Yaprak Dökümü …

  • Post author:
  • Post last modified:Ağustos 19, 2026
  • Post category:Blog
  • Post comments:0 Yorum

Bazen öyle hazan mevsimleri gelir ki, ruhun üzerine yalnızca günlerin kasveti değil, gökyüzünü kaplayan kurşuni ve ağır bulutlar yürür. Kimi zaman bir dağ azametiyle çöken sert gölgeler üşütür tenini; kimi zaman en kuytu bahçende, aynı yağmurla filizlendiğin, aynı toprakta kök bağladığın can bildiklerin, rüzgarın önünde savrulan solgun yapraklar gibi sessizce uzaklaşır senden.

Her şeyini alabilirler sinesinden bir ömrün…Makamını, itibarını, dallarındaki yeşil yaprakları, hatta bir zamanlar gölgende serinleyenlerin o tanıdık sıcaklığını bile. Bir bakarsın, fırtına koptuğunda dalını tutması gereken rüzgarlar arkandan esmiş; feryadını duyması gereken dilsiz nehirler susmuş, hatta bizzat bendini yıkmak için çağıldamış.Belki biliyorlardır senin bir beyaz zambak gibi lekesiz ve haklı olduğunu…Fakat kimi bir çınarın geçici menfaat gölgesine sığınır, kimi korkunun diktiği aşılmaz duvarların ardına gizlenir, kimi de amansız bir kıştan çekinerek sükutun dondurucu ayazını seçer. Çünkü fırtınada dimdik durmak, bir servi ağacı gibi sabır ve bedel ister; rüzgara boyun eğip susmak ise nefse geçici bir bahar aldatmacası sunar.

Ama sen yine de eğilme, ey kalbim.Çünkü bir çiçeğin zarafeti, etrafındaki tepeyi saran kalabalık otların çokluğuyla ölçülmez. Hakikat; nisan yağmurları gibi gürül gürül alkışlandığında değil, çölün o uçsuz bucaksız, yapayalnız sessizliğinde tek bir çiğ damlası olarak kalabildiğinde de mukaddestir.

Unutma; mazlum kul, üzerine basılıp geçilen toprak gibi her cefayı sineye çekti diye, o toprağı gökten izleyen ve her zerreye hayat veren Kudret, hesap sormaz mı sandın?

Bugün suskunluğun kuytusuna kaçanlar, yarın kendi vicdanlarının o her şeyi aydınlatan kızıl şafağında sessiz kalamayabilirler. Bugün bir fırtınanın önünde eğilip haksızlığa yoldaş olanlar, yarın o mutlak ve sonsuz bahar uyandığında, hakikatin karşısında hangi yaprağın ardına saklanacaklarını bilemeyebilirler.

Sen yine de yönünü güneşe dönmüş bir ayçiçeği gibi doğrunun yanında kal.Kimse o zarif duruşunu görmese de…Kimse kokunu hissetmese de…Bostanında tek bir yoldaşın kalmasa da…Çünkü bazı yollar kalabalık kervanlarla değil, gecenin zifirinde sadece vicdanın o küçük, titrek ama sönmez feneriyle yürünür.

Ve insan bazen bütün dünyayı karşısına alarak değil; fırtınaya karşı sadece kendi asil duruşunu eğmeyerek kazanır en büyük zaferi.Varsın kurusun dalların, eksilsin etrafındaki sahte gölgeler; yeter ki eksilmesin içindeki o saf, berrak pınar. Varsın eller çekilsin ellerinden; yeter ki sen, seni var eden ve her an nazarıyla kuşatan Sonsuz Rahmet’in elinden ayrılma.Zira en uzun gece bile nihayete erer, sisler dağılır, perdeler aralanır ve hakikat er ya da geç muhteşem bir gün ışığıyla yeryüzüne çıkar.

Yazan: Fuat Çomaklı

Bir yanıt yazın