Kitap Yolcuları Ağustos Kitabı (Stefan Zweig)

Stefan Zweig
Stefan Zweig

Kitap: Sabırsız Yürek

Yazar: Stefan Zweig

Kitapta sizi etkileyen alıntıları ya da izlenimleri yoruma yazabilirsiniz

This Post Has 4 Comments

  1. Adem Demirci

    “İnsanın gerçek kişiliğinin ancak özgür olduğu zaman ortaya çıktığını anlıyordum.”

    Sayfa 71

  2. feyza

    Okuduğum en etkileyici kitaplardan biriydi. Kitabın arka kapağını okuduğumda beklediğim hikayeyle içerik birbirinden farklıydı ve beklediğimden çok daha iyiydi. Oldukça sürükleyiciydi.
    Romanda ana karakterin psikolojisi oldukça etkileyici bir şekilde yansıtılmış. Bir yandan hisleri diğer yandan içinde bulunduğu koşulların sonuçlarıyla mücadele içinde kalan Teğmen Hofmiller’a bazen kızacak bazen hak vereceksiniz. Asker olarak yetişmiş olmanın kendi üzerindeki etkileri, savaşın bir insana neler yaşatabileceğini ve en önemlisi verilen kararların beklenenden ne kadar farklı sonuçlar doğurabileceğini bizlere gösteren çarpıcı bir karakter.
    <>
    Konusuna gelirsek ; Roman Avusturya’da geçiyor. Çocukluğundan itibaren sınırlı bir çevrede yetişmiş, diğer insanların duygu ve düşüncelerine fazla dikkat etmemiş 25 yaşındaki bir teğmen bize yaşadıklarını anlatıyor. Kasabanın zengini Kekesfalvalar ile tanışıp dostluk kuruyor, evin kızı Edith’in kalbini kazanıyor.Hemen her gün onları ziyarete gidiyor keyifli vakit, geçiriyorlar. Buraya kadar her şey kulağa normal geliyor. Asıl sıkıntı şu; Edith sakat bir kız. Doktor Condor yeni yeni tedaviler denesede iyi sonuçlar alınamıyor. Edith artık bu çabalardan usanmış yaşamaktan bıkmış bir genç kız. Fakat teğmenin arkadaşlığı ona umut oluyor. Yeniden yaşama tutunmasını sağlıyor. Teğmen ise bu zavallı kıza çok acıyor. Ve ne yazıkki duyduğu merhamet sınırını aşarak her ikisini de zor durumda bırakacak hale geliyor.
    Edith’in mutlu olduğu anda ne kadar yaşama tutunduğunu, yürümek için ne büyük çaba sarfettiğini okuduğumda çok duygulandım. Fakat bu kadar kolay etkilenen bir yürek ne yazıkki ilk darbede yıkılabiliyor.
    Teğmenin arkadaşlarım duyarsa benimle alay ederler, kasabaya yayılmamalı gibi ‘elalem ne der’ endişesi taşıdığı durumlarda çok sinirlendim:)
    Kitabın sonu için ise açıkçası ben mutlu son bekliyordum. Teğmenin geçici göreve gidişiyle beraber umutlarım artmıştı. Savaş hiç beklenmedik bir durumdu.
    Doktor Condor’un eğer Edith’i terkederse adeta bir cinayet işleyeceğini söylemesi başta biraz abartı bulduğum bir ifadeydi ne yazıkki yanılmışım.
    Teğmenin “kişisel suçum savaşın suçu olan sonsuz kan gölünde bir damla olup kaybolmuştu.” ifadesi çok çarpıcıydı.

  3. EMRULLAH

    Stefan Zweıg’ın okuduğum en iyi kitabı diyebilirim. Acıma duygusunu tüm açıklığıyla ve ustaca ele almış, müthiş bir duygusallık yaratarak; hem Hofmiller’in hem de Doktor Condor un, Edith’e karşı olan Acıma duygusunu mükemmel bir şekilde vurgulamış. Kitabı birinci kişi tarafından anlatması; okurken sıkılmadan, tamamen olayların içindeymiş gibi zihninizde canlanmasıda ayrı bir tat veriyor. Kitabın giriş kısmında bıraktığı yazıyı paylaşmak istiyorum. Özelliklede şuan ki yazarların dikkate alması gereken bir yazı olarak düşünüyorum:
    “Para parayı çeker.” Bilgelik kitabından alınan bu özdeyişi, her yazarın cesaretle şu şekilde vurgulama hakkına sahip olduğuna inanıyorum: “Anlatana, anlatılır.” Genelde düşünülenin aksine, yazarın hayal dünyasında sürekli yeni öyküler yarattığını, bitmez tükenmez bir kaynaktan sürekli öyküler ve olaylar kurguladığını sanmaktan daha yanıltıcı bir düşünce olamaz. Gerçekte hayalinde öyküleri kendine çağırmak yerine, gelişmiş gözlemleme ve dinleme yeteneklerinden faydalanarak, çevresindeki figürlerin ve olayların kendini çağırmasına izin vermesi yeterlidir. Zaten kim sık sık yazgıları anlamlandırmaya kalkışırsa, ona yazgısını anlatan çok olur

  4. özge

    Vicdan anımsadıkça hiçbir suç unutulmaz. Belki de bu kitabı özetleyen en iyi cümle. Türkçeye farklı isimlerle çevrilmiş. Bence en uygun isim “Acımak” olurdu. İki farklı acıma duygusundan bahsediyor yazar. Biri ne yazık ki insanı mahvediyor.

    Kitabı okurken tüm karakterlere ayrı ayrı çok kızdım. En çok da baş karaktere. İnsan bazı durumlarda yalnızca kendini düşünmeli bence ama karakterimiz bu konuda pek bir başarısız. Bu da onu bazı çıkmazlara sürüklüyor.

    Edith veya “Zavallı sakat kız.”. Karakterimizle Edith’in trajik bir tanışma hikayeleri var. Bu hikaye ise birçok acıma duygusunu beraberinde getiriyor.

    Bu insanlara acımak yerine onları hepimiz gibi birer insan olarak görsek bu kitaba hiç gerek kalmazdı. Fakat insanlar olarak ya çok fazla acıyoruz ya da çok fazla dalga geçiyoruz. Kitapta her birinin örneğini görmek ise sinirleri harap ediyor.

    Stefan Zweig’ın bildiğim kadarıyla tek romanı olan Sabırsız Yürek, bana acıma duygumu yerinde kullandığımı gösterdi aslında. Bunun yanı sıra kimlere karşı sorumluluk duygusu içinde olmamız gerektiğini ve duygularımızı kontrol edebilmemiz gerektiğini de öğretti.

    Çok sevdiğim bir Zweig kitabı daha böylece kütüphaneme eklendi.

Bir yanıt yazın