Yeni taşındığım bir şirketin ofisinde çalışmaya başlamıştım. Bir sabah odamı temizleyen görevli kadınla karşılaştım.
Her gün odamı düzenliyor, masamı temizliyor, çöpümü alıyordu. O gün içimden geldi; kendisine teşekkür ettim.
Sonra adını sordum.
“Adınız ne abla?” dedim.
“Memleket neresi?”
Kadın bir an durdu.Utangaç bir ifade ile yüzüme şaşkınlıkla baktı. Sonra hiç beklemediğim bir şey söyledi.
“Abi,” dedi, “ben bu şirkette uzun zamandır çalışıyorum. Ama şimdiye kadar kimse bana adımı sormadı. Nereli olduğumu da sormadı. Kimse benimle konuşmadı.”
Meğer abla hemşehrimiz sayırlırmış. Boyabatlıymış.
Bir an sessiz kaldım.
Sonra devam etti:
“Ben de içimden onların ne kadar kendini beğenmiş insanlar olduğunu düşünürdüm. Sanki benim yaptığım iş çok değersizmiş gibi davranıyorlardı.”
Bu sözler beni çok etkilemişti.
Düşündüm…
Bir insanın odasını temizleyen, masasını düzenleyen bir çalışana insanca muamele etmek bu kadar mı zordu?Üstelik bu davranışı sadece erkekler değil hanımlarda yapıyordu.
O gün liderlik hakkında küçük ama çok önemli bir şey öğrenmiştim.
İnsanların saygı görmek için büyük unvanlara ihtiyacı yoktur.
Sadece insan yerine konulmak isterler.
Atölyede Gördüklerim
Bir süre sonra aynı şirketin insan kaynakları müdürü olarak atölyeyi ziyaret etmeye karar verdim.
Üretim alanını ve çalışanları yakından görmek istiyordum.
Ancak gördüklerim beni ciddi şekilde şaşırttı.
Böylesine büyük bir firmanın üretim alanındaki sosyal koşullar beklediğim gibi değildi.
Tuvaletler ve lavabolar son derece yetersizdi.
Soyunma odaları neredeyse yok denecek kadar kötü durumdaydı.
Daha da çarpıcı olanı yemek konusuydu.
Şirkette bir yemekhane yoktu.
Çalışanlar evlerinden getirdikleri yemekleri üretim alanının bir köşesinde buldukları masa ve sandalyelerde yiyorlardı.
Bu manzara karşısında içim sıkılmıştı.
Üstelik iş sağlığı ve güvenliği açısından da ciddi eksikler vardı. Birçok işçinin ayağında demir burunlu iş ayakkabısı bile yoktu.
İşin ilginç tarafı ise şirketin üst yönetiminin bu durumdan haberdar olmamasıydı.
Bir Rapor ve Sonrası
Gördüklerimi detaylı bir rapor haline getirdim ve yönetime sundum.
Daha sonra üst yönetimle birlikte atölyeyi gezdik.
Onlar da gördüklerime bizzat tanık oldular.
Kısa süre sonra önemli değişiklikler yapıldı.
Yeni bir yemekhane kuruldu.
Tuvalet ve lavabolar yenilendi.
Bir catering firmasıyla anlaşma yapıldı.
İş güvenliği ekipmanları sağlandı.
Bu değişimlerin ardından atölyede çalışan işçilerden biri bana şöyle dedi:
“Abi, şimdiye kadar hiçbir insan kaynakları müdürü bizimle bu kadar ilgilenmedi. Bize değer verdiğinizi hissettik.”
Bu söz benim için büyük bir ödüldü.
Liderlik Bazen Küçük Bir Adımla Başlar
Bu olay bana bir gerçeği tekrar hatırlattı.
Liderlik bazen büyük konuşmalarla değil, küçük davranışlarla ortaya çıkar.
Bir çalışanın adını sormak…
Onunla sohbet etmek…
Çalışma koşullarını görmek…
Bunlar küçük gibi görünür.
Ama insanlar için çok büyük anlamlar taşır.
Hikâyenin Küçük Bir Devamı
O temizlik görevlisi abla bir gün masama geldi.
Elinde küçük bir torba vardı.
“Memleketten getirdim,” dedi.
Torbanın içinde köyünde topladığı alıçlar vardı.
Bu küçük hediye benim için büyük bir anlam taşıyordu.
Yıllar sonra şirketten ayrıldığım gün ise ilginç bir şey oldu.
Arkamdan ağlayan tek kişi oydu.


Dünyayı değiştirmek için büyük projelere ihtiyaç yok, bugün küçük bir dokunuş yapsak yeter.