Sevgili Cizlavet.org okurları,
Bugün modern dünyada sanatın, siyasetin ve özgür yaşamın başkentlerinden biri olarak kabul edilen Berlin’in hikayesi, aslında nehir kenarında kurulmuş küçük ticaret kasabalarına, amansız güç savaşlarına ve kilise duvarlarının ardına gizlenmiş siyasi gövde gösterilerine dayanıyor.
Bu yazı dizimizde, “Die mittelalterliche Handelsstadt Berlin/Cölln” (Orta Çağ Ticaret Kenti Berlin/Cölln) adlı kitaptan sizler için derlediğimiz kıymetli notlar eşliğinde, Berlin’in karanlık Orta Çağ köklerinden başlayarak 1648 yılına kadar uzanan o az bilinen, büyüleyici serüvenine ortak olacağız. İlk durağımız: Berlin’i Berlin yapan coğrafya, şehrin unutulan Slav kökenleri ve bu tarihin en canlı şahidi olan Nikolaikirche.
1. Berlin Aslında Tek Bir Şehir Değildi: İkiz Şehir “Doppelstadt”
Berlin tarihine dair bilinmesi gereken ilk ve en önemli gerçek, buranın tek bir merkez olarak kurulmadığıdır. Berlin, Spree Nehri’nin iki yakasında karşılıklı gelişen iki farklı kasabanın birleşiminden doğmuştur: Berlin ve Cölln.
Tarihsel kaynaklar bu yapıyı “Doppelstadt” (İkiz Şehir) olarak adlandırır. Spree alüvyon ovasındaki stratejik bir sığ geçitte (Furt) kurulan bu iki yerleşim, o dönem feodal Almanların doğuya doğru genişleme politikasının (Ostexpansion) en kritik hamlelerinden biriydi. Peki, Almanlar gelmeden önce bu topraklarda kimler yaşıyordu?
2. Berlin’in Unutulan Slav Kökleri: Heveller ve Sprewanen Kabileleri
Genellikle Berlin tarihi tamamen Alman prenslikleri üzerinden okunsa da, 6. ve 7. yüzyıllardan itibaren bu topraklara kök salanlar Batı Slav kabileleriydi. Bölgede iki büyük Slav kabilesi hakimiyet kurmuştu:
Heveller (Stodoranen): Merkezleri bugün Brandenburg olarak bilinen kaleydi. 928 yılında Alman Kralı I. Heinrich tarafından vergiye bağlansalar da, 983 yılındaki büyük Slav Ayaklanması ile bağımsızlıklarını yeniden kazandılar ve Alman akınlarına uzun süre direndiler.
Sprewanenlar: Aşağı Dahme ve Spree nehirleri çevresinde yaşıyorlardı ve yönetim merkezleri bugün Berlin’in popüler bir semti olan Köpenick’ti.
“Ayı Albrecht” Sahneye Çıkıyor
yüzyılın ortalarında Hevellerin Hristiyanlığa geçen yerli prensi Pribislaw Heinrich, kendi soylularının itirazlarına rağmen, topraklarını Nordmark Uçbeyi Albrecht den Bären (Ayı Albrecht)’e miras bıraktı. 1150 yılında prens ölünce Ayı Albrecht bölgeyi devraldı.
Ancak Slavların pes etmeye niyeti yoktu. Sprewanen prensi Jaxa von Köpenick, Polonyalıların desteğiyle Alman garnizonunu bölgeden sürdü. Aralarındaki amansız savaş, 1157 yılında Ayı Albrecht’in Magdeburg Başpiskoposu ile ittifak kurup Brandenburg’u kesin olarak geri almasıyla son buldu. Albrecht bu zaferle birlikte “Markgraf von Brandenburg” (Brandenburg Uçbeyi) unvanını aldı ve bölgedeki Slav hakimiyeti yerini kalıcı bir Alman feodal yapısına bıraktı.
Kısa Bir Not: Bugün Berlin sokaklarında sıkça gördüğümüz, şehrin resmi simgesi olan “Berlin Ayısı”, adını işte bu ilk kurucu figürden, yani Ayı Albrecht’ten alır. Ayrıca Köpenick ve Spandau gibi semt isimleri de bu Slav kabilelerinin dillerinden günümüze miras kalmıştır.
3. Kentin En Eski Tanığı: Nikolaikirche (Aziz Nikolaos Kilisesi)
Berlin’in bir ticaret kentine dönüşme süreci, parayla birlikte yükselen yeni bir sosyal sınıfı, yani burjuvaziyi (kent soylularını) doğurdu. Bu yeni sınıfın feodal derebeylerine karşı “Biz de buradayız!” deme şekli ise mimariyle oldu. Bunun en somut örneği Nikolaikirche’dir.
yüzyılın başında, Spree geçidindeki ilk ticaret yerleşiminin hemen yanı başında moloz taşlardan küçük bir bazilika olarak kurulan Nikolaikirche, zamanla şehrin kalbi haline geldi. 1265-1280 yılları arasında bu mütevazı bazilika yıkılarak yerine tuğladan, Gotik tarzda devasa bir salon kilisesi (Hallenkirche) inşa edildi. Bu ihtişamlı mimari, zenginleşen Berlin burjuvazisinin feodal güçlere karşı ekonomik ve siyasi bağımsızlık ilanıydı.
Yangınlar, Reformasyon ve Yıkım
Nikolaikirche, yüzyıllar boyunca Berlin’in yaşadığı tüm kırılma noktalarına şahitlik etti:
1380 Büyük Yangını: Şehir neredeyse tamamen yok olduğunda kilise ağır hasar aldı ama küllerinden yeniden doğdu. 15. yüzyılda şapellerle genişletilerek dönemin en modern cemaat kilisesi haline getirildi.
1539 Reformasyon Dönemi: Bölge halkı ve şehir konseyi, katı Katolik kilisesine karşı resmen Protestanlığa geçişini bu kilisede ilan etti.
1878 İkiz Kuleler: Bugün Berlin silüetinin en karakteristik parçalarından biri olan o meşhur Neogotik tarzdaki ikiz kuleler, kiliseye 1878 yılındaki büyük restorasyonda eklendi.
İkinci Dünya Savaşı Faciası: 1944/45 yılındaki müttefik bombardımanlarında kilise tamamen alevler içinde kaldı. Çatı iskeleti ve kuleleri çöktü. Savaş bittikten sonra bile, 1949 yılında kilisenin kalan tavan tonozları büyük bir gürültüyle aşağı indi.
Son Söz: Küllerinden Doğan Bir Miras
Yıllarca harabe halinde kalan Nikolaikirche ve çevresindeki tarihi semt (Nikolaiviertel), 1979 yılında Doğu Almanya (DDR) yönetimi tarafından devasa bir restorasyon projesiyle aslına uygun olarak yeniden inşa edildi. 53 ton ağırlığındaki kule külahları devasa vinçlerle yerlerine yerleştirildi ve kilise bugünkü görünümüne kavuştu.
Berlin, nehir kenarında gümüş takas eden Slav kabilelerinin, toprak peşindeki Alman uçbeylerinin ve güçlerini mimariyle taçlandıran tüccarların ortak mirasıdır.
Berlin Tarihi’nin 2. Bölümünde, bu ikiz şehrin nasıl büyüdüğünü, ticaret yollarının kenti nasıl şekillendirdiğini ve Orta Çağ Berlin’indeki günlük yaşamı inceleyeceğiz. Takipte kalın!
