan Bozkuş](https://cizlavet.org/berceste-gunlugum-gokhan-bozkus/):    “Kendi Kemâliyle İmtizâc Eden İnsan Üzerine Bir Sohbet” Abdülhak Hamid ne güzel söyler:  “İnsan edince kendi kemâliyle imtizâc,  Tenzîl-i kadr-i âhere hissetmez ihtiyâc.”    Yani insan kendi kemâliyle, olgunluğuyla bütünleşti mi… başkasının gözündeki değerini kaybetmekten korkmaz, ona ihtiyaç da duymaz.  İşte bu, insanın iç âleminde erişebileceği en sarsılmaz mertebedir.    Zira bizim dünyamızda, çoğu zaman kıymetimizi dışarıda ararız. Birinin takdirinde, öbürünün tasvibinde, alkışta, beğenide, hatta bazen kıskanılmakta… Ama insan kendiyle barışmadıkça, içindeki değerle buluşmadıkça, dışarıdan gelen her takdir rüzgâr gibi geçer gider — bazen ısıtır, bazen üşütür ama kalıcı olmaz.    Kendi kemâliyle imtizâc eden insan ise başka… O, - [Yeniden Başlamak Mümkün / Yılmaz Utku](https://cizlavet.org/yeniden-baslamak-mumkun-yilmaz-utku/): Tuz sızısına bulanmışsa yaralarımYosun tutmuşsam batık gemilerden beterÜstümden bulutlar, rüzgârlar, martılar geçmişseÖlü korsanlar, dalgalar altımdanYenilmişsem, tükenmişsem, dağılmışsa pullarım balıklaraAlabora olmuşsamLime lime, darmadağın, paramparçaEy deniz, yarınYeniden başlamak mümkünKadırgalar, şilepler, donanmalar istemezKefen bezi yelken olsunBaşıbozuk bir yel doldursun göğümüCoşar durulurum, durulur coşarımHer fırtına bir yanımı alırAlsınİçimde kıpırdayan bir kalp kalsınYeterÇünkü ey denizYarın yeniden başlamak mümkünBu, ölümün son seferi-ağıtı olan yaksın, gözyaşı gelen döksün-Bu son sürgünYarın ey deniz, yarın yeni bir günÇektiğimiz acı yeter, yarınYeniden başlamak mümkün Yılmaz UTKU - [İbn Arabi'de Güneş Metaforu / Senem Gül](https://cizlavet.org/ibn-arabide-gunes-metaforu-senem-gul/):          Şeyh İbnü’l-Arabî’nin vahdet-i vücûd nazariyesi, esmâ-i ilâhiyyenin âlemdeki tecellisine dayanır; fakat bu tecellînin zuhura gelmesi için bir kaynağa, bir ayna yahut bir kevnî sahneye ihtiyacı vardır. İşte güneş bu ilâhî menbânın sembolüdür. Kenz-i Mahfi’ de gizlenen o en derin sır, güneşin ışığının gece karanlığına sızışı gibi, letafetten kesafete doğru nazikçe süzülür. Güneş, nasıl ki ışığını dağıtmakla varlığı görünür kılarsa, esmâ-i ilâhi de letafet âleminden kesâfet perdesine süzülerek vücûd elbisesine bürünür. Böylece her şey O’nun bir isminin yankısı, bir tecellî parıltısı olur. Varlık, hakikatin nurundan doğan bir gölgeye dönüşür; güneşin sonsuz ışığı karşısında, her zerre bir sırra, her nefes bir - [Yok'lar Çağı / Gökhan Bozkuş](https://cizlavet.org/yoklar-cagi-gokhan-bozkus/): Öğretmenlik yıllarımda bir gün sınıfa şu beyiti yazmıştım: Bende yok sabr u sükûn sende vefâdan zerreİki yokdan ne çıkar fikr idelüm bir kerre. Ardından öğrencilere, “Bu beyitte şair, mahlasını gizlemiş. Bulabilir misiniz?” diye sormuştum. Zaman verdim, ipuçları sundum, ama bilen çıkmadı. Kaç sınıfta tekrarlasam da sonuç değişmedi. Oysa cevap, divan edebiyatının hikemî şiirleriyle derin izler bırakmış şairiydi: Nâbî.Beyitte tekrar edilen “yok” kelimesiyle, mahlasını incelikle işaret ediyordu. Çünkü “Nâ” da “bî” de yokluk manasına gelir. Biz hâlâ “naçar” ya da “biçare” derken aynı kökten gelen kelimeleri kullanıyoruz. Ama asıl düşündürücü olan şuydu: Nâbî’nin beyitinde bir sanat inceliği olarak dile gelen “yok” - [En Soğuk Veda / Tuba Toprak](https://cizlavet.org/en-soguk-veda-tuba-toprak/): Soğuk bir ses geldi demir kapıdanGözlerimde sensiz uykuların ağırlığıAvuçlarımda paslı zincirlerin sağırlığıKara haberin geldi kara damlarda baba Babam…Bir suçun adı değildi çektiklerinSusturuldu masumiyetin susturuldu emeklerinBir hayat çalındı babamOnu da çaldılar babam Şimdi ben…Kara giysiler içinde değil amaBelki demir halkalar gölgesindeSon yolculuğunda düğüne gider gibi giyindimElimi göğe açamıyorum baba yanlış anlamaDua ederken halkalar izin vermiyorŞıngırdıyor şeytan bileziği kolumdaHıçkırığım bile sayılıyor babaGözyaşım bile suç sayılıyor Korkmuyorum babam…Ne onlar ne de zindan taşlarıHakk yolundan başka eğemeyecekler bu başlarıKelepçeler elimde dilime de vuramazlar ya babamKalbim sana bağlıKalbim acınla dağlı Şimdi sen yoksunAdın kaldı mazlumlar defterindeAynı gökyüzünü dar ettiler yeryüzündeGökyüzüne sığmayan sevdamız var yâryüzündeİçini ferah - [Ve İnsan, Bir Gün Bir Şehri Sever/ Yaşar Beçene](https://cizlavet.org/ve-insan-bir-gun-bir-sehri-sever-yasar-becene/): Bir öğretmenin kalbinde mezun olmayan bir öğrencinin izinde Zaman, insanın içini en sessiz yerinden alır götürür. On iki yıl… Ne çok şey değişir, ne çok şey kalır. Bir öğretmenin kalbinde ise bazı öğrenciler hiç eksilmez. Onlar, zamanın içinden geçip gelen bir sevgiyle yeniden belirir. Tıpkı Orhan gibi. Bir zamanlar sınıfın içinde, gözleri parlayan bir çocuktu. Şimdi karşımdaki adam, o parıltıyı büyütmüş, bir ırmak gibi akıyor içime. Sarıldığında, yılların özlemi bir anda çözülüverdi. Gözlerimiz doldu, ama ağlamadık. Çünkü bazı kavuşmalar, gözyaşından daha derin, kelimelerden daha sessizdir.