Bitmez / Ahmet Terzioğlu
Bu iş bitti derken Açık denizlere güvenme Ey sevgili Umut mâvisidir denizler. .......... Senin yosun yeşili Gözlerine inat. .......... Ayrılık sevdâya dahil Diyor 'Kaptan' Dalgalarla savrulan Sevdâlar İllâki bir sâhile…
mavi bir yorgan gibi örtmeliyiz şiiri
sevdamızın, kavgamızın üstüne
fm
Bu iş bitti derken Açık denizlere güvenme Ey sevgili Umut mâvisidir denizler. .......... Senin yosun yeşili Gözlerine inat. .......... Ayrılık sevdâya dahil Diyor 'Kaptan' Dalgalarla savrulan Sevdâlar İllâki bir sâhile…
hasretin uveyk uçurtmasışehla gökyüzünde bir varoluş direnişçulha yalnızlıkları erbabı bilirduvaktan beyazsa duvardoğuştan erginse çocukbilgelik düsturudur yaşamakki buna sevdalık denir faranjit suskunluğuna mütevekkilkıpır kıpır dudaklarbahar kuraklığına vahabedbin uğultulardan utanırdehlizleri güneş öpen…
Asasını yaslayıp duvarına türbeninÖzlemindedir şimdi gönlünce söz demeninDuruşundan esamesi okunan pak dameninSırlarını ifşaya sözümüz kâfi değil… Dost edinip kendine hep yüzüyerdeleriNazar eder Allah’a kaldırmış perdeleriKapatmış Masivayı aşkının bürdeleriHallerini demeye sözümüz…
Bu bir sevda secavendi
Konuştum
Sustum
Anlattım yüreğime seni
Toprak döşenirken hazanın rengine
Gün demli çay kızıllığına boyanırken
Tam da düştüysen aklıma
Çatık kaşlı
Güler yüzlü
Sonra gerçeğin ta kendisi
Sen, ben, memleketin hali
Hangimiz akıllı
Hangimiz zır deli?
Bu bir sevda secavendi
Söyleyeceklerim daha bitmedi
Bitmedi daha anlatacaklarım
Sensizlik mahrecinde unuttuğum harfleri
Anlatıyorum dolu dolu duyarsın diye
Cevapsız kaldıkça yine vazgeçiyorum
Vazgeçiyorum hasretle yaftalandıkça
Gülümsüyorum
Ağlıyorum
Karmakarışık oluyorum
Kafa tutuyorum her gün
Bin kasırgaya,
Dipsiz girdaba
Bu bir sevda secavendi
Bak işte
Ateş de yağmurdan kesti umudu
Ayaklarım üşüyor
Her zamanki gibi
Ellerim sensizlik ayazında kor, buz
Yadırgamak ne ağır şey
Kör olası uykuyu
Rüyadan nasipsiz kalmak ne beter mesele
Unutmak, hatırlamamak ne zor bir bedel
Ve görememek, duyamamak seni
Kaçıncı günahın bedeli?
Bu bir sevda secavendi
Kurallı kuralsız aklıma gelişlerine kızıyorum
Bazen sakinliğine harflerin
Grisine şehirlerin
Muhacirliğine yalnızlığımın
Sözlerini unuttuğum türkülerin nakaratına
Zulmüne zamanın
Su gibi geçmeyişine
Bitmeyen dününe
Gelmeyen yarınına
Neyse işte
Öylesine işte
Bu bir sevda secavendi
Cevabı hançer sorular kesiyor önümü
Kaçsam nafile
Kalsam yaşanır mı bu şehirde?
Kuytusu bittikçe zihnim yoruluyor seslerden
Oysa her şey renksiz
Bütün kalabalıklar sessiz
Deveran etse neyleyeyim
Dünya geçmiyorsa çilesiz
Ağlayacak tek yer yüreğimin içinde
Belasını okuduğum her kelimeyi yutuyorum bak yine
Dayanıyorum noktasına ve virgülüne
Varsın kader kalemiyle yazsın ayrılığı
Ben sevdayı hıfzediyorum sindire sindire
Bu bir sevda secavendi
Yanlış makamda okumak bana yar
Doğrusu nasıldı hatırlamıyorum
Zir u zeberim sensizliğin vaslında azar azar
Hüviyetimde ismimin yanına ayrılık yazar
Sana düştü duvar
Bana yangın ve har
Boza bulandı çaylar
Baharsızlığa vurgun papatyalar,
Dökülmeye azmetmiş yıldızlar
Dilimde volta atan adın
Son bakışın ve yadın
Sen giderken armağanımsa
Kırılsın mihengi bu çağın
Ne yazıyorsam sana
Ne söylüyorsam yokluğuna
Dedirtme işte
Kaldığım şu sevdanın arafında
Bu bir sevda secavendiyse
Bir yanım siyah
Bir yanım beyaz
Diyecek tek cümle kaldı
Duraksadığım yerdeyim
Dinle artık
Sol yanımdaki “mim” edir çağrım
“Yoruldum. Gel artık”
Yine gam yükünü yüklendi gönülNe havayı görür, ne suya bakarHüzün kervanına eklendi gönülCoşkun sular gibi deryaya akar 🥀🥀🥀Bir sazlıktı daha önce evimizToplandık, buraya geldik hepimizDoğrandı, delindi, yandı içimizHer dem feryadımız…
Edebiyatımızda, günlük türü adına gururla anacağımız bir isim varsa o da Salah Birsel’dir. Ömrünü kaleme adamış ve yazarlığın hakkını vermiş biri olarak, kendisiyle ne kadar gurur duysak azdır. Tanpınar, Cemil…
kırıldı aynalar resimler de yoksoğuk odalarda tutuştu kalbin,sırattan geçer gibi geçti sözlerdensırlar vardı elbet senin bildiğinkırıldı aynalar resimler de yok kapandı kapılar ve sende sükût;kış yalnızlığıyla hücreye sindibirikti heybende tarifsiz…
İnce bir hüzün buğusu belirdi Zülfiye Öğretmenin gözlerinde. Sobanın yanında üzeri çarşafla örtülü küçük bir tümsekti Eren’i.Ak Dağ’dan kar soğuğu doluyordu içeri. Gözlerinin buğusu içine aktı. Hıçkırıkları içinde kurudu. Tırnağı…
Elimde çiçekler, sırtımda zincirKimi divane der kimi muhacirOlmuşum kökünden bir gece tehcirDalımda göz ve dudaklar var benim Yağmasa yağmur yine ıslanırımBazen de bir gülüşe yaslanırımKırlangıç yuvasında hislenirimİçimde an ve uzaklar…
Kimler geldi, kimler geçti dünya sahnesindenBir pay var ciğerinde hâlâ insanoğlununÂdem'in(a.s.) aldığı o ilk dünya nefesindenSon perdesindeyiz şimdi bu sırlı oyunun Esamesi okunmaz Kârun'un servetininYâr olmadı Firavun'a koskoca sarayıNemrut kurbanı…
Dertlerimi taşıyan, gözyaşım yastaSancısı sarsar, yıllarım hastaİnsanlığa susayan, insanlar sustaBekleyenler var, beklenenler mahpusta Gözyaşlarım koşturuyor, terle yarıştaAtbaşı yol alıyor, küheylanlar yokuştaAtlaslar hazır, atiyyeler vuslattaBekleyenler var, beklenenler mahpusta Toprak suyla, buluşsun…
Eylül diyorum susuyorumAyrılıklara bırakıyorum düşen yapraklarımıVe bulutlar arasında kalan güneşsiz sabahlarımı,Soruyorum hep meselaRüzgâra teslim ettiğim uçurtmalarımıUsulca kırılmış dallarımı,Eylül diyorum susuyorumŞimdi geç kaldığım herşeyi arıyorum ,Kimsesiz gönlümü sarıyorum,Bazen yokuş gibi geliyor…
tüm ayrılıklarımızlaBarışabi’nin ”kol düğmeleri” kadar bile değildikonlar bir araya geliyordu düzenli aralıklardabiz hep ayrı'kalıyorduk Aralık’larda nedenlerimiz vardı uzaklığımıza iliştirdiğimizbazen evrensel bazen çocukçabir isim verseydim eğer sanakalabalıklar ortasında bir ”merdümgiriz”derdim sanırım ya…
NE ZAMAN ne zaman bir okul zili duysam,tarlada, bayırdahüzünlenir, eskilere giderdim.içime yaralı bir kuş konar,öterdi ha bire!..‘‘sen bu değilsin, böyle olamazsın..’’der dururdu, Yaşar Hocamgelirdi aklıma!.. ne zaman bir kuş sesi…
Gel Nisanım ol benimGel bir şafak vakti zindeGünün mavimtrak saatlerindeGüneşi beraber karşılayalım Kurtlar ile kuşlar ileAğaçların bayramlıklarını giydiğiÇıtı pıtı çocukların şen sevinçleriyleGel Nisanım ol benim Gir de bahar bahçelerimeGel Nisanım…
Eylül’e Nazire Gökhan Bozkuş’un “Eylül'üm Ol” Şiirine Nazire Yalnızlık sardı dün bugün yangın yeri Susuzluk bir toz kalbim sarı çöl rengi Geçti gitti yaz buna mevsim denir mi Al turuncu…
Vedalaştık, bir sonbahar günüydüGitmiyor gözümün önünden son bakışınHemen geleceğim diye gitmiştim gülümBak şimdi kokusu geliyor kışın Aklın bendedir şimdi gülüm, bilirimYitirmedim inancımı, ümitsiz değilimDua et, kış bitmeden gelirimUzamaz, kalem tutup…
Bilir misin son durağın nerdedir;Bir konduğun, bir göçtüğün hanlarda?Yedi iklim dolaşsan da yerdedir;Mevt, semtine uğradığı anlarda. Son durağın yolu yokuş, aşmak güç;O menzilde fâni dünya olur hiç.Mal mülk ile oyalanman…
Buğusunda camın yine gördüm seniYine bir serap yine buldum geldiğiniBilmem, âlem nasıl bekler sevdiğini Bin beyaz atlara sen, gel eylülüm ol İki gonca bir gül önünde kapınınKim demiş beyazdır rengi…