Yola Düşen Almanlar/ Esad Kemal

  • Post author:
  • Post last modified:Nisan 14, 2026
  • Post category:Blog
  • Post comments:0 Yorum

Selamlar Cizlavet dostları,

​Bugün sizi biraz uzaklara, ama aslında bir o kadar da tanıdık bir hikayeye götüreceğim. Hani bizim Anadolu’da “pişmek” diye bir tabir vardır ya; usta yanına girersin, önce bir edep öğrenirsin, sonra elin iş tutar, en son da icazetini alıp kendi dükkanını açarsın… Meğer bu işin bir benzerini Almanlar hala, hem de orta çağdan kalma kurallarla yaşıyormuş!

​Konumuz: “Auf der Walz”. Yani “Gurbette Yolculuk”.

​3 Yıl 1 Gün: Dönüşü Olmayan Yol

​Bakın beyler, şaka yapmıyorum. Bir Alman marangoz, taş ustası ya da çatı ustasıysanız ve “ben oldum” demek istiyorsanız, kapıyı çekip çıkıyorsunuz. Ama öyle sırt çantasını alıp Interrail yapmak gibi değil bu iş. Kurallar çok sert:

  • Evden Uzak Duracaksın: Memleketinin 50 kilometre yakınına bile yaklaşamazsın. Sıla hasreti çekmek, o zorluğa göğüs germek bu işin raconu.
  • Üniformayı Çıkarmayacaksın: Üstlerinde o meşhur geniş paçalı kadife pantolonlar, yelekler ve şapkalar… Bu kıyafet onların hem kimliği hem de şerefi.
  • Beş Parasız Başlayacaksın: Yola çıkarken cebinde tek kuruş olmayacak, dönerken de başladığın kadar fakir (ama tecrübe olarak zengin) döneceksin.

Otostop Bedava, Telefon Yasak!

İşin ruhuna en uygun kısım burası; teknolojiye rest çekmek! Bu usta adaylarının cep telefonu taşıması yasak. Bir yerden bir yere giderken otobüse, trene para vermek de yok. Ya yürüyecekler ya da bir hayırseverin arabasına otostopla binecekler.

​Gittikleri her şehirde belediyeye gidip defterlerini mühürletiyorlar. “Ben buradaydım, burada çalıştım” demenin eski usul yolu bu. Karın tokluğuna, bir yatak karşılığına elin kapısında ter döküyorlar. Neden mi? Çünkü gerçek ustalık, sadece tahtayı kesmek değil, o tahtayı dünyanın bin bir türlü insanıyla beraber kesebilmeyi öğrenmekmiş.

Bizim Ahilikle Kan Kardeşler

Okurken “Yahu bu bizim Ahilik değil mi?” dediğinizi duyar gibiyim. Vallahi öyle. Bizdeki “Eline, beline, diline sahip ol” düsturu, bu Alman gençlerin o tozlu yollarında vücut buluyor. Modern dünya onları ekranlara hapsetmeye çalışırken, onlar bir baston (Stenz) ve bir çıkınla (Charlottenburger) hayatı iliklerine kadar hissediyorlar.

​Şimdi düşünün bakalım; biz bugün konforumuzdan ne kadar vazgeçebiliyoruz? Bir zanaat için 3 yıl gurbet kahrı çekebilir miydik?

​Alman’ın disipliniyle bizim Anadolu’nun sabrı bu yollarda birleşmiş sanki. Bir gün yolda bu arkadaşlardan birine rastlarsanız, bilin ki o sadece bir işçi değil; bir geleneğin son kalesidir.

​Kalın sağlıcakla, ayaklarınız yere sağlam bassın!

Bir yanıt yazın