
Göğün alnına asılmış dev ekranlarda
gün batımı bile reklam aralarına bölünüyor artık.
Bir serçenin kanadında taşıdığı sessizlik,
kabloların uğultusunda yolunu kaybediyor.
Şehir, kendi gölgesini yiyen bir yaratık gibi
betondan dişleriyle zamanı kemiriyor.
Parkların yerinde yükselen kuleler,
rüzgâra unutmayı öğretiyor.
İnsanlar var;
ellerinde dünyanın bütün sesleri,
yüreklerinde birbirlerine ulaşamayan birkaç kelime.
Parmak uçları ışıkla dolu,
bakışları karanlık koridorlar gibi uzun ve ıssız.
Bir çocuk,
ekranın mavi kıyılarında oyuncak gemiler yüzdürürken
gerçek denizin tuzunu bilmiyor.
Bir yaşlı,
anılarını şarj kablosuna benzer ince bir umutla
yarına bağlamaya çalışıyor.
Ve bilgi,
bir zamanlar dağlardan doğan berrak bir nehirken,
şimdi binlerce aynaya çarpıp parçalanan
şaşkın bir ışık sürüsü.
Hakikat, kalabalığın ortasında
adını unutmuş bir yolcu gibi dolaşıyor.
Kutuplarda eriyen buzlar,
yalnızca buz değil;
geleceğin alnından düşen soğuk harflerdir.
Denizler kabardıkça,
ufuk çizgisi eski bir mektup gibi siliniyor.
Dünya, ateşi yükselen bir çocuk gibi
sessizce yanıyor avuçlarımızda.
Bir yanda sofralar taşacak kadar dolu,
bir yanda ekmeğin kokusuna hasret geceler.
Adalet, paslanmış bir terazinin kefesinde
rüzgârla tartılıyor bazen.
Ve açlık,
haritalarda görünmeyen en büyük ülke olarak
her sabah yeniden doğuyor.
Kalplerimizse garip bir çağın mültecileri;
kendilerinden kaçıyorlar.
Mutluluk, vitrinde sergilenen bir elbise gibi,
giyen herkese biraz dar geliyor.
Yine de—
Küllerin altında uyuyan kor gibi
bir umut saklıdır insanın içinde.
Bir annenin çocuğuna bıraktığı gülüşte,
bir yabancının uzattığı suda,
karanlığa rağmen açan tek bir çiçekte.
Belki dünya,
çatlamış bir çömlek gibi su kaçırıyor her yerinden;
ama yıldızlar hâlâ
o çatlaklardan içeri düşüyor geceleri.
Ve belki kurtuluş,
göğe yeni kuleler dikmekte değil,
birbirimizin sessizliğine kulak verebilmektedir.
Çünkü çağın en büyük yoksulluğu ekmek değil,
en büyük felaketi savaş değil yalnızca;
insanın, insanı unutmaya başlamasıdır.
Bütün bu gürültünün ortasında
bir gün yeniden hatırlarsak birbirimizi,
şehirlerin taş kalbi çatlayacak,
betonların arasından bahar fışkıracaktır.
O vakit dünya,
yorgun omuzlarından karanlığı indirip
uzun bir uykudan uyanan bir nehir gibi
yeniden kendi sesine kavuşacaktır.
Ömer Dilbaz
