nun / Emrullah Eskitabak

NUN

Bin bir isim verilse doymaz içimdeki insanlar, Allah doyursun gözünü, tabii ki toprak ile.
O halde ismimi Toprak koyalım, doygun sesi olsun, kelimeleri tamlıktan geliyor ‘gibi’ olsun.
Bir ara roman yazarken, roman kahramanım, bana kendini yazdıran kahramanım, içimde sekiz kişi var demişti. Sekiz kardeş onlar demişti.
‘İçimdeki beş kişi diğer üç kişi ile pek anlaşamıyor. Ama hepimiz kardeşiz diyorlar. Beş kardeş çok kakara kikiri konuşkan kardeşler, diğer üçü ağır ama etkin. Neyseeee.’
O kadar isim versem de kendime niceleri isimsiz kalıyor bende. O isimsiz dahi benim içimdir, bendir.
Oyunlar oynamak istemiyorum, o kahramanı yazan benim, yani benim o anki haletim sirayet etmiş kelimelere, meselem şu, ben bende kaç kişiyim? Tek ben değil miyim? Ama bir ismim var işte devletim öyle tanıyor beni. Arkadaşlarım çevrem öyle tanıyor. Sadece o kadar mıyım?
Bir ömür yetmez.
Ama yetmeli sadece bir ömürlüksün burada. Ama cennet?
O ötede var.
Peki burayı cennet yapma isteği?
İşte bundan sebeple, bir ömre pek çok ömür sığdırma isteği.
İstek varsa kendisi gelir. İstemek olmasa idi olmazdı esas.
Bir isim bir ömür. Sekiz isim sekiz ömür. İsimsiz milyonlara milyon ömür. Sonsuz isim isteğine sonsuz ömür. Sonsuza cennet mi denir?
Çok az bir tanım. Cehennem de sonsuz mu?
Evet.
O zaman hangi ismi istiyorsan onun sonsuzu da senin.
Yok olmak? İşte o yok. Hiç olmak var.
Müstear isimle yazmak bana çok yakışıyor. Hangi isimlerimi filizlendireceğim beni çok ilgilendiriyor.
Sen hangi isimlerini filizlendireceksin?
Emrullah, sülale ismim. Deri tabaklamış dedelerim. Ata soyumdan gelen kelimelerim buradan kendilerine yol buluyor. Köklenen, ontolojik dertlere düçar olan hallerim, bu ismimi yuva biliyor. Nice isimle nice kelime yazmak istiyorum. Cennet istiyorum yani. Sonsuzu istiyorum.
Birkaç yerde kelam sarfetmişim bu ismimle. Farkındayım üstelik ‘bu ismim’ diyor isem, kabullenilmemiş bir isim gibi eğreti duruyorum içimde. Kabulüm. Kabul edildim. Varım. Şiirim var.
Şiirim var ise varım.
Beni tutup bir ara roman yazarı yapacaktı densiz biri. Densiz dediğimde içimdeki kardeşlerimden biri. Sanki söz hakkı onda gibi. Allem ettim kallem ettim roman basılırken ismimi çıkardım oradan. hem bana eziyet hem ona eziyetti. Şimdi yolu ne güzel su gibi bir roman. Ben yazsa idim öyle mi yazardım acanım? Ama söze başlarken sanki kendim yazmış gibi romandan bahsettim. Kardeşimin mülkü benim de mülküm gibi. Değil desem şerhi yüce, öyle desem yine şerhi yüce.
Kardeşimin romanını okudunuz mu? Okuyun beğenirsiniz. Ama o beğenilmek için yazmadı. Ah nicedir uyursun, uyanmaz mısın? Demiş dedeleri, o da derin bir nefes almış. İşte o nefesin romanı.
Vefa benim temel hakikatlerimden biri. Kardeşime vefa göstermeyeceksem kime göstereyim ki?
Tüm dünya benim kardeşim. Adem nesliyim. Peygamber evladıyım. Hepimiz öyle.
Vefa hepimize. Sizin de pek çok kardeşiniz roman yazdı ey okuyucu.
Kaleme ve onun yazdıklarına yemin olsun.

Emrullah Eskitabak

This Post Has 6 Comments

  1. Haşim Demirel

    Selam olsun Emrullah Eskitabak, ya da içindeki o “Toprak” sesine…
    Kalemine, kelamına ve o sekiz kardeşin bitmek bilmeyen fısıltısına sağlık. Yazını okurken, bir insanın kendi içindeki kalabalıkla barışmasının ne kadar görkemli bir “cennet provası” olduğunu hissettim. İnsanın kendini tek bir isme, tek bir kimliğe ve devletin verdiği o daracık kalıba sığdıramayışı, aslında ruhunun sonsuzluğa olan iştahından geliyor.
    Şu cümlen zihnime çapa attı: “Şiirim var ise varım.” Romanın o ağır yükünü kardeşine devredip, şiirin o uçucu ama hakikatli nefesine sığınman ne büyük bir vefa örneği… Kendi içindeki o “densiz” kardeşle bile helalleşmen, aslında insanın en büyük cihadının kendisiyle olan o tatlı musahabesi olduğunu gösteriyor. Dedelerinin deri tabakladığı gibi, sen de kelimeleri tabaklıyorsun; ham ruhu alıp, üzerine harflerden yeni bir deri giydiriyorsun.
    Vefan, “Toprak” gibi bereketli olsun. İçindeki o beş neşeli ve üç vakur kardeş hiç susmasın; çünkü dünya, ancak senin gibi “tek bir ömre milyon ömür sığdırma” derdinde olanların hayalleriyle güzelleşecek.
    Yolun su gibi aziz, kalemin her daim o “derin nefesin” izinde olsun.

    1. Mehmet T.

      Kardeşim adına ne secindirici bir temaşa. Şiir daim. Vefa baki. Bir ömür yetmez.

  2. Kader Özkan

    Emrullah Bey, yazdıklarınız bir metinden ziyade bir ‘nefes haritası’ gibi. İnsanın kendi içindeki o sekiz kardeşi, o isimsiz milyonları kabullenmesi ne büyük bir cesaret! ‘Şiirim var ise varım’ deyişinizdeki o köklü duruş, isminizdeki ‘Eskitabak’ mirasıyla birleşince, kelimeleriniz adeta terbiye edilmiş bir deri gibi hem yumuşak hem de sarsılmaz bir mukavemet kazanıyor

  3. Mehmet T.

    İçimin milyon isimlerinden sekizine harf kelepçesi takıldı. Tüm özgür kardeşlerimin isimsiz hatırasına hürmetle. Kardeşim adına hürmetler saygılar selamlar.

  4. Emir Müjdeli

    Nun’ u, bir metin gibi değil, bir hal gibi okudum. Düz yazı değil; düşüncenin nefes alıp verdiği bir iç meclis. Sen yazmıyorsun burada; içindeki kalabalık konuşuyor. İsimler sadece etiket değil, kapı gibi: Hangisini açarsan o hayat içeri giriyor.

  5. mehmet T.

    Bin kapılı bir sarayın şimdi size açılan bir kapısından içeri girdik. Nüveleri ‘ene’de olanın kıyasıyla, esmayı seyreylemeyi rahmet gördük. ‘El Nur’ var idi görmek için, için içine isimler vermekse olan, Nurusiyah’da orada idi. Bir de cem makamı var. Rüyet var Cemalullah var. Hu der halim. Nefestir hu. Vahidi ehaddır Allah.
    Kalem süresinin ilk ayetine şerh olduk.
    Ete kemiğe büründük
    Emrullah diye göründük.

Bir yanıt yazın