
Melmeketin şaşmaz demokrasisine, hukuk ricâline tam tekmil riayetiyle bilinen Divan-ı Örf’üne ve hatta bilumum eşkıya taifesine karşı mücadelesi ile nam salmış Zabtiye Nezaretine karşı dudak büküp serkeşçe laf yetiştiren, tahkir ve istihza ile kallavi cürümler işleyen cemiyetin tüm muhalif partilerine melmeketin bir evladı olarak ne sükût eyledim ne de medhiyeler döşedim.
Fakat size n’oluyor ey yarenler? Şöyle kûşe-i uzletimde kanepeme kurulmuş bakayorum da; sağ cenahından tut solun tüm renk tonları müttehit olup, “Amanın efendim yandık, kurtarın bizi tek adam rejiminden!” zımnında Reisicumhurun kapısına dayanıp feryat u figan eylemektesiniz bilader. Vaktiyle siz değil miydiniz zat-ı şahanenin ayaklarını yerlerden kesip gökten indirmeyen? Hadi, “Demokrasi kürsüsünde kendileri de bulunsun da temsilde kusur etmeyelim” zehabıyla cümle ahâliyi iğfale düşüren pek muhterem Baykal Beyefendiyi tek bir kasetle yere sermesini unuttuk farz edelim… Lâkin “Fötr şapkasıyla 6 kez gidip 7 kez başımıza gelen” Demirel Beyefendinin iktidarını mumla aratacak bir monarşik sisteme varıp dayanmış olmaklığımızı hangi esnaf, memur, işçi ve emekli yarenlerin sayesinde kazandığımızı nereden öğreneceğiz bilader?
Hayır, “Tam layığını bulmuştur melmeket” deyip bir köşede huzur-ı kalp ile sükût etmeye niyetleneyorum fakat melmeket yangın yerine dönmüşken alevler arasından puroyu ateşlemeye şu fakirin yüreği razı gelmiyor. Nitekim, PM veyahut MP —yani Parti-i Mübarek— fikrinden mülhem fakiri iki adım ileri ittikten sonra bir kısım yarenlerin yine eski partinin mebuslarıyla “yeni parti” çalışmalarına girişmiş olması, yine bilcümle ahalinin nazarlarını bizzat ben şahsıma çevirmiş olması pek şâyan-ı dikkat bir husustur. Geçen gün mahalle kahvesinde pişti oynayan ahali bile “Yahu Naci Bey, geç şu tahtın başına da kurtar bizi” der gibi yüzüme bakıyordu! Esasen Monarşi, keyfe mâ yeşâ bir idare şekli olsa da tüm mesele Monarşiyi idare edenin usul ve tarzındadır efendim. Tamam ey yarenler, Tarih-i Osmani’yi de mi okumadınız? Ceddimiz Kanun-ı Esasi ile anayasal monarşiye geçerken Avrupa’da Meşruti Monarşiye çoktan geçilmiş, idare-i maslahat diyerek günü kurtarıvermişlerdi.
İmdi, siz anladınız! Naci Kalender olarak şahsen Padişahınız sıfatıyla reylerinize talibim! Bu hususta bir başka seçeneğinizin kalmadığını elbette söylemeyeceğim, lâkin hakikat odur ki kalmadı! Gelin bilcümle avam u havas toplanıp yeniden yerleşik düzende yerimizi alalım ve evvela mutlak monarşiye karşı Meşruti Monarşi ile idare olunalım. Tabii ki efendim, Avrupa’da gözümüz var; arkadan verin mehteri, melmeket padişah ve tarz-ı usul görsün, cengaver görsün, kahramanlık işitsin!
Padişahlık öyle saltanat-ı sarayın şahane duvarları arasında süslü minderlerde kurulmakla olmaz efendiler! Padişah taht-ı şahanesini atının sırtına kurduktan mütevellit idare-i şahanesini de yiğidin aşk ile kılıç salladığı, şecaat-i kudsiyesini izhar eylediği bahadır ordular arasında yürütür. Padişah dediğin melmeketi yürütüp bütçeyi iç eylemez azizler; gemileri karadan yürütüp melmeketi feth eyleyerek ihya eder. Tabii bir kısım gafil okur melmeket idaresinin ciddi bir iş ve meslek olduğu fikriyle şahsıma yönelik muhalif bir rüzgar estirecek ve itiraz edecek olsa da mevzubahis vatan ise elbette kimsenin gözünün yaşına bakılmayacaktır!
Yapılacak ilk iş ve ilk icraat şu olacaktır:
Evvelâ, Anayasa kitapçığı rafa kaldırılacak, bilakis şahsen ben fakir Kalender Naci Padişahınızın ferman ve buyrukları divan-ı ricalde hürmetle okunacaktır. Aziz okurum, mevcut padişahlıkta bu işi gece yarısı bir takım küçük genelgelerle zaten yapıverdiklerinden mütevellit şahsıma itiraz etmeyecektir. (Siz gece yarılarına zaten alışkınsınız efendiler, bizimki hiç değilse yaldızlı fermanla gelecek. İtiraz da kabul etmem, falakaysa falaka!)
Sâniyen, mahkemelerin feshedilmesinin akabinde tek bir adalet divanı ile nasıl muhakeme olunduğunu hem ispat eden hem de bütçeye ne denli tasarruf sağladığını gösteren tek bir mahkeme kurulacağını söylememe gerek var mıydı bilmiyorum. (Tek bir hakim, koca bir devlet bürokrasisi karşısında gayet hakkaniyetli ve ucuza gelen bir çözümdür.) Burada elzem olan ve dikkatinizi çekmek istediğim husus, mahkemenin arka bahçesindeki bir adet sandalye ve sağlam bir iptir efendiler! Zira bu ekonomik darlıkta bilumum tasarruf ve kemer sıkma siyaseti izlemeyeceğimizi kimse söylemesin. Geciken adalet adalet olmadığı için hiç geciktirmeden bir kısım mütemerrid haramiyi ipe un sermeden tiz kellesini uçurup bilcümle mütemerrit takımı dize getirmek lazımdır. Sen bilmezsin ey kâri, bu iş ancak böyle hâl olur. Tek bir iple bin haydut yeksan olur. Dehr cevr eder, devran böyle döner.
Sâlisen, ekonomiyi düzeltmek için bilcümle iktisatçıları toplayıp meşveret eyleyecek değiliz efendiler! Cülusumuzun ilk haftası namımıza basılacak olan “Kalender Akçesi” ile enflasyon denilen o gavur icadı tek bir fermanla mülkümüzden kovulacaktır. Paranın değeri mi düştü? Düşürenin kellesi düşer, olur biter! Bizim iktisat ilmimiz de usulümüz de budur!
Râbian… Efendim anlatmaya daha ne hacet? Ne fevkalade saadet, asayiş ve refah iklimine gark olunacağımızı uzun uzadıya sıralayıp zat-ı alinizi lüzumsuz tafsilatla yormayayım. Netice-i kelam; bu fakir Kalender Naci Padişahınız, taht-ı şahaneye cülus ettiği ilk gün bilcümle dertler derman, darlıklar bolluk bulacaktır! Sizler dahi huzur-ı kalp ile “Eh be Naci Efendi, ne edersen et, hangi usulü tatbik edersen et; yeter ki gel de şu payitaht-ı saltanatın son kalesini ihya eyle!” deyu, padişah olmaklığımı rica minnet, ahd ü peyman ile reca edeceksiniz.
Sözüm sözdür, fermanım fermandır; irade-i seniyemi ilan eylerim efendiler!
Mühür: Gazi Kalender Naci el-Muzaffer Daima
