Günler gelip geçmekteler, kuşlar gibi uçmaktalar / Emrullah Eskitabak

Bu hikaye bir metindir. Kimse olmadı. Hepimiz yazıldık. Yazıldıktan sonra olduk. Bu yazıcının ‘her şeyi bilen gözüm’ mavraları, yaratıcı karşısında en hafif ifade ile cehalet, ifadenin hası ile isyandır. Yaradan’a isyan. Ben de varım demektir. Varım demenin ben demekten sonra geldiği cümle, kibirden çatılmış bir cümledir. Varım. Bensiz.

Ali, Derdo, Sitare, Muharrem, Göl, Tekne, harflerden var olmuş sembollerdir. Etli, kanlı canlı olmamışlardır. Ey okuyucu, bu bir metindir. Ayna. Gerçek değil. Misal. Ey okuyucu sen gerçeksin varsın. Senin varlığın kelimeye gelmekte elbet, ama kelimesiz de var. Ama Ali, Derdo ve bu hikayedeki harf öbekleri bir yazıcının iradesi ile yan yana gelip var oldular. Varlıkları yazıcının sebebine bağlı olarak var. Sebepleri senin sebebinden farklı. Tanrı seninle ne kast etmiş olabilir? Ey okuyucu?

Yazıcı bu hikayeden harften insanlarla, evrenlerle ne kast etmiş olabilir?

Yazıcı yazarak Allah’ı anlar.

Yazar, yazan olan, yazarak olan, oyunları seven insandır.

Yazıcı yazarak Allah’ın sonsuzluğunu fehmeder. Yazıcı yazarak Allah’ı anlayamayacağını sezer.

Yazıcı yazarak cehaletini arttırır. Şükür.

Boşuna oku dememiş. İlk emir.

Yaz derdi ilk o zaman. İkra’dan sonra, üçüncü ayetten sonra yaz diyor. Oku oku oku yaz. Kalemle yazmayı öğreten Allah’tır.

Derin sular ve derin havalar. İnce nefes ile yüksek mertebeye çıkmak, kuşçanın tekellümü ile olur. İnsanken, insanca lisan konuşmak varken, can olarak hem insanca hem kuşça dil bilmek, bir başka lügat tekellüm etmektir. Kişi kendi bulur hazineyi kendi tüketir. Bir şair çıkar ‘ben açtım o genci ben tükettim’ der. İddiadan değil mecburiyetten. Başka türlüsü olmaz da ondan. Her bir nefes için bir lisan varken, sen tut elif ba’ya zincirlen, bir de elif ba’dan yeni lügat eyle. İşte bu iddia.

Benim lisanımın kelimesi bende gizli. Gencinen olan, benim viranemde sır. Define arayan kendi içine baksın. Başkasının definesi yılanla korunur. Sokar dilini.

Senin, sana ait olan lisanının remizlerini keşfetmeye mecalin var mı?
Ah demeye cesaretin?
Hazineyi senin mi sandın? Başkasının ise?
Miri malıdır belki, ama o belki’nin hükmü ne eğreti.

Mesnevi açık hazine, yağmala kovanını. Ya fihi ma fi? Ya için içi? Orası da yağmaya razı mı?

İçin içi, başka lisan ile korunur. Kuşça ile korunur. Sen şimdi hangi kuşun dilisin? Hangi kuşta eyleşirsin? Bir onu belle evvel. Sonra lisanını talim et, sonra konuş, sonra yaz, bir şairi ol kuşun. Ötmesin bülbül.

Derdi derde katmada bülbül.

Sordun mu sarı çiçeğe? Her biri nice dillerle seni deli belledi mi hiç?

İçin içi korunmaz ey gafil yazıcı. Bildinse içini, onun da içi var ise, saf ve yaban, nurusiyah, kendinden orada. Korunmaya ihtiyaç yok. Orada ihtiyaç kelimesine ihtiyaç yok. Kelimeyi ne edelim. Hal var. Yaşa. Firakından gelir lisan. İçin içinde lisan mı var? Susmak var. Dilsiz sözü var.

Nefes alırsın hu sesi, verirsin yine hu.

İdrak ile hu, Hu. Gaflette isen ‘h’ ‘u’, ses sadece.
Hüve, heva.

Ah nicedir uyursun, uyanmaz mısın?

Emrullah Eskitabak

Bir yanıt yazın