
Bir şehri bölmüşler ikiye. Etrafını duvarla sarmışlar sonra. Berlin… Enkaz yığınları ve molozlar. Anlattı bir gün Anna. Ve ekledi sonra. Çocuktum et kokuyordu sokaklar. Genç kız oldum kokmaya devam etti. Şimdilerde yolun sonundayım. Görüyorsun işte yürüyemiyoum. Ne zaman çeksem içime havayı. Et kokusu çarpıyor bedenime. Et dedim de mangal, ızgara gelmesin aklına. Çürümüş insan eti. Molozların altında günlerce bekleyen insan etleri. Şu gördüğün kargaların gırtlaklarından geliyor belki de koku. Bilmiyorum belki de sallanan ağaçların dalları taşıyor içeriye. Ne yana dönsem şehrin ortasında hayalet gibi örülen o duvar batıyor bedenime. Anlatırdı Anna uzun uzun.
Anlatırdı gözlerimin içine baka baka. Oysa benim de duvarlarım vardı memleketimde. O, bu, şu diye ayıran duvarlar. Kardeşi kardeşe düşman eden , babayı evlada küstüren duvarlar… Deprem altından çıkan yaralılara bile bizden, sizden, ondan diye ayıran duvarlar. Tuğladan duvarları yıkmaktan çok daha zor olduğunu anlatamadım . Kalp denen et parçasının nasıl da bir viraneye döndüğünden bahis açamadım. Berlin yüzlerce ülkeden gariplerin kendine ev dediği bir şehir şimdi. Gurbeti tatmış olsa da vakti zamanında…
(92 yaşındaki Anna ile konuşmalardan)
Gökhan Bozkuş

Acı… Suskunluk…
Hakikatin karşısında