
Bekle Beni
Uzakların o en amansız ufkunda, eşiği aşınmış bir vuslatın şafağında; hüzünle yoğrulmuş bir sabırla, bekle beni.
Gül yaprağında kuruyan o kederli izleri birer nişan gibi taşı göğsünde. Zamanın kalbinde bıraktığı o ince sızıyla sarın hırkana. Bir sonbahar sağanağında dökülen yaprakların fısıltısını duy ve ruhunun kuytularında bekle beni.
Bakışlarındaki o sert ama mağrur umudu kuşan; duvarları aşan bir iradenin, “mutlaka şafak sökecek” diyen o sarsılmaz inancıyla bak yollara. Dumanlı bir sesin yankısında, hangi raydan geçerse geçsin bu hasret, son durağın menziliymiş gibi; yıkılmadan ve dimdik bekle beni.
Mızrabın her dokunuşunda sızlayan o kırık nağmede bul kendini. Izdırap, vuslatın mayasıdır; gözyaşı ise en sadık duadır. Gönül yamaçlarında şefkatin kandilleri yanarken, sonsuz bir iştiyakla, o kutlu muştuya erer gibi bekle beni.
Dağların ardında kuşatılmış bir şehir gibi, yüreğindeki o dirençli sabahın şavkıyla ayakta kal. Akşamın lacivertinde tenini üşüten o “hasretinden prangalar eskiten” rüzgâr, bir gün alıp getirecek beni sana. Toprağa düşen ilk cemre gibi, memleketin rüzgarları içinde en gür sesinle türküler söyleyerek bekle beni.
Aşkın dergahında bir “kul” gibi, “şem u pervane” misali yanarak ama küllenmeden… Bir gazelin en can alıcı beytinde gizlenmiş o derin mana gibi; ne yar elinden ne serden vazgeçerek, o kadim zarafetle bekle beni.
Yalnızlık bir dağ gibi çökse de omuzlarına,
Karanlık, ışığın en yakın dostu olduğu o saniyede,
Ihlamurlar dışarıda değil,
Ihlamurlar kalbinde çiçek açtığında…
Bekle beni.
