Duru, tertemiz zihinleri kir etti.
Sürüyü hepten sefil ve sekir etti.
Korkaklarsa yanında, tir tir etti.
Kahhar, zalimleri hep yerle bir etti.
*****
Yalandır adi kurşunu, birkaç attı.
Yazık..! Zulüm girdabına kulaç attı.
Halbuki adalet, herkese taç attı!..
Adil kader, zalimleri dibe attı.
*****
Köleleri, biraz ferih, fahur kıldı,
Muvakkat saraylarını mamur kıldı!
Oysa harcın özü; çürük, çamur, kıldı.
Sünnetullah, zalimleri pis ur kıldı.
*****
İmrenilen iffetlere kara çaldı;
İzzet, hürriyet, emek, ter, pul, rey çaldı.
İblisler, belki zil zurna hora çaldı…
Adetullah, zalimleri yere çaldı!
*****
Kurbanları, celladına âşık oldu.
Çanaklar haram, kaşık bulaşık oldu.
İz süren o ayaklar, dolaşık oldu.
Zaman zalimleri sildi, ne şık oldu!
Yazan: Selim Gül

Şiirin ilk kıtası, zulmün en yıkıcı etkisinin insanın zihninde başladığını vurgular. “Duru, tertemiz zihinlerin kirlenmesi” ifadesi, masumiyetin ve hakikatin bozulmasına işaret ederken, toplumun “sürü” hâline gelmesi bireysel iradenin kaybını anlatır. Korkakların tir tir titremesi ise zulmün korku üzerinden kurduğu hâkimiyeti gösterir. Ancak kıtanın son dizesinde yer alan “Kahhar” vurgusu, bu karanlık tablonun nihai olmadığını bildirir; ilâhî kudretin devreye girmesiyle zalimlerin kaçınılmaz olarak yıkıma uğrayacağı güçlü bir şekilde ifade edilir.
İkinci kıta, zulmün dayandığı araçların aslında temelsiz ve aldatıcı olduğunu ortaya koyar. “Adi kurşunun yalan oluşu”, gücün bile hakikat karşısında değersizleştiğini ima eder. Zulmedenlerin kendi elleriyle zulüm girdabına atlaması, onların farkında olmadan kendi sonlarını hazırladıklarını gösterir. Buna karşılık adaletin herkese “taç” sunması, onun evrensel ve kapsayıcı bir ilke olduğunu vurgular. Son dizede ise kaderin adil işleyişiyle zalimlerin dibe batırıldığı belirtilerek, ilâhî düzenin şaşmazlığı yeniden teyit edilir.
Üçüncü kıta, zulmün geçici başarılarına ve sahte ihtişamına odaklanır. Zalimlerin kölelerini memnun edip saraylarını mamur hâle getirmesi, dışarıdan bakıldığında güçlü ve düzenli bir yapı izlenimi verir. Ancak hemen ardından gelen “harcın çürük ve çamur oluşu” ifadesi, bu ihtişamın temelsizliğini açığa çıkarır. Yani yapı ne kadar görkemli olursa olsun, özü bozuksa ayakta kalamaz. “Sünnetullah” kavramıyla da bu çöküşün tesadüf değil, evrensel bir yasa olduğu belirtilir; zulüm, doğası gereği kendi çürümesini içinde taşır.
Dördüncü kıta, zulmün sadece maddî değil, ahlâkî ve toplumsal değerleri de hedef aldığını gösterir. İffet, izzet, hürriyet ve emeğin çalınması, bir toplumun temel direklerinin yıkılması anlamına gelir. Bu süreçte kötülüğün geçici bir zafer sarhoşluğu yaşadığı, “iblislerin hora çalması” gibi çarpıcı bir imgeyle dile getirilir. Ancak bu sahte zafer uzun sürmez; “Adetullah” gereği zalimler yere çalınır. Böylece şiir, değerlerin tahrip edilmesinin dahi nihai sonucu değiştiremeyeceğini, adaletin eninde sonunda galip geleceğini ifade eder.
Son kıta, zulmün en karmaşık ve derin etkisini, yani insan psikolojisini ele alır. Kurbanların cellatlarına âşık olması, baskının insan ruhunu nasıl dönüştürdüğünü ve mağdurun bile zalimle bağ kurabildiğini gösterir. Toplumsal düzenin bozulması “haram çanaklar” ve “bulaşık kaşıklar” gibi imgelerle somutlaştırılırken, iz süren ayakların dolaşması hakikatin izinin kaybolduğunu anlatır. Ancak şiir, bu karmaşık tabloyu yine kesin bir hükümle sonlandırır: Zaman, zalimleri silip süpürür. Üstelik bu sadece bir yok oluş değil, aynı zamanda estetik bir tatmin duygusu uyandıran, “ne şık” diye nitelenen bir adalet tecellisidir.