“Evler, insanlar ve hatta kuşlar… Bir gün susar, bir gün konuşur.” demişti Behçet Necatigil. Biz o - [Çocuğa Çözülmek / Gökhan Bozkuş](https://cizlavet.org/cocuga-cozulmek-gokhan-bozkus/): Bir kadını al onu yont yont anne olsunHer kadın acıma anıtı bir anne olsunÇocuklara açılan mavi kırmızı pencere anne Sen bu şehrin sokaklarından geç sonsuz pencerelerle Bir insanı al onu çöz çöz çocuk olsun Sezai Karakoç Bu sabah Sezai Karakoç’un bu şiirini okudum. Sonundaki şu mısra beni adeta çarpıp yerime mıhladı:“Bir insanı al onu çöz çöz çocuk olsun.” Okudum, tekrar okudum. Çünkü bu dize insanın bütün hayatını özetleyen bir çağrı gibi. Çocukluğa dönmek… Safiyete, merhamete, hayrete. Çöz çöz çocuk olsun…Birkaç defa tekrar ettim bu bölümü.Bir ezgi gibi mırıldandım hatta. Yetenekli bir müzisyen olsaydım, gitarım olsaydı belki de notalarla bezenirdi Çöz - [Bir Buket Viyana (4) / Hasan Çağlayan](https://cizlavet.org/bir-buket-viyana-4-hasan-caglayan/): Haas & Haas’ta Zencefil Çayı Tam da yorulmuşken, açık hava bahçesi olan bir kafeye oturduk. Niyazi Bey zencefil çayı sipariş edince ben de ondan olsun dedim. Küçük beyaz porselen demlikte, yanında limon ve bal ile servis edildi. Her birimize birer demlik çay. Balın tadına baktım. Çocukluğumdan beri yediğim en güzel doğal ballardan biri bu. Çünkü bizim beş altı kadar karakovanımız vardı. Her yıl büyük bir kova bal kaldırırdık. Bunu Niyazi Bey’e de söyledim. Bal gerçekten nefis. Niyazi Bey, Viyana için, “Yaşam kalitesi yüksek bir şehir,” diyor. Pahalı bir şehir mi, diyorum. Ucuz olduğunu söylüyor. “Kenar mahalledeki bir kafe ile merkezdeki - [               Sahte Kıyas veya Safsata / Selim Gül](https://cizlavet.org/sahte-kiyas-veya-safsata-selim-gul/): Giriş İnsanın, evrenin fiziksel yapısına dair insani ve bilimsel bilgiyi genişleme isteği, onun fıtratının bir sonucudur. Bunun için de temel mantık ilkelerinden hareketle, bazı akıl yürütmeler yapar. Gerek zihinsel gerekse deneysel yöntemler üzerinden var olan bilgisini sürekli artırır. Onun bu çabası, klasik mantık metotları yöntemine göre, önce beş tümeli (cins, tür, ayırım, hassa ve ilinti) öğrenmekle başlar. Sonra, cevher ile cevhere yüklenen dokuz kategoriyi (zaman, mekân, nispet, nitelik, durum, nicelik, etki, edilgi ve sahiplik) anlamakla devam eder. Sırada ise, içlem, kaplam, tanım, terim, kavram, söz-anlam ekseninde delalet çeşitleri gelir. Ardından, özne, yüklem ve bağlaç gibi üç temel öğenin birleştirilmesi ile - [Münsifler Heyeti / Gökhan Bozkuş](https://cizlavet.org/munsifler-heyeti-gokhan-bozkus/):   Kelimelerle uğraşmayı sevdiğimi bilen bir ağabeyimden duydum bu kavramı. Kendisi uzun yıllar Azerbaycan’da gazetecilik yapmış. Ben de Karslı olduğum için arada onunla Azerice danışırık. Gökhan Hocam dedi. Azericede öyle tatlı ifadeler var ki beni mest ediyor. Sana da birkaçından bahsetmek isterim. Belki bir yazı yazarsın üzerine.   Münsifler Heyeti dedi ilk olarak.  Duymamıştım. Bizdeki karşılığı “jüri” . Yarışmalarda, sınavlarda, seçimlerde bir grup insanın bir araya gelip karar vermesine “jüri” deriz. Fransızcadan dilimize girmiş, yabancı bir kelime. Oysa Azerbaycan Türkçesindeki bu karşılığı hem çok daha derin ve hoş. Ne kadar güzel bir tabir… Çünkü kelimenin kökü doğrudan adaleti, hakkaniyeti işaret - [Yeşil Adam ve Unutulan Şarkı/Ömer Dilbaz](https://cizlavet.org/yesil-adam-ve-unutulan-sarki/): Kasabanın kıyısında, rüzgârın en güzel estiği bir yamacın üzerinde yaşardı Yeşil Adam.Gerçek adı unutulmuştu. Kimi ona “orman dervişi” derdi, kimi “toprağın dostu”… Ama herkes bilirdi ki o, toprağa basarken ayaklarını hafifçe kaldırır,sanki her adımında çimenlere teşekkür ederdi.Kulübesi, kerpiç duvarlarına sarılmış mor çiçeklerle,çamur yerine sabırla örülmüş bir sevdaydı.Bahçesinde, her mevsim başka renkte açan ağaçlar vardı;ilkbaharda kiraz çiçekleri, yazın mis kokulu nane,sonbaharda altın sarısı armutlar, kışın ise sessizlik.Her sabah elinde küçük bir sepetle kasaba yoluna inerdi.Sepetinde; kurutulmuş adaçayları, tohumlar, bazen de elleriyle yoğurduğu sabunlar olurdu.Alanlara gülümseyerek,“Paranın değeri biter, ama toprağın değeri bitmez.”derdi. Çocuklar onu çok severdi. Onlara ormanın derinliklerini gezdirir,kuru yaprakların altındaki - [Eylül'ce Ahmet Terzioğlu](https://cizlavet.org/eylulce-ahmet-terzioglu/): Hazânın sırlı yüzü, efsûnlu aydır Eylül,Sevgisiz gönüllere, bir nefes hayy’dır Eylül. Eylül’ün gözü nemli, bakışı mahmûr olur,Saçları kara sevdâ, şakakları nûr olur. Hüzn’ile harmanlanır, gündüzler ve geceler,Eylül ile hemhâldir, gönlü mahzun niceler. Bazen bir gurup vakti, kimi zaman seherde,Eylül’ce bir heyecan, bir deli rüzgâr serde. Dökülür dudaklardan, müteheyyiç nağmeler,Dem tutunca Eylül’e, her gece sâzendeler. Hazân gelince yanar, Eylül aşkı kalplerde,Mehtap kızıla çalar, ateşli gecelerde. Her mevsimde ayrı sır, hazânda ise esrâr,Eylül’ü yaşamamış, gönüllerde inkisâr. Eylül akşamlarının, apayrı bir rengi var,Hüzünlü şarkıların, mest eden âhengi var. Dilden dile söylenir, “Eylül’de gel..” şarkısı,Eylül’ün kendisidir, şarkıların en hası. - [Avrupa'nın Sessiz Hikâyeleri- Hüseyin Duman](https://cizlavet.org/avrupanin-sessiz-hikayeleri-huseyin-duman/): Bölüm 1: Heidelberg – Bir Masalın İçinde Yürümek Bir şehri ilk gördüğünüzde kalbinizde bir yer açılır, bilirsiniz. Bazı şehirler sadece taş binalardan, köprülerden ve kalabalıklardan ibarettir. Bazılarıysa ruhunuzun bir köşesine dokunur, size sanki çok eski bir dostunuzu yeniden bulmuşsunuz gibi hissettirir. Heidelberg işte tam da bu ikinci kategoriye ait: Sessiz ama şiirle dolu, geçmişle bugünü ince bir zarafetle birbirine bağlayan bir şehir. Neckar’ın Kıyısında Bir Masal Sabahın erken saatleri… Neckar Nehri’nin yüzeyi, sanki gökyüzünün kırık bir aynası gibi ışıldıyor. Sis, nehrin üzerinde ince bir tül gibi süzülüyor; suyun kıyısındaki söğütler, uzun saçlarını tarayan bir genç kız edasıyla suya eğilmiş. Kulağınıza - [Yine Eylül - Beyza Bişar](https://cizlavet.org/yine-eylul-beyza-bisar/): Yine Eylül ,gövdemden ince bir rüzgâr…yapraklar usulca yere uzandı,her düşüşte bir yeniden başlama gizliydi. Eylül,bir kadın sesiyle fısıldadı kulağıma:“Umudu elden bırakma,çünkü