
Bazen hayat, insanın kalbinde biriktirdiği bütün ince hesapları, bir hazan yaprağı gibi savuran sert bir rüzgâr hızıyla eser.
Ömür dediğimiz o uzun ve meşakkatli yolların, tam da menzile varacakken aniden sarp kayalıklarla kapandığını görürüz. Arzu edilen ne varsa, aksi bir nehrin akıntısına kapılmışçasına tersine akar. Çileyle örülen emekler bir lahzada zayi olur, haksızlığın soğuk eli en aziz emanetlerimizi koparır içimizden. Öyle ki insan, bazen dünya mülkünü değil, ruhunun en mukaddes sarayı olan hürriyetini bile bir zindanın gölgesinde bırakabilir.İşte o koyu tenhalarda insan, yorgun gözlerini mağrur bir umutla ufka çevirir.
Bekler…Zifiri karanlığın sinesinden süzülecek o ilk şafak vakti için. Mihnet perdelerinin ardında gizlenen o zarif ışık sızması için.Ve nihayet, hakkın o sarsılmaz terazisinin bir gün mutlaka adaletle tartacağına inanarak…
Fakat heyhat, her zaman beklenen o ufuk, vuslatın aydınlığıyla kuşanmaz. Gökyüzünü ansızın matem rengi bir gece örter. Simsiyah bulutlar, kalbin en kırılgan köşesinde büyütülen ümitlerin üzerine kurşun gibi çöker. Etrafı puslu bir toz ve duman kaplar; ne yollar ne de yön veren kutup yıldızları seçilir. Sabahın geleceğine dair gökte ne bir müjde, yerde ne bir esinti kalmıştır. Yeis, sessiz ve sinsi bir gölge gibi tecessüm edip ruhun dört bir yanını kuşatır.
Ama kaderin tecellisi ne olursa olsun…Gönül mülkündeki o nazende ümidi kaybetme.Çünkü şayet dışarıdaki ufukta tek bir ışık dahi kalmamışsa, insan kendi sinesindeki o ilahi meşaleyi muhafaza etmekle mükelleftir. Eğer gözlerini diktiğin menzilde bir aydınlık doğmuyorsa, bil ki kendi ufkunu kendi ruhunun ateşiyle aydınlatma vaktin gelmiştir. Bir mum alevi kadar titrek de olsa, kalbinin bidayetinde yanan o mukaddes ışığı, dışarısının insafsız rüzgârlarına teslim etmeyesin.Azmine sımsıkı, sarsılmaz bir bağla sarıl. Kendini nakış nakış işle. İlmine yeni iklimler, iradene çelikten zırhlar, sabrına ise dervişane menziller kat. Hayat, elindeki fani oyuncakları alıp seni eksiltmeye yeltendikçe, sen baki olan manayla nefsini zenginleştir. Her düşüşten asil bir doğruluş, her karanlıktan derin bir tecrübe ve uğradığın her haksızlıktan çok daha vakur bir duruş devşir.
Zira ümitsizlik, bu toprakların ve bu kalbin harcı değildir.Bizler, en koyu ve hırçın gecelerin hamile bir anne gibi sabahı sinesinde büyüttüğüne inanırız. Biliriz ve iman ederiz ki, hiçbir zulmet sonsuza dek hüküm sürmez. Hiçbir fırtına ebediyen dalgalandırmaz denizleri. Ve hakikat, bazen bir sis bulutunun ardında gecikse de asla büsbütün kaybolmaz.
Sabret…Ve diri tut içindeki o nazlı umutları.Belki bugün talihinin ufkuna kapkara bir perde inmiştir; fakat unutmaki, senin yorgun gözlerinin henüz muktedir olamadığı o çok uzak diyarlarda, güneş çoktan atını nallamış ve sabah, menziline doğru kutlu yolculuğuna başlamıştır.Aydınlık, kalbinin atışı kadar yakındır.Ve nihayet bir gün, bütün bu sabır imtihanlarının ve zifiri gecelerin ardından, hakikatin vaat ettiği o muazzam ve ebedi günler, senin coğrafyanda da mutlaka doğacaktır.
Yazan: Fuat Çomaklı
