ân’kaosu/farzımuhal
“gurbet kuşlarına”
kırıldı billur kasesi kum saatinin
olanlar ve olmakta olanlar meçhule
buzdağlarının ötesine giden bir gemi gibi
kırlangıçların hiç olmadığı
hiç göç etmediği yere
“gurbet kuşlarına”
kırıldı billur kasesi kum saatinin
olanlar ve olmakta olanlar meçhule
buzdağlarının ötesine giden bir gemi gibi
kırlangıçların hiç olmadığı
hiç göç etmediği yere
diline hüzün değdi çocukluğumuzun dondurma aramaz olduk şımarmaz olduk çay bahçelerinde
(daha&helliip;)
dün gece rüyama girdi bir peri
yıldızlar yanında sönük sönüktü
nurdan bir meşale gibi elleri
gözleri ceylandan daha büyüktü
Evet,
tuvalime yansıyan ömrüm
çocukluktan gençliğe tebessüm
şimdi gözlerimden
geriye bir hüzün
Memleketim gibisin
Gözlerin en derin ocakların kömürü
Nasıl umut oluyorsa kömür memleketim insanına
Gözlerin de öyle umut oluyor bana
Şiirlerce
Bakalım nasıl kalkacak bu tren gardan
Zira kahır yüklü vagonları,
Acaba taşıyabilecek mi rayları?
Acı bir şafak türküsü gözlerin
Hasret kurşunu bu göğsümü delen,
Ondört asır sonra anladım ki,
Senmişsin yana yakıla aradığım,
Şu içimde onulmaz diye sandığım
Ne kadar yaram varsa cümlesine dermanım.
Hayallerim sisli puslu bir bodrum katına hapsedilmiş
İncir ağacını görmüyor parmaklıklı küçük penceresi üstelik
Hasret var içimde.. annem uzakta
Ah geçmek bilmiyor suskun zamanlar
Gün düştü bak yine akşam olmakta
Annemi anlatır tüllenen anlar
Asırlık bulutlar karartmış günü
Unutulmuş terbiyenin önemi
Sevdalısı çürütse de ömrünü
İş gider tersine sınav dönemi
Ahh! Karanlık gece
Gecenin kıvırcık saçların da
Aydınlık düşler kuran siyah çocuk
Sen doğarken ölmüş anan,
Bu yüzden emzirmez seni doğduğun topraklar
Hangi kuşun kanadında düştün
Ne zamana kadar taşıdı seni
Ya da sen onu ne kadar ısıttın
Canın yandı mı acaba
Sızlanmanın gereği yok
Düş ağrısıdır geçer birazdan
Üstüne bir bardak gül şerbeti iyi gelir
Nerden bulacaksak
sesinde sarhoş olduğum
yumuşak bir hardı yanan
kıyısında siyahı aradığım
büyük bir denizdi liman
mavilikler içinde sandığım
renksiz bir suydu deniz
dalgalarında kaybolduğum
ıssız bir adaydı yuvan
ulaşmak için çırpındığım
bitmeyen yoldu sonun
hep görmeni beklediğim
buğulu camdı gözüm
Gözlerinizde hiç bilmediğiniz hayatlar
ve bu hayatların acıları saklı
bir kişinin ağlamadığına
gökyüzü şimşek çakıyor
bilseniz, tüm yabani sesler
aynı ormandan geliyor
siz duymuyorsunuz diye
sesler yok olmuyor
düşünün,
yolunuzdan kayboldunuz mu
Sonra öğrendim tabii
ben çoktan yolumu kaybetmişim
Ah Gül’su’rur
Çıktığın sonsuza yolculuk
Ağlayan Sadece nisan değil arkandan
Arif’an ç’ağlar durur
ağlar durur o kimsesiz çocuk
ki ağlamak memleketimde ölmek kadar sıradan