karanlık, ışığa yalnızca gölge olur.” Eylül dedi,çocukların gülüşleri şehri boyadı,bir taşın üzerine düşen güneş parçasıbir ömürlük teselliye dönüştü. Eylül,kalbimin derin kuyusunda yankılandı,yıkıntılardan çiçekler topladım,her çiçek, yeniden doğacak bir sabaha işaretti. Ve ben anladım:Umudun sesi,eylülün en kırık yerinde bileiç musikiyi büyütüyor. - [Klasik Mantık Biliminin Detaylı Bir Özeti   - Selim Gül](https://cizlavet.org/klasik-mantik-biliminin-detayli-bir-ozeti-selim-gul/):                             Hacei Evvel (Aristo) ve Hacei Sani (Farabi) filozofların hatırasına… 1-GİRİŞ Mantık, aklın doğru düşünmesinin ölçülerini veren bir bilimdir. Ona, zihni hatalardan koruyan insana özel bir istidat denebilir. Aynı zamanda, aklen tutarlı, düzgün ve doğru düşünebilme disiplinlerinin bütününe mantık bilimi denir. İşte insanın mantıklı çalışabilmesinin ilk adımı, kavramı bilmesi ile başlar. 2- KAVRAMLAR Kavram, bir nesnenin, bir duygunun, bir düşüncenin, bir fikrin ortak özelliklerini içine alan, zihindeki anlamının soyut ve genel tasarımının adıdır. Kavramlar dille, beyanla ifade edilirse buna terim veya sözcük denir. Kavram genel, hayal özel bir tasarımdır. Tasavvurdan kavrama gidilir. Olumlu-olumsuz, somut-soyut, tümel-tikel-tekil, açık-seçik-bulanık, mutlak-mukayyet, özsel-ilintisel, kolektif-distribütif şeklinde - [RENKLİ CAMLAR METAFORUNDA- Senem Gül](https://cizlavet.org/renkli-camlarmetaforunda-senem-gul/): RENKLİ CAMLARMETAFORUNDA‘’Nefsin mertebeleri’’Gelin hep birlikte yalnızcarenkli camlardan müteşekkil birsarayın içinden geçelim. Ama busıradan bir yapı değil; her cam, birsır perdesi; her oda, nefsin birmerhalesi; her renk, hakikatin birzuhurudur. Bu sarayın sahibi enginrahmet ve cömertliğiyle, vuslataulaşabilenlere, sonsuz saadetin ab-ıhayatını sunacaktır.Yeşilin huzuru, kırmızının ateşi,mavinin derinliği, morun sırrı, sarının müşfik sıcaklığı ve beyazın sonsuzkuşatıcılığı.. Her bir renk, yalnız duvarlara değil, gönle, zamana, ve kaderinharitasına sinmiştir. Saray, adeta iç içe geçmiş ruhların yansımasıdır. Başdöndürücü bir ahenkle renkler, semâ halinde döner durur; biri diğerine karışsa daözünü kaybetmez. Her biri, kendi renginde Hakk’ın cemâlinden bir pırıltı taşır.İşte bir bilge! Tüm vakarıyla huzura dalmış şu loş köşede. - [Kitap Yolcuları Ağustos Kitabı (Stefan Zweig)](https://cizlavet.org/stefan-zweig-kitap-yolculari-agustos-kitabi/): Kitap: Sabırsız Yürek Yazar: Stefan Zweig Kitapta sizi etkileyen alıntıları ya da izlenimleri yoruma yazabilirsiniz - [DÖNSELERDİ / Bejan Matur](https://cizlavet.org/donselerdi-bejan-matur/): Evet ölüdür oğullarBir bakıştırSonsuzluk içinde kaybedileni taşır.Dönselerdi simsiyah bir gülünNasıl açıldığını yürekteAnlatacaklardı. Bir mühür oAlnımız yerdeykenBildiğimiz her şeyAcıya dönüşüyor.Kesik gövdelerin hesabıKesik anılarınVe büyümemiş bir çocuğunKumları geçerekBana koşmasıAnnenin bakışını taşıyor oYolda yitirilmiş olanın acısını. Yas içinde yürüyeceğiz evetYas içinde bakacağız dünyayaDünya eksik.Mevsimler boyunca beklenen gülAçarkenBaşka bir ihtimaldir güzellik.Mısralar ve ölülerDilsiz olan her şey.Bahar geldiğindeKiraz ağaçlarına yağanBulutAh yaratmanın hüznüİsteğinKanımızda kımıldayanUyanışı. Bir anneninTeselliden mahrum gözleriyleBaktığımızda dağlaraEvet bahar dallarıTaşımadı sevinciVe oğullarO dağ rüyasındanUyanmadı. - [Ingmar Bergman: Sinemanın Derinliklerinde Bir Yolculuk / Metin Özdemir](https://cizlavet.org/ingmar-bergman-sinemanin-derinliklerinde-bir-yolculuk-metin-ozdemir/): Sinemanın büyülü dünyasında bazı isimler vardır ki sadece filmlerle değil, insan ruhuna dokunan bakış açılarıyla da iz bırakırlar. İsveçli usta yönetmen Ingmar Bergman bu isimlerin en başında gelir. Onun sineması, izleyiciyi sadece görsel bir yolculuğa değil, aynı zamanda varoluşsal bir sorgulamaya davet eder. 1918 yılında İsveç’in Uppsala kentinde doğan Bergman, katı disiplinli bir aile ortamında büyüdü. Bu çocukluk yılları, filmlerinde sıkça rastlanan din, suçluluk duygusu ve vicdan muhasebesi temalarının temelini oluşturdu. Tiyatroya olan ilgisiyle başlayan sanat yolculuğu, kısa süre içinde beyaz perdeye taşındı. Bergman’ın filmleri, insan ruhunun karanlık köşelerini cesurca ortaya koyar. Karakterleri çoğunlukla yalnızlık, ölüm, aşk, inançsızlık ve anlam - [Şimdi Çanakkale'de Olmak Vardı…/Bülent Kaya](https://cizlavet.org/simdi-canakkalede-olmak-vardi-bulent-kaya/): Şimdi Çanakkale’de olmak vardı, be kardeşim…Kordon boyunda, ince belli bardakta demli bir çayÜzerinde buharı tüten taze simitYanında bir dilim Ezine peyniriyle… Kaz Dağları’ndan esen kekik kokulu rüzgarYüzüme dokunsa usulca,İçimdeki gurbeti serinletse buz gibi suyuyla… Bozcaada sabahına uyanıpPeynir helvasıyla karşılasam güneşi… Gökçeada’da bir çocuk gibiBir top dondurmayla mutlu olsamSakızlı kahvemi yudumlayıpDar sokaklarında kaybolsam… Bir vapurla geçsem Eceabat’aMartılara simit atsam neşeyleBoğazda güneş batarkenİçimi döksem dalgalara sessizce… Yorgun kalbim dinlenir mi o sahillerdeO eski anıların koynunda? Çanakkale, suskun bir türkü gibi çalar içimde… Şimdi Çanakkale’de olmak vardı, be kardeşim… Truva’nın atı gibi yarım kalmış bir destanım benGelibolu’da baş koysam toprağaSusarım sadece…“Memleket sağ olsun” - [Çocukluğumun Ramazanları / Hilmi Yavuz](https://cizlavet.org/cocuklugumun-ramazanlari-hilmi-yavuz/): Biz küçük bir aileydik. Annem, babam ve evin tek çocuğu: Ben! Babam bir Cumhuriyet bürokratıydı, ama Cumhuriyet’e bağlı olduğu kadar dinine de bağlı bir mümin. Bugün için oldukça garip bir terkip gibi görülebilir bu: Ne Cumhuriyet’in temelkoyucu ilkelerinden ne de İslam’ın temelkoyucu ilkelerinden taviz vermeden yaşamanın mümkün olduğunu, Baba’nın ve elbette Anne’nin örneğinde görebilmiş bir çocukluktur benimki. Ruhaniyet ve Haz’zın birlikte yaşanabildiği bir çocukluk! Ramazan ayı, Ruhaniyetin Haz’za dönüştüğü bir aydır bende. Baba’nın ve Anne’nin, bu kutlu günleri lezzetle yaşadığının tanığıyım çünkü. Lezzetle, diyorum, evet, çünkü  bu kutlu günlerin lezzetinin, sadece iftar sofralarının ,savaş yıllarıydı, mütevazı yiyeceklerle donatılmışlığında değil, ama - [Em kî ne? / Gökhan Bozkuş](https://cizlavet.org/em-ki-ne-gokhan-bozkus/): Em kî ne? ( Biz kimiz? ) İyilik istiyoruz.O halde iyilik yapıyor muyuz? Aydınlık olsun diyoruz yarınlar.Peki, güneşle aramız nasıl?Gölgesinde mi soluklanıyoruz, yoksa ışığından mı kaçıyoruz? Adalet diyoruz.Ama sadece bize dokunmadığında mı güzel geliyor?Hakkı savunuyoruz diyoruz.Ama hak, sevmediklerimizin kapısına dayandığında da aynı duruşu sergiliyor muyuz? Sevgi istiyoruz.Sevmeyi biliyor muyuz?Sevdiklerimizi, işimize yaradıkları sürece mi seviyoruz? Barış diyoruz.Ama içimizde kaç savaş var?Öfkelerimizi besleyip büyütürken, barışı hangi ceplerimize koyuyoruz? Özgürlük diyoruz.Ama başkasının zincirlerini gördüğümüzde, “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” mı diyoruz? İyilik, adalet, sevgi, barış, özgürlük…Bütün bunları istiyoruz.Peki ya biz, bunların neresindeyiz? Em kî ne?İçimize dönüp bakınca, görmek istediğimizi mi görüyoruz, yoksa - [İnkisar / Mustafa DÖŞDEMİR](https://cizlavet.org/inkisar-mustafa-dosdemir/): hüzünle baktım mahallemin sokaklarına evlerin bahçelerindeki çiçekleri kokladım daha koklarken tütmeye başladı burnumda sonra terim toprağında bir tarla geldi aklıma avuçlarımda bir tutam kuru lavanta gidiyorum … odamın penceresinden gökyüzünü seyrettim güneş yine içimi ısıtır mı böyle bir başka yerde sığırcık kuşları böyle dans eder mi yine ‘Yaren leyleğe’ gıpta ettim her gelişinde içimde bir, ‘Adem amca’ ukdesiyle gidiyorum … istimbotlar geçerken gözlerimin önünden belki son kez baktım Boğaziçi’ne ıslak bir çift gözle başka memleketin martıları da simiti sever mi pervaz eder mi bir vapurun ardından böyle şevkle genzimde iyot tadı, ardımda köpükler gidiyorum … köyümün gümrah ırmağında yüzümü yıkadım - [Ayazdan Bahara  / Mehmet Şahin Keskin](https://cizlavet.org/ayazdan-bahara-mehmet-sahin-keskin/): İnce ince belirir büyülü bir mavilik Kışa komşu mevsimlerde heyecan Bahar yakın.. göz kırpar inci mercan Beyza zemin, medet umuyor kardan İnce ince belirir büyülü bir mavilik … Güneş yüzünü örttü; bulut incecik perde Umuda kamçı olan sesler yürür bahara Aşılır her zorlu engel bir düşülse yollara Takat varsa toprakta döner çemenzara Güneş yüzünü örttü; bulut incecik perde … Yorgun atlılar göçer dört bir yandan Sadakları boş, tüm okları tükenmiş Hepsi son seferinde sır bu rahvan gidiş Maziye akar zorluk, hitama erer her iş Yorgun atlılar göçer dört bir yandan … Sırtıma devasa yük bırakıp gitti ermiş Cılız omuzlarımla ne - [Şer Saati’nde Beklemek / Yılmaz Utku](https://cizlavet.org/ser-saatinde-beklemek-yilmaz-utku/): Edebiyatın insanın ruhsal yaralarını tedavi eden bir yanı var. İyi kitaplar gerçekten iyi geliyor insana. Unutturmak ya da kafa dağıtmak değil kastım, başka bir coğrafyada benzer acıları yaşayan insanları okuyunca gerçekleşen aydınlanmadan, ufuk genişlemesinden bahsediyorum. “Dünyada bizden önce benzer biçimlerde yakın sıkıntılar yaşanmış, yalnız değiliz.” tesellisi belki de.Güney Amerika edebiyatının önemli ismi Gabriel Garcia Marquez’in Şer Saati romanını okuyunca böyle bir his uyandı içimde. Marquez’in hayali kasabası Macondo’da yaşananlarla son yıllarda yaşadığımız yıkıcı dönem arasında paralellikler kurdum kitabın satırlarında gezinirken.Güney Amerika ülkeleriyle ilginç yakınlıklarımız var. Dilleri, dinleri, kültürleri bizden farklı olsa da büyük ekonomik sıkıntılar, afetler, felaketler, siyasi kargaşalar ve - [Yalnız İnsan / Betül Yenilmez](https://cizlavet.org/yalniz-insan-betul-yenilmez/): Yalnız bir insanın içini ısıtabilir miydi güneş? Yüzünü ıslatabilir miydi yağmur? Tadıyla, tuzuyla yaşayabilir miydi hayatı? İşini görür müydü gri beyaz bir dünya? Güllerin, papatyaların arasında olmasına rağmen kokusunu alamadığı sürece önemi var mıydı yaşamın?  Bir gerçek ki yalnız insan üşümeyi sever. Soğuktan hücrelerine kadar titremek ister. Bu dünyaya ait hissetmez. Ardına kadar açık iki kol bulsa, şefkat sarılması zanneder, sığınır. İçine akar gözyaşları. Nadiren ıslanır yanakları. Yalnız insan efkârıyla büyür, hüznü ile kendini bulur. Kaçıp, korktuğu ne varsa yüzleşir. Yüzleştikçe yalnızlaşır, yalnızlaştıkça kaybolur. Ufuktaki dev dalgaların arasında boğulur. Herkes birbirinin yüzüne bakar sonra. “Biri de kurtaramadı mı bu garibi?” - [Nürnberg Mahkemeleri / Sadık Uyar](https://cizlavet.org/nurnberg-mahkemeleri-sadik-uyar/): “Savaşta Herkes Suçludur AmaGalip Çıkanlar Bütün Suçu MağluplaraYıkar” Mahkeme filmleri oldum olası beni epey heyecanlandırmıştır. Özellikle bu mahkeme filmlerinin içerisinde tarihsel bir yargılama ve geriye dönük bir hesaplaşma olduğu zaman daha izlenesi bir durum alır. Mahkeme filmleri, sinemanın en etkileyici ve düşündürücü türlerinden biridir. Özellikle tarihsel yargılamaları ve geçmişin karanlık yüzleriyle hesaplaşmayı konu aldıklarında, izleyiciye sadece adalet arayışını değil, insan doğasının derinliklerini de sorgulatırlar. İşte bu yüzden Nürnberg Mahkemeleri’ni konu alan filmler, diğer mahkeme dramalarından çok daha fazlasını sunar. Çünkü bu davalar, sadece belirli kişilerin değil, bir ulusun, hatta tüm insanlığın vicdanını yargılar. Stanley Kramer’ın yönettiği “Judgment at Nuremberg” (1961), - [Perdede Yanıp Sönen Yalnızlık / Sıddık Öz](https://cizlavet.org/perdede-yanip-sonen-yalnizlik-siddik-oz/): Bazen insan kendini dünyadan çekilmiş, bir köşeye sinmiş gibi hisseder. Kalabalıkların ortasında bile, içindeki boşluğa dokunan bir el bulamaz. İşte tam o anda sinema devreye girer. Karanlık bir salona girersin, koltuğuna oturursun ve ışıklar söner. Artık yalnız değilsin. Çünkü perde açılır ve bir hikâye başlar. Sinema, yalnızların sığınağıdır. Kimi zaman, sessizce bir yağmur gibi içimize düşen bir filmde, kendi hüznümüzü görürüz. Kimi zaman bir karakterin gözlerinde kayboluruz, sanki onunla aynı acıyı taşıyoruzdur. Yüzler değişir ama hisler hep tanıdıktır. Kamera, dünyayı bir çift yalnız göz gibi izler. Bir otobüs camından süzülen ışıkları, yağmur altında yürüyen bir adamı, terk edilmiş bir masayı - [Kışın Kalbinde / Ethem Uslu](https://cizlavet.org/kisin-kalbinde-ethem-uslu/): Üşüyen bir yaprak gibi düştüm geceye,karın beyaz alnında yavaşça eriyorum.Rüzgâr, bir derviş gibi savuruyor beni,varlığım, uçuşan taneler kadar hafif. Dağlar sessiz, yollar kendini unutmuş,buz tutmuş pınar, zamanın mühürü.İçimde derin bir kuyu var,orada yankılanıyor O”nun sesi Ey kar!Ört beni, eski bir harfin içindeki sır gibi.Sil suretimi, yalnız adımı bırak rüzgâra.Kendimi yitirdiğimde bulacak mıyım seni? Ey rüzgâr!Beni nereye götürsen orası ben olur.Çünkü insan yolun kendisidir,dönüşü olmayan bir döngüdür zaman. Kışın kalbinde,her şey önce donar, sonra çözülür.Ve bir gün,karın altından incecik bir filiz yükselir. - [Üstüne Hırka Diye Giy Sövgüleri / Mehmet Tuna](https://cizlavet.org/ustune-hirka-diye-giy-sovguleri-mehmet-tuna/): Menfaati için önüne gelen hemen her şeyi talan eden sefil, sana hakaret etmek beni alçaltır. Haktan yana görünmek ne güzel, görünmek bile güzelken, bir de haktan yana olmak vardı. Sen menfaatperest bir zaman haktan yana oldun, çünkü o zaman menfaatin haktan yana olma ile yan yana görünüyordu. Hakk menfaatlerimizi gözetendir, hep mi? Hep gözetir. Biz vicdanı olan aşıklar vazgeçmek fiilinin sahipleriyiz. Vazgeçtim dünyadan demekliğe dönecek fiillerimize müşfik nazar ederiz. Terk etmek iradedir. Kaçmak iradedir. Korkmak iradedir. Zaaf iradedir. Için almaz olur birgün tek kelimeyi bile, kapalı kalan kalp kapılarına hiçbir müracaat kar etmez. Kırılmalardan yapılan ışık hüzmeleri, rengârenk saltanat sunarken - [Nar Bağı: Bir Aile, Bir Toprak, Bir Miras / Sıddık Öz](https://cizlavet.org/nar-bagi-bir-aile-bir-toprak-bir-miras-siddik-oz/): Bazı filmler vardır ki sizi sessizce içine çeker. Gürültüsüzdür, abartısızdır ama izleyiciye dokunmayı başarır. Nar Bağı (2017) tam da böyle bir film. Azerbaycan sinemasının nadide örneklerinden biri olan bu yapım, sadece bir ailenin değil, aynı zamanda bir toprak parçasının, bir geçmişin ve belki de kaybolmak üzere olan bir kültürün hikâyesini anlatıyor. Filmin merkezinde, Azerbaycan’ın kırsalında bir nar bahçesi var. Ancak bu bahçe sadece fiziksel bir mekan değil; aslında bir ailenin, bir neslin ve bir kültürün sembolü. Yaşlı bir adam olan Shamil’in tek varlığı bu toprak parçası. Modern dünyanın hızla değişen koşulları, gençlerin şehre göç etmesi ve bireyselleşmenin yükselişi, Shamil’i yalnızlaştırıyor. - [MAVİ MUŞTU VE ANKA / Vera Deniz](https://cizlavet.org/mavi-mustu-ve-anka-vera-deniz/): I- Kaç zamandır bu mağaranın eşiğindeydim? Kaç muştu büyüttü yüreğim? Kaf Dağı’nın yamacında Sancılı bir riyazetle öylece durdum… Bir dervişe gibi bir kelime gibi bir eski yankı gibi… Ve sen- sonsuz bir başlangıç gibi- kanat açarsın zamansızlığa Maviye muştu düşerken Bütün Hayatlar Şimdide Başlar Anka bilir… II. Bütün Hayatlar Şimdide Başlar Göğsümde açan taze bir sabah gibi her nefes yeni bir cümle yazar ömrün hiç okunmamış kitabına Küllerimden doğar her düş bir gökyüzü mühürler avuçlarıma güneş vurur dağların sırtına güneş vurur ve dağılır zaman… Bir Anka süzülür göğün en derin yerinden kanatlarında mavi muştular boynunu bükerek iner bir seher vakti - [Öğrendiği ilk kelime ‘su’ olan bir Pedagog: Helen Keller ](https://cizlavet.org/ogrendigi-ilk-kelime-su-olan-bir-pedagog-helen-keller/): Recep Atici  “Yalnızca üç gün daha görebileceğinizi düşünün. Nasıl tüm ayrıntıları gördüğünüzü anlayacaksınız. Üç gün daha işitebileceğinizi düşünün. Her bir sesin, her bir notanın nasıl özlemle ruhunuza dolduğunu göreceksiniz. Yaşanacak üç gününüz kaldığını düşünün. Yaşamın tüm saniyelerini nasıl özlemle yaşadığınızı fark edeceksiniz.” (AKSOY, 2018)  İlk paragrafta okuduğunuz ifadeler, baktığını göremeyen, duyduğunu anlamayan ve sürekli konuşan çok bilmişlerle dolu dünyamızda kör ama görebilen, sağır ama işitebilen, lâl ama kendini çok iyi ifade edebilen Helen Keller’e aittir.   Onun azim ve iradesiyle başardıkları, milyonlarca insana ilham kaynağı ve başarı öyküsü olur. O, sahip olduklarıyla bir türlü mutlu olmayıp sürekli şikâyet edenlere inat, yaşamı - [Bugün Yine / Neslihan Paş](https://cizlavet.org/bugun-yine-neslihan-pas/): Bugün yine Duvarlar sessiz Konuşmuyor dostlar benimle Yaralı tüm sineler sükût içinde Beklenen şafağı ruhlarında gözlemekte Bugün yine Soğuk buralarda havalar Bakışlar ürkek ve solgun Canı yanmış susamış gönüller Bir damlacık umuda meftun Bugün yine Sinelerde hıçkırık sesleri var Dalgınlar mazilerindeki sevdalara Ve geleceğe bakmaktalar Tüm engelleri aşarcasına Bugün yine Kuşlar göçüyor Sıcak dünyalara doğru Yine izliyorum onları Sanki bir müjde varmışçasına Bugün yine Bekleyişte zaman Sinesinde sakladığı haberler Çoğu gizlenmiş bilmeceler Yine çözüm bekleyen düğümler Selam diyarına yürüyen yiğitler Bugün yine Hüzünlü yürekler Derdi başını aşmış sineler Eşlerini bekleyen kuşlar var Dağlarda sırlı bir mehabet Gözlerde yaş kuytu yerlerde - [Sokak Çocuğu / Süleyman Halidoğlu](https://cizlavet.org/sokak-cocugu-suleyman-halidoglu/): Bir öğüdü unutunca masadaYanlışlı noksanlar sokak çocuğuSeksenlerin bahtı gri olsa daYetmişler, doksanlar sokak çocuğu Suikast ediyor hakkın örfüneHele bak şu aklın batıl sörfüneFüzeler sıkmalı her bir harfineCerbeze beyanlar sokak çocuğu ## Pages - [eser](https://cizlavet.org/eser/): Eser Gönder – Cizlavet Eser Gönder × Cizlavet 📖 Dergiye Eser Gönder Süreli yayın olarak çıkan Cizlavet dergisine eserinizi gönderin. Profesyonel editörlük Kalite odaklı değerlendirme Eser sayısı kısıtlı Dergiye Gönder → ✍️ Blog’a Eser Gönder Cizlavet blog sayfası tüm edebiyat severlere açıktır. Daha hızlı yayın Herkese açık platform Daha geniş erişim Blog’a Gönder → 📋 Önemli Bilgiler Dergi ve Blog Arasındaki Farklar Dergi: Seçici, profesyonel ve süreli yayındır. Blog: Daha hızlı, herkese açık ve çeşitlidir. ⚠️ Dergiye gönderilen eser reddedilirse blog için yeniden gönderebilirsiniz. Yasal Sorumluluk Eser tamamen size ait olmalıdır İçerikten münhasıran siz sorumlusunuz Süreç Hakkında Eser gönderdikten sonra - [Eser Gönder](https://cizlavet.org/eser-gonder/): eser ekle Eser Gönder – Cizlavet Eser Gönder × 📖 Dergiye Eser Gönder Süreli yayın olarak çıkan Cizlavet dergisine eserinizi gönderin. Profesyonel editörlük Kalite odaklı değerlendirme Eser sayısı kısıtlı Dergiye Gönder → ✍️ Blog’a Eser Gönder Cizlavet blog sayfası tüm edebiyat severlere açıktır. Daha hızlı yayın Herkese açık platform Daha geniş erişim Blog’a Gönder → 📋 Önemli Bilgiler Dergi ve Blog Arasındaki Farklar Dergi: Seçici, profesyonel ve süreli yayındır. Blog: Daha hızlı, herkese açık ve çeşitlidir. ⚠️ Dergiye gönderilen eser red edilirse blog için yeniden gönderebilirsiniz. Yasal Sorumluluk Eser tamamen size ait olmalıdır İçerikten münhasıran siz sorumlusunuz Süreç Hakkında Eser - [Selim Gül](https://cizlavet.org/selim-gul/): Selim Gül Garipler Yapar / Selim Gül Amr bin As’ın Manevi Mirası Kant Felsefesine Konu Odaklı Detaylı Bakış /Selim Gül Vicdanın Sultanlığı: Ruhun Sessiz Hakemi / Selim Gül Varlığın Evrensel Beyanı: Can / Selim Gül Kuantum Atom Teorisine Göre Görev Dağılımı / Selim Gül Siyer İle Siyer Felsefesinin Karşılaştırılması: Tarihî Disiplinden Düşünce Sistematiğine / Selim Gül                Sahte Kıyas veya Safsata / Selim Gül Klasik Mantık Biliminin Detaylı Bir Özeti   – Selim Gül Sıfır Rakamının Tarihi Serüveni / Selim Gül Selim Gül Felsefe, Selim Gül, Şiir Garipler Yapar / Selim Gül Mart 12, 2026 Blog, Selim Gül Amr bin As’ın Manevi - [Tuba Toprak](https://cizlavet.org/tuba-toprak/): Tuba Toprak Berceste / Tuba Toprak Sağır çığlık / Tuba Toprak Kolay mı Sandın / Tuba Toprak Baba Aşkı / Tuba Toprak Köşesi Yanık Mektuplar/ Tuba Toprak Duydun mu Daye / Tuba Toprak Anlamadın / Tuba Toprak Tuba Toprak Cizlavet, Şiir, Tuba Toprak Berceste / Tuba Toprak Ocak 6, 2025 Cizlavet, Şiir, Tuba Toprak Sağır çığlık / Tuba Toprak Ağustos 22, 2024 Kültür Sanat Haberleri, Şiir, Tuba Toprak Kolay mı Sandın / Tuba Toprak Haziran 23, 2024 Şiir, Tuba Toprak Baba Aşkı / Tuba Toprak Haziran 16, 2024 Şiir, Tuba Toprak Köşesi Yanık Mektuplar/ Tuba Toprak Mayıs 30, 2024 Anlamadın - [Murat Sirkecioğlu](https://cizlavet.org/murat-sirkecioglu/): Murat Sirkecioğlu Hümeyra / Murat Sirkecioğlu Murat Sirkecioğlu dergi, İnternet Dergi, Murat Sirkecioğlu, nisan24, Şiir Hümeyra / Murat Sirkecioğlu Mart 31, 2024 No posts found! - [Fuat Eren](https://cizlavet.org/fuateren/): Fuat Eren Küçüklük / Fuat Eren ters kaşık / Fuat Eren kokusuz bahçeler / Fuat Eren sürüngenin münacatı / Fuat Eren nadas / Fuat Eren tuzla buz / Fuat Eren amorf / Fuat Eren gönderilmemiş mektup/Fuat Eren Kim O / Fuat Eren Fuat Eren Agustos-2022, Fuat Eren, Şiir Küçüklük / Fuat Eren Temmuz 31, 2022 Fuat Eren, Şiir ters kaşık / Fuat Eren Mart 2, 2022 Fuat Eren, Şiir kokusuz bahçeler / Fuat Eren Şubat 5, 2022 Fuat Eren, Şiir sürüngenin münacatı / Fuat Eren Ocak 23, 2022 Fuat Eren, Şiir nadas / Fuat Eren Ocak 12, 2022 amorf / - [Yusuf Kar](https://cizlavet.org/yusufkar/): Yusuf Kar Babamın Mavi Duası / Yusuf Kar Yusuf’un Ağıdı / Yusuf Kar Sayıklama (Ben) / Yusufkâr Sayıklama(Biz) / Yusuf Kar Babamın Mavi Duası / Yusuf Kar ZİNDANLARIN CENNET KOKULARI -2- / Yusuf Kar Kardeş / Yusuf Kar Anne, Babam Gelsin / Yusuf Kar Zindanların Cennet Kokuları 4 / Yusuf Kar Gecenin Hicreti /Yusuf Kar (Yolumuz Meriç’e Kadar) Yusuf Kar Şiir, Yusuf Kar Babamın Mavi Duası / Yusuf Kar Ağustos 31, 2024 İnternet Dergi, kasim23, Şiir, Yusuf Kar Yusuf’un Ağıdı / Yusuf Kar Ekim 31, 2023 ekim-2022, Şiir, Yusuf Kar Sayıklama (Ben) / Yusufkâr Ekim 1, 2022 Eylül-2022, Şiir, Yusuf - [Ömer Dilbaz](https://cizlavet.org/omerdilbaz/): Ömer Dilbaz Ağustos ve Kuşlar / Ömer Dilbaz Çocuk ve Yardım / Ömer Dilbaz Umut Işığı / Ömer Dilbaz Kirli Dünya/Ömer Dilbaz Cimri Dede/Ömer Dilbaz Ağustos ve Kuşlar / Ömer Dilbaz BEN KARAYI SEVİYORUM/Ömer Dilbaz Yalnızlıkla Dertleşme/Ömer Dilbaz RÜYASINDA BİLE ÖĞRETMEN /Ömer Dilbaz Memleketim Gibisin/Ömer Dilbaz Ömer Dilbaz Şair ve Yazar Ömer Dilbaz, Şiir Ağustos ve Kuşlar / Ömer Dilbaz Ağustos 21, 2024 İnternet Dergi, Mart-2023, Ömer Dilbaz, Şiir, Yazarlar Çocuk ve Yardım / Ömer Dilbaz Mart 31, 2023 İnternet Dergi, Ömer Dilbaz, Şiir, subat23 Umut Işığı / Ömer Dilbaz Şubat 1, 2023 Ömer Dilbaz, Şiir Kirli Dünya/Ömer Dilbaz Şubat - [Kübra Aydın](https://cizlavet.org/kubraaydin/): Kübra Aydın Röportaj: Arlin Çiçekçi Yazarlığa,Kadına, Hayata Dair / Kübra Aydın Röportaj: Ahmet Karadağ ve Yazarlık Yolculuğu/ Kübra Aydın Zamansız Vedalar / Kübra Aydın Ekim/Editör Notu/Kübra Aydın SCHWARZWALD NOTLARI / Kübra Aydın Bozkıra Dönüş / Kübra Aydın Son Mektup/ Kübra Aydın Dresden Notları / Kübra Aydın Zamansız Masal / Kübra Aydın Bir Eylül Şarkısı / Kübra Aydın Kübra Aydın Kübra Aydın, Kültür Sanat Haberleri, ocak24, Söyleşi Röportaj: Arlin Çiçekçi Yazarlığa,Kadına, Hayata Dair / Kübra Aydın Aralık 31, 2023 aralik23, İnternet Dergi, Kübra Aydın, Kültür Sanat Haberleri, Söyleşi Röportaj: Ahmet Karadağ ve Yazarlık Yolculuğu/ Kübra Aydın Kasım 30, 2023 Deneme, İnternet - [Yakup Kenan](https://cizlavet.org/yakupkenan/): Yakup Kenan Anneme Ağıt / Yakup Kenan Editörden / Yakub Kenan Ocak Yağmuru / Yakup Kenan 45′ Dakika / Yakup Kenan Gün doğmaz /Yakup Kenan Sevgilim / Yakup Kenan Züleyha / Yakup Kenan Tüy/ Yakup Kenan Resim / Yakup Kenan Ali’ye / Yakub Kenan Yakup Kenan Şiir, Yakup Kenan, Yazarlar Anneme Ağıt / Yakup Kenan Mayıs 12, 2024 İnternet Dergi, Subat 2024, Yakup Kenan, Yazarlar Editörden / Yakub Kenan Ocak 31, 2024 İnternet Dergi, Şiir, subat23, Yakup Kenan Ocak Yağmuru / Yakup Kenan Şubat 1, 2023 Şiir, Yakup Kenan 45′ Dakika / Yakup Kenan Haziran 3, 2022 Şiir, Yakup Kenan Gün doğmaz - [Yaşar Beçene](https://cizlavet.org/yasarbecene/): Yaşar Beçene Hasretin Kıyısında/ Yaşar Beçene Sevda Meltemi / Yaşar BEÇENE Gül de Yüreğim /Yaşar BEÇENE Sükût Hep Sükût / Yaşar Beçene Annem / Yaşar Beçene Ah Çocuk Yüreğim! / Yaşar Beçene Ben Sana Delice Sevdalı /Yaşar BEÇENE Selam Sana Olsun!../Yaşar BEÇENE Yedi Yıl Sonra / Yaşar Beçene Editörden… / Yaşar Beçene Yaşar Beçene Şair ve Yazar Şiir, Yaşar Beçene Hasretin Kıyısında/ Yaşar Beçene Aralık 20, 2024 agustos2023, İnternet Dergi, Şiir, Yaşar Beçene Sevda Meltemi / Yaşar BEÇENE Kasım 6, 2024 Şiir, Yaşar Beçene Gül de Yüreğim /Yaşar BEÇENE Ağustos 31, 2024 Şiir, Yaşar Beçene Sükût Hep Sükût / Yaşar - [Cihangir Asyalı](https://cizlavet.org/cihangirasyali/): Hasan Çağlayan Bir Buket Viyana (3) / Hasan Çağlayan Bir Buket Viyana* (1) / Hasan Çağlayan ‘Süresiz Eylem’ ve “Monachopsis / Cihangir Asyalı Ellerini Versen / Cihangir Asyalı Yas’ın Edebî Tadı: Yas Günlüğü / Cihangir Asyalı Ağırdır Taşlar Azizdir Harfler / Cihangir Asyalı Güle Gitmek / Cihangir Asyalı Zindanın Hicreti /Cihangir Asyalı Hicret ve Zindan / Cihangir Asyalı Hemingway,YaşlıAdamveDeniz / Cihangir Asyalı Hasan Çağlayan Şair ve Yazar Cizlavet, Gezi, Hasan Çağlayan, Yazarlar Bir Buket Viyana (3) / Hasan Çağlayan Ağustos 31, 2024 Cizlavet, Gezi, Günlük, Hasan Çağlayan, Kültür Sanat Haberleri, Unutulmaz Yazılar Bir Buket Viyana* (1) / Hasan Çağlayan Ağustos - [Derya Hekim](https://cizlavet.org/deryahekim/): Derya Hekim Anne Olmanın Başka Rengi / Neva Çiçek Hayatın Hızlı Akışı İçerisinde Kısa Bir Mola / Derya Hekim İki Anne Bir Maç / Derya Hekim İnsan Olmak Neydi? / Derya Hekim Çikolata Ayakkabılar / Derya Hekim Yine Eylül Geldi Anne / Derya Hekim Hatıraların Oyunu / Derya Hekim Selam = Cellat /Derya Hekim Destanlaşan Sevda – Ağrı Dağı Efsanesi / Derya Hekim Alma Sapı / Derya Hekim Derya Hekim Deneme, Derya Hekim Anne Olmanın Başka Rengi / Neva Çiçek Mayıs 12, 2024 Deneme, Derya Hekim, film, İnternet Dergi, subat23 Hayatın Hızlı Akışı İçerisinde Kısa Bir Mola / Derya Hekim Şubat - [Ahmet Terzioğlu](https://cizlavet.org/ahmetterzioglu/): Ahmet Terzioğlu Sızı / Ahmet Terzioğlu Sızı / Ahmet Terzioğlu Nihan / Ahmet Terzioğlu Sen misin / Ahmet Terzioğlu Nihan / Ahmet Terzioğlu Dost / Ahmet Terzioğlu Gönül / Ahmet Terzioğlu Rıhtımdaki Yalnız Kadın / Ahmet Terzioğlu Ne Sen Ne de Ben / Ahmet Terzioğlu Olur / Ahmet Terzioğlu  Ahmet Terzioğlu,Sair Ahmet Terzioğlu, Şiir Sızı / Ahmet Terzioğlu Kasım 6, 2024 Ahmet Terzioğlu, Şiir Sızı / Ahmet Terzioğlu Kasım 6, 2024 Ahmet Terzioğlu, Şiir Nihan / Ahmet Terzioğlu Ağustos 31, 2024 Ahmet Terzioğlu, Kültür Sanat Haberleri, SESLİ ŞİİR, Şiir Sen misin / Ahmet Terzioğlu Ağustos 17, 2024 Ahmet Terzioğlu, Şiir - [Gökhan Bozkuş](https://cizlavet.org/gokhanbozkus/): Gökhan Bozkuş Em kî ne? / Gökhan Bozkuş “Golha”: Kemanın Ağlayan Notaları / Gökhan Bozkuş Kırılan Mıknatıs/ Gökhan Bozkuş Yılkı Atı Yalnızlığı/ Gökhan Bozkuş Boş Bavul / Gökhan Bozkuş Mışkas Klavier / Gökhan Bozkuş Vakit Yok Hüzünlenmeye / Gökhan Bozkuş Mücella Cam Krallığı / Gökhan Bozkuş DÜNYADAN ŞİİRLER Guten Morgen Haw Haw / Gökhan Bozkuş Gökhan Bozkuş, Genel Yayin Yonetmeni Cizlavet, Deneme, Gökhan Bozkuş Em kî ne? / Gökhan Bozkuş Mart 24, 2025 Deneme, Gökhan Bozkuş “Golha”: Kemanın Ağlayan Notaları / Gökhan Bozkuş Aralık 30, 2024 Gökhan Bozkuş, Hikaye Kırılan Mıknatıs/ Gökhan Bozkuş Aralık 16, 2024 Deneme, Gökhan Bozkuş, Günlük - [](https://cizlavet.org/16577-2/) - [Murat Emir](https://cizlavet.org/farzimuhal/): Murat Emir şubat/farzımuhal Kentine Küskün/ Farzımuhal Bir Eylül Hasret / Murat Emir yurtsuz sesler korosu yahut dekadans arşivleri / Murat Emir Tarassut , banliyö ve bizim çocuklar / Murat Emir aleyâ jerosalemski’de muhayyel bir gezginin düş fırçalamaları/ Murat Emir Bitişik/Murat Emir İnabe Yangınları/Özgür Güler Bir Eylül Dertleşmesi/Editör Notu/Murat Emir Kırlangıçlara Ağlama Seansı/Murat Emir Murat Emir Sair Farzımuhal, Şiir şubat/farzımuhal Şubat 4, 2025 Farzımuhal, Şiir Kentine Küskün/ Farzımuhal Ekim 26, 2024 Deneme, Eylül-2022, Farzımuhal Bir Eylül Hasret / Murat Emir Ağustos 31, 2024 dergi, Farzımuhal, İnternet Dergi, Mart 2024 yurtsuz sesler korosu yahut dekadans arşivleri / Murat Emir Şubat 29, 2024 - [Deneme](https://cizlavet.org/denem/): Deneme Em kî ne? / Gökhan Bozkuş Öğrendiği ilk kelime ‘su’ olan bir Pedagog: Helen Keller  “Golha”: Kemanın Ağlayan Notaları / Gökhan Bozkuş Güldürürken Bile Düşündüren Adam: Kemal Sunal / Recep Atıcı Tek Suçu Düşünmek Olan Bir Fikir İşçisi: Sabahattin Ali Yılkı Atı Yalnızlığı/ Gökhan Bozkuş Boş Bavul / Gökhan Bozkuş Sıfır Rakamının Tarihi Serüveni / Selim Gül Victor Hugo / Recep Atıcı Kar Düşünceleri/ Hilmi Yavuz Deneme, düşüncelerin serbestçe dolaştığı, soruların ve yorumların kişisel bir üslupla dile geldiği bir yazı türüdür. Cizlavet’te yer alan denemeler, farklı kalemlerin bakış açılarını bir araya getirir; kimi zaman günlük hayatın ayrıntılarını, kimi zaman - [Söyleşiler](https://cizlavet.org/soylesi/): Söyleşiler Kültür Sanat Söyleşilerimiz Başlıyor Kitap Yolcuları Okumaya Devam Ediyor Senaryo Yazım Aşamaları Niçin Roman Yazıyorum Kültür Sanat Söyleşilerinde Bu Hafta Mustafa Orman ile Yazma Üzerine Röportaj: Arlin Çiçekçi Yazarlığa,Kadına, Hayata Dair / Kübra Aydın Röportaj: Ahmet Karadağ ve Yazarlık Yolculuğu/ Kübra Aydın Şiir ve Estetik Yayında Cizlavet Bilgilendirme Söyleşi, kelimelerin karşılıklı akışıyla düşüncelerin, deneyimlerin ve duyguların paylaşıldığı bir buluşma alanıdır. Cizlavet’te yer alan söyleşiler, sanatın ve edebiyatın farklı yönlerini görünür kılar; kimi zaman bir yazarın çalışma sürecine, kimi zaman bir sanatçının ilham kaynaklarına, kimi zaman da gündelik hayata dair özgün bakış açılarına ışık tutar. Her söyleşi, hem konuşanın dünyasını - [Öykü](https://cizlavet.org/oyku/): Öykü Kırılan Mıknatıs/ Gökhan Bozkuş Dokuzuncu/ Mehmet Tuna Alaç’ın Vedası / Songül Demirağ Şarkılar Yazacağız / Gökhan Bozkuş Guten Morgen Haw Haw / Gökhan Bozkuş Eserlerinizi Bekliyoruz KAĞITTAN GEMİ / Mustafa DÖŞDEMİR Cellat / Mine Akdemir BENDEN DAHA UĞURSUZ DEĞİLDİR /Erdal Büyükçakmak Hayata Yeniden Dönüş / Mecit Öz Öykü, hayatın küçük anlarını, derin duygularını ve sıradan gibi görünen ayrıntılarını kelimelerle yeniden kuran bir anlatı biçimidir. Cizlavet’te yer alan öyküler, farklı kalemlerden çıkan dünyaları bir araya getirir; kimi zaman bir çocukluğun izini, kimi zaman bir yolculuğun hatırasını, kimi zaman da düşlerin yankısını taşır. Her öykü, hem yazarın bakışını hem de okurun - [Şiirler](https://cizlavet.org/siirler/): ŞİİRLER Ayazdan Bahara  / Mehmet Şahin Keskin Kışın Kalbinde / Ethem Uslu MAVİ MUŞTU VE ANKA / Vera Deniz Bugün Yine / Neslihan Paş Sokak Çocuğu / Süleyman Halidoğlu şubat/farzımuhal BİR AKINCININ RUZNAMESİNDEN / Ekvatorlu Berceste / Tuba Toprak Kule Ustası / Mehmet Şahin Keskin Gazel / Gamzâde Şiir, kelimelerin en saf hâliyle duygulara dokunduğu bir sanat dalıdır. Cizlavet’te yer alan şiirler, farklı kalemlerden çıkan sesleri bir araya getirir; kimi zaman bir sevdanın, kimi zaman bir hüznün, kimi zaman da umudun izini taşır. Her dize, hem yazarın iç dünyasını hem de okurun hayal gücünü besler. Bu sayfada, sözün ritmiyle açılan - [Ana Sayfa](https://cizlavet.org/): UNUTULMAZ YAZILAR Çocukluğumun Ramazanları / Hilmi Yavuz Öğrendiği ilk kelime ‘su’ olan bir Pedagog: Helen Keller  Tek Suçu Düşünmek Olan Bir Fikir İşçisi: Sabahattin Ali Gazel/ Şeyhülislam Yahya Sıfır Rakamının Tarihi Serüveni / Selim Gül Victor Hugo / Recep Atıcı Kar Düşünceleri/ Hilmi Yavuz HAYAT ÇOK KISA; ALÇAKLARIN AYAKLARI ALTINDA SÜRÜNEREK GEÇİRİLMEMELİ / TARKOVSKİ Nil / Akgün Akova “Cizlavet Kültür Sanat Platformu: Yaz Dostum” Cizlavet, hem yazarlara hem de okurlara açık bir edebiyat ve sanat alanı. Burada şiirler, öyküler, denemeler ve kültür-sanat yazılarını bulabilirsiniz; kimi zaman yeni kalemlerin ilk heyecanını, kimi zaman da deneyimli yazarların birikimini okuyabilirsiniz. Yazar olmak isteyenler - [Hikaye](https://cizlavet.org/hikaye/) - [şiir](https://cizlavet.org/siir/):   - [Hakkımızda](https://cizlavet.org/hakkimizda/): Cizlavet Kültür Ve Sanat Platformu “Cizlavet Kültür Sanat Platformu: Yaz Dostum” Hayal gücüyle örülü, edebiyatın büyülü dünyasına kapı aralayan bir platform olarak Cizlavet Kültür Sanat, birkaç edebiyat gönüllüsünün çabalarıyla doğdu. Amacımız, kültür ve edebiyat dünyasına yenilikler katmak, genç yeteneklere yol göstermek ve yazma tutkusunu paylaşmak. Cizlavet Kültür Sanat, yazarlar için bir sahne sunar; kelimeleriyle dans etmek isteyen herkes için bir evdir. Sizler, kendi düşüncelerinizi, hikayelerinizi ve şiirlerinizi özgürce ifade edebileceğiniz bir platformun parçası olabilirsiniz. Burası, yeni seslerin ve yeteneklerin keşfedilmesine olanak tanırken, deneyimli yazarlar için de bir buluşma noktasıdır. Cizlavet Kültür Sanat olarak, sadece edebiyat değil, aynı zamanda sanatın her - [Home](https://cizlavet.org/home-3/) - [Home](https://cizlavet.org/home/): Auctor sem massa mattis sem at interdum magna augue eget diamvestibulum ante ipsum primis in faucibus orci luctus Professionalsports coach Sports coach at home Make an appointment What is your objective? Becoming Fit . Losing weight . Toning up my body . Stress relief . Achieve your goals in 4 steps Quisque cursus, metus vitae pharetra auctor, sem massa mattis sem, at interdum augue eget diam. 1 Complete Assessment 2 Goal Definition 3 Tailored Program 4 Work, Work, Work! Discover the pack that represents you Generator muscle Food monitoring Tailored Summer fit Bikini pack Sarted bodybuilding Testimonials Quisque cursus, metus [comment]: # (Generated by Hostinger Tools Plugin)