ben babamı kırk yaşımda kaybettim/farzımuhal

  • Post author:
  • Post comments:0 Yorum

Ben babamı kırk yaşımda kaybettimBir eylül gecesiydiKanadı kırık kırk kırlangıç süzüldü genzimdenAğlayamadımGidemedim , koklayamadım avuçlarınıGidemedim,çok uzaktaydım babamdan ve denizden… Tozlu düşlerime sığındım çaresizElimden tutan bir el gördüm puslu camlar ötesindeSırtıma…

Okumaya devam edinben babamı kırk yaşımda kaybettim/farzımuhal

Sarmısaklı Kabak Aşı/Ensar Nuralp

  • Post author:


Eksikliğini hissettiğin şey değerlidir. Cezaevinde özellikle siyasi tutuklulara yemekler az veriliyordu.
O gün birkaç kişi toplanmış dışarı çıkınca yiyeceklerin hayallerini kuruyorlardı. Herkes en çok sevdiği yemeği dillendiriyor bazıları espiriyle karışık dışarı çıkınca Adana kebabını lahmacuna sarıp yemekten bahsediyordu. Herkesin yemekle ilgili bir hasret hikayesi vardı. Bu yemek muhabbetinin ardında oruçlu olmanın etkisi de yok değildi.

(daha&helliip;)

Okumaya devam edinSarmısaklı Kabak Aşı/Ensar Nuralp

Veda/Adem Yağmur

  • Post author:
  • Post comments:0 Yorum


“Artık yolun sonuna gelmiştik. Yolları ve yılları kovalaya kovalaya sende de derman kalmamıştı. Bunu kabul etmelisin. Sana yaptığım masrafın karşılığını alamıyorum” diyor biraz içli bir nefes aldıktan sonra devam ediyordu.“Kim derdi ki gün gelip seni yaban ellere terk edeceğim bir daha arkama bakmadan eve geri döneceğim. Kim derdi kim demezdi ama benim bugün eve yalnız döneceğim kesindi.”


Etrafı irili ufaklı sıra dağlar gibi ardı ardına devam eden tepelerle çevrili bu büyük kasabanın sakinleri binek olarak kullandıkları yaşlanan atları, artık kendisinden bir beklentisi kalmayan sahipleri günü geldiğinde bu tepeden özgürlüğüne bırakırlardı. Bu iş için kış mevsimini seçerlerdi çünkü altı aylık kış boyunca hiçbir iş yapamayacak olan bu hayvanların beslenmesi ve bakımı çok masraflı oluyordu. Bu atlara “yılkı” derlerdi. Atlarını her ne kadar terk etmiş olsalar bile o sadık kara gün dostlarını anmadan da edemezlerdi. Kimisi acıyarak kimisi hasretle bahsederdi. “Şimdi bizim doru at olsaydı senin yükünü çekemeyen atı da yüküyle birlikte çekerdi.” “Artık bunun da tepelerde otlama zamanı geldi ne dersin?”
Vahşi doğanın ağır kış şartlarına daha fazla dayanamayanlar ölürdü. Sağ kalanların kimisinin yeni yavruları olurdu. Herkes atını bildiği için yanındaki yavrusunu alır her ne kadar annesi arkasından baksa da sahipleri sevinçle evlerine getirirdi. Tay giderken annesi onun arkasından acı bir kişneme sesi çıkarırdı. Tay da annesine kendi çapında cılız bir sesle cevap vermekle kalırdı.
Çobanlardan alınan haberlere göre yılkıların bir kısmının öldüğü kurtların onlarla kışlık yiyecek ihtiyaçlarını giderdiklerini, ölmeyenlerinde çoğunluğunun çökmüş olduğu anlatılırdı. İç yakıcı bu haberler karşısında yaşlılar “Hayat böyle yapacak bir şey yok” diyordu. Mecliste bulunan yeni yetme bir genç “Aslında hayatı böyle yapanlar bizler değil miyiz? Düşünsenize atların da elden ayaktan kesilmiş sahiplerini götürürken bir uçurumun kenarında sırtından attıklarını ve feryat figan bağıran sahiplerine –Hayat böyle yapacak bir şey yok – dediklerini duyar gibi oluyorum da bütün bu yaşananlara bir anlam veremiyorum.”
Bütün bu olanları gören ve hayatın hiçbir şeyle değiştirilmeyeceğini insanların vicdansızca hareket etmemesi gerektiğini savunan Ali de şimdi aynı noktadaydı. Yılların yıprattığı küçücük bineğini vahşi doğanın karlarına, boranlarına bırakacaktı. Belki de seneye sadece iskeleti kalır diye de düşünmeden edemiyordu. İçi ne kadar acısa da artık ayrılacaklardı. Bazen arkadaşlarıyla şakalaşırken “Sizinki tek beygir benimki yüz beygir gücünde” der gülüşürlerdi. Sıkıntılı zamanlarda birisiyle konuşmak insanı rahatlatırdı. Ali de kendisinin bu veda konusunda biraz suçlu olduğunu düşündüğü için emektar dostuyla sohbet ediyordu daha doğrusu sadece kendisi konuşuyordu.
“Hani senin oturağını yeni moda kırmızı şallarla kaplattığımda sende diğer bineklerden daha havalıydın bunu da inkâr edemezsin. İçeceğin tükense hemen tekliyordun. En yakın yerden ihtiyacımızı karşılamalıydık yoksa sen yola gitmezdin doğru mu değil mi? Tabi buna verebilecek bir cevabın yok. Şimdi o canlı renklerin soldu üzerinde çöküntüler oluştu. Yollar kardı çamurdu ama ben senin üzerindeyken bizi kimse durduramazdı. Bütün o günler geçti artık. Şimdi durduğun zaman tekrar harekete geçmen çok güç oluyor, kötü kötü öksüren biri gibi cılız sesler çıkartarak hareket ediyorsun. Gözlerinin feri gittiğinden beri yolları çok yavaş geçiyorsun bunu fark ediyor musun? Bu durumda seni biraz hızlandırsam maazallah bir kazaya davetiye çıkarmam an meselesi. Böyle gittiğime bakmayın hiç halim yok dercesine hareket ediyorsun.” Bu sözleriyle biraz ileri gittiğini düşünen Ali, iyi şeylerden de bahsetmeliyim diyerek biraz anlatacaklarını toparlamaya çalıştı.
“İyi kötü günlerimiz oldu. Seni bahçeye getirdiğim gün senin kalacak yerini iyice hazırlamış hatta komşulara inat iyi bir garaj görüntüsü vermiştim. O gün farklı bir yere girdiğin ama orayı garipsemediğin halinden belliydi. Bütün bunlar benim yanımda değerli olduğunu göstermiyor muydu?”
Tepede yalnız başlarına kalan bu iki dost dertleşiyordu ama konuşan sadece Ali’ydi, kendisini sessizce dinleyen birini bulmuş bu fırsatı kaçırmak istemiyordu. Konuşuyor konuşuyordu; “Senin üzerinde giderken sırma gibi saçlarımı rüzgârlara bırakırdım, senin dillendirdiğin nağmelerle coşar daha da hızlı gitmeni isterdim, şimdi ne benim sırma saçlarım kaldı ne de senin hız limitin.” Konuşulanları anlıyormuş hissi ile anlatmaya devam ediyordu. “ Her canlı doğar büyür ve ölürdü. Ben de ölecektim ama ayrılığı önce sen dillendirdin. Belki tam anlamıyla ifade edemesen de hal ve tavırlarından dolayı acıda olsa bu kararı almak zorunda kaldım. Benim bir suçum yok ben bu kararı almasam bir gün ve de ansızın sen beni terk edecektin.” Sessizce yüz yüze geldiler “Şimdi bütün bu olup bitene sessiz kalman beni anlayıp onayladığını göstermiyor mu?”
Karşısındaki emektarının sessizliği Ali’nin veda konuşmasının devamını getiriyordu. “Ben seninle yollarda ağır aksak ilerlerken bizim kasabanın gençleri Chevrolet ile hızla yanımızdan geçerek –Bırak şu külüstürü bu devirde nostalji mi olurmuş- diyerek caka satarlardı. Olsun ben seni seviyordum akranlarından yirmi yaş büyük olman seni yolundan alı koymuyordu. Sen benim yanımda Chevrolet göre impala idin. Gerçi senin haline bakınca içimden sana Hacı Murat demek geliyor”. Yanlarından geçenlerin sözlerini anlamış gibi Ali onu bir kenara çekerek onun sakinleşmesini beklerdi. Bu sessizlikte o göğsünden su kaynatan bir motor gibi öksürüğe benzeyen hırıltılar çıkartırdı.

(daha&helliip;)

Okumaya devam edinVeda/Adem Yağmur

“gözlerine her şiir ayrı bir infilaktır” / Farzımuhal

  • Post author:
  • Post comments:0 Yorum

Gözlerin mevzu bahis,vazgeçtim sızlanmaktanAsfar yalnızlıkları bir bir kınalıyorumHep ürktüm,hep çekindim yokuşta hızlanmaktanArdında koştururken,soluksuz kalıyorumGözlerin mevzu bahis,vazgeçtim sızlanmaktan Asumana üflesem denizden süzüp ezrakYitik şehsuvarları muştunla etsem teskinGözlerin hedefine kilitlenmiş bir mızrakSaplanınca…

Okumaya devam edin“gözlerine her şiir ayrı bir infilaktır” / Farzımuhal

45′ Dakika / Yakup Kenan

  • Post author:
  • Post comments:0 Yorum

Acımıza katık gözyaşıGündüzler hesapsız geçerGeceler, gecelerimizDüşüncelerin çıkmaz sokağında..Demir soğuk, dört duvar betonDemirden gelir yemekVe soğuktur kendisi gibiHer lokma kurşun gibi ağır..Gökyüzü kararınca, pencerelerdenKasvet düşer orta yereAnsızın sokulur koynumuza özlem..Uykuda sayıklarızNasipsiz…

Okumaya devam edin45′ Dakika / Yakup Kenan

Naz ve Sitem / Beyruha

  • Post author:
  • Post comments:1 Yorum

Senden başkasına, haramdır gözümYüreğimi alıp, sende dîr ettinDemezdim kimseye, mahzendi gizimBütün vakarımı, yerle bir ettin Kalbime geçmiyor, en ala sözümAttığın düğümü, bende kör ettinNasihat çaresiz, bitmiyor sızımLayığım sevdaydı, cam duvar…

Okumaya devam edinNaz ve Sitem / Beyruha

Edebiyat Sohbeti

  • Post author:
  • Post comments:0 Yorum

İnstagramda 25 Mayıs 2022'de yapılan Canlı yayında Cizlavet Kültür Sanat Platformu genel yayın yönetmeni Gökhan Bozkuş ile edebiyat araştırmacısı Nazif Özaslan hem Necip Fazıl Kısakürek'i vefat yıldönümünde andılar hem de…

Okumaya devam edinEdebiyat Sohbeti

No more posts to load