Köklerinden Koparılmış / Betül Yenilmez

*Köklerinden Koparılmış*

Gökyüzünün sahnesinde duruyor yıldızlar. Yeryüzünün sahnesindeyse başrolü oynuyor, erimeye yüz tutmuş karlar. Evim benden çok uzaklarda. Gözlerim ufka dalmış, onu arıyor ıraklarda.

Gönül bahçeme iniyorum. Solmuş çiçekler ve dallardaki çürümüş meyveler… Sulamayı unuttuğum için değil, kendi topraklarından koparıldıkları için böyleler. Birisinin yaprağından tutuyorum narince. Soğuk… Tıpkı bir ceset gibi.

Bunların her biri zulmün izi, mazlumların duyulmayan sesi. Eksik kökleri yüzünden ayaklarım kana bulanıyor. Elimdeki pusulanın iğnesi, köklerinin yerini — evimi — işaret ediyor.

Eksikliğimle büyüyemiyorum burada. Geçmişimi göremiyorum. Benliğimi hatırlayamıyorum. Yuvamsız üşüyorum sadece. Isınmak için bir ağıt yakıyorum. Fakat buranın soğuğu, sıcağı düşlemene bile izin vermiyor.

Bir dilek doğuyor yüreğimde. Bir duadır dolanıyor ağzımın içinde. Korkuyorum “Amin” demeye. Tedirgin oluyorum yüreğimin dile gelip dileklerimi sesli söylemesine. Bir umut… Bir dilek… Bir dua diyor ki bana: “Geri dönsen ya yuvana!”

Bir damla suya hasret kalmış çiçekler gibi, bir damla merhamete muhtaç insanların olduğu yere nasıl dönerim bir daha? Vicdanı kurumuş topraklara hangi yağmur şefkat olur?

Gönül bahçemde yürümeye devam ederken bir taş takılıyor ayağıma. Dengemi kaybedip yaktığım ağıdın içine düşüyorum, yanlışlıkla. Yardıma ihtiyacım var. Alevler içerisinde yanıyorum. Fakat küskünlüğüm müsaade etmiyor yardım çağırmama.

Ne garip, değil mi insan? Biri âlim oluyor, diğeri zâlim. Ve geriye kalanlar bu iki yolun izinde kayboluyor. Kimi ışığı seçiyor, kimi gölgeyi. Ama herkes bir iz bırakıyor ardında.

Ağıdımın küllerinden bir tohum alıyorum. Pusula iğnesinin ucuna ekiyorum. Belki bir gün evim döner diye. Belki bir gün merhamet yeniden yeşerir diye. Ama bugün pusulanın ucunda beni bekleyen tek kelime var: zulüm.

Bir yanıt yazın