
Sırtımdır benim en eski haritam,
Yaslandığım duvarla bağım
Secdeye varamayan dağ silsilesi
Yüklerimi yüzümden sakladığım,
Çünkü yüz aynadır
Ve ağır gelir aynaya hakikat
Sırtımda biriken çağlar var
Biraz kül,
Biraz dua
Biraz da çağrılmamış isimler.
Omuzlarımda taşınan bu gölge
Ne tam ben,
Ne de benden ayrı.
Bir kapı gibi durur sırtım,
Herkese kapalı,
Hakk’a aralık.
Yakup
Kapı nerede
Yakup anahtar kimde gizli
Dönük olduğum ne varsa
gözetler beni sessizce;
ben, göremem arkamda bıraktığımı.
Yakup emin misin aradığın
Sırtımdan vurulmadım hiç,
kendime sırtımı döndüm.
İçimdeki evin arka odasıdır o
ışık girmez,
ama eşya susarak durur.
Bir yük değil oradaki
emanettir.
Düz durmakla eğilmek arasında
ince bir sır taşır.
Rükûda çözülür,
susarak konuşur.
Ey yol,
beni yüzümden tanıma.
Ben sırtımda taşıdığım kadarım
görünmeyen,
ama her adımda var olan.
