
Hayat, kendimizi anlamaya çalıştığımız uzun bir yolculuk. O halde neden ‘Müsait bir yerde!’ deyip teslim olmanın kolaylığında akmasın?
‘Müsait bir yerde!’ derken ‘tam şurada’ demiyoruz, akışın uygun gördüğü yeri kabulleniyoruz. İsteğimizi belirtirken, ötekine de alan açıyoruz.
‘Müsait bir yerde!’ : Belirsizlikle barışık olmayı, uygun anı yakalamayı öğreten bir metafor. Hayattaki belirsizliklere uyum sağlamak gibi, teslimiyet gibi…
‘Müsait bir yerde!’ : Uygun noktayı şartların ve bir ötekinin desteğiyle bulabileceğimize bir inanç…
‘Müsait bir yerde!’ : Hem özgürlük, hem sınır var bu cümlede. İhtiyacı dile getirip sonucu ötekinin imkanına bırakma var.
‘Müsait bir yerde!’ : Ben merkezli bir talep değil, birlikte var olduğumuz düzene uyumlu bir istek var.
‘Müsait bir yerde!’ : Kısa süreli de olsa, bir güven ilişkisi… Beni öyle bir yerde indirecek ki yoluma devam edebileceğim/hedefime varabileceğim.
‘Müsait bir yerde!’ : Bir taraftan kendi ihtiyacını duyurmak var; öte taraftan kesinlikten çok esneklik, dayatmadan çok uyum var.
Sonuç olarak; bu hayatta, isteklerim var, hayallerim var, hedeflerim var ama hayatın akışıyla çatışmadan ‘müsait bir yerde/anda’ gerçekleşsin umudum var.
Banu Vera

Banu Vera’nın “Hayat ve ‘Müsait Bir Yerde!’ Üzerine” başlıklı kısa denemesi, gündelik hayatta sıkça kullandığımız sıradan bir ifadeyi derin bir hayat felsefesine dönüştürme başarısı gösteren dikkat çekici bir metindir. İlk bakışta toplu taşıma araçlarında ya da taksilerde söylenen basit bir talep cümlesi gibi görünen “Müsait bir yerde!” ifadesi, yazarın yorumunda insanın hayatla kurduğu ilişkinin sembolü hâline gelir. Böylece metin, kontrol etme arzusu ile hayata güvenme cesareti arasındaki dengeyi sorgulayan varoluşsal bir düşünceye dönüşür.
Metnin temel tezi, insanın hayallerinin, hedeflerinin ve isteklerinin olması gerektiği; ancak bunların gerçekleşeceği zamanı, yeri ve biçimi bütünüyle belirlemeye çalışmak yerine hayatın akışına da alan açması gerektiğidir. Bu yaklaşım, ne insanı pasif bir kaderciliğe sürükler ne de her şeyi kendi iradesiyle yönetebileceğini düşünen katı bir iradeciliğe teslim eder. Aksine, insanın yönünü belirlediği fakat yolun bütün ayrıntılarını kontrol etmeye çalışmadığı bir denge önerir.
Yazarın kullandığı metafor son derece güçlüