Kalbin Mukaddes Atlası

Gönül, zamanın rüzgârına kapılıp savrulan bir yaprak değildir; köklerini ebediyet toprağına salmış, gölgesinde nice mevsimler büyüten sadık bir çınardır. İnsan, o mukaddes eşiği bir kez aşmaya görsün; gönül heybesinde ne varsa, sevgisini, emeğini, sabrını ve ömrünün en güzel vakitlerini o yola adar.

Çünkü gerçek sevda, yalnızca bir tebessümün sıcaklığına sığınmaz. Şafak vakti toprağa düşen alın terini, gecenin sessizliğinde göğe yükselen sabır dualarını, ömrün en taze baharlarını birer birer emanet eder sevdiğine, davasına, inandığı hakikate. Yol sarplaşsa, yokuşlar uzasa, ayaklara dikenler batsa bile gönül, o dikenleri bir gülün zarafetiyle karşılamayı bilir.

Fakat fânî dünyanın dar ufkundan sıyrılıp daha yüce âlemlere kanat açan öyle asil sevdalar vardır ki… Onlar yalnızca bir simaya, bir isme yahut bir zamana bağlanmaz. Bir davaya, bir inanca, sarsılmaz bir hakikate rabteder kendini. Yüreğini o hakikatin ufkuna bağlayan insan, zamanla yalnızca o davayı savunan biri olmaktan çıkar; bizzat o davanın hâli, sesi, nefesi ve yürüyen şahidi olur.

İnancına gönülden bağlanan o nazende ruh, muhabbetini yalnızca sözlerle anlatmaz. Kelimelerin sustuğu, seslerin tükendiği yerde hâli konuşur. Sükûtu bir şiir, sabrı bir dua, duruşu ise sessiz bir asalet olur.

O, yalnızca güneşli günlerin ve dingin denizlerin yolcusu değildir. Gök kubbe kara bulutlarla kaplandığında, fırtınalar yelkenlerini savurduğunda, yollar sislerle örtüldüğünde dahi göğsünde taşıdığı kandili avuçlarının arasına alır ve onu rüzgârdan korur. Çünkü bilir ki hakiki bağlılık, şartlar güzelleştiğinde hatırlanan bir heves değil; şartlar ağırlaştığında kendini gösteren bir sadakattir.

Gerçek adanmışlık da nisan yağmuruyla yeşerip temmuz sıcağında solan geçici bir heves değildir. O; ayazın sertliğinde bile köklerine sımsıkı tutunan bir çınar gibi, sessizce büyüyen, gösterişten uzak, sabırla derinleşen bir gönül hâlidir.

Gönül veren, yarım bırakmaz.

Yol ne kadar uzun, menzil ne kadar uzak, yokuş ne kadar sarp olursa olsun; adımlarını sadakatle basar toprağa. Çünkü bilir ki niyet duru bir su gibi temiz, kalp berrak bir ayna gibi samimi, yürünmekte olan yol hakikate ve hayra yönelmişse akıbet de hayırdır.

Gerisi zamana emanettir.
Gerisi duaya…
Gerisi, zamanı ve gönülleri evirip çeviren Kudret Sahibine…

Zira bazı sevdalar vardır; fânî kelimelerin sınırlarına sığmaz, mürekkebin gücü onları kâğıda bütünüyle nakşetmeye yetmez. Onlar kitap sayfalarına değil, insanın ömrüne yazılır. Kimi zaman bir alın terinde, kimi zaman sessiz bir gözyaşında, kimi zaman kimsenin görmediği bir fedakârlıkta kendini gösterir.

Ve insan, sadakatle yürüdüğü o nurlu yolun sonunda anlar ki…

Bazı sevdalar yaşanmaz yalnızca; uğruna bir ömür verilir.

Çünkü gönül, gerçekten inandığı hakikate bir kez bağlandı mı, artık geri dönmeyi değil; güzelleşerek yürümeyi öğrenir.

Ve insan, uğruna ömrünü adadığı davanın en güzel sözü değilse bile, en samimi şahidi olmaya çalışır.

Yazan: Fuat Çomaklı

Bir yanıt yazın