
Eski bir hırkanın söküğüne dolanıyor güneş,
Yorgunum, dünya çok büyük ve ben çok azım.
Ama bak, saksıdaki o huysuz fesleğen bile
Kendi dertli toprağıyla barışmış bu sabah.
Hadi diyor kalbim, bir çay daha koyalım da yaşayalım.
Gökten süzülen gümüş bir iplik gibi ince,
Yağmurun sesi değil, toprağın bayramıdır bu.
Eskimiş acıların tozunu alıyor rüzgâr,
Ruhumun dikiş izlerinde bir sızı, ama taze…
Kırılan yerlerimden filiz veriyor şimdi,
O hiç bitmeyecekmiş sanılan kışın uykusu.
Dünyanın bütün kapıları gıcırtıyla açılsa,
İçeride bekleyen o çocuk, elini uzatır mı?
Gülten’in ince sesiyle söylesek şu türküyü:
“Uzaklarda arama, bahar senin cebindedir.”
Didem’in renkli boncukları dökülse yollara,
Hüzün, bir kuşun kanadında veda eder mi?
Sırtımda kıştan kalma ağır, yünlü bir hüzün,
Çıkarıp attım balkondan, uçtu gitti boşluğa.
Umut, mutfakta unutulmuş bir reçel kavanozu,
Kapağını zorlayınca sızan o tatlı ışık…
Yorgunum ama ölmedim ya, bak çiçek açtı nar,
Bahar geldi işte; hem de tam vaktinde, inadına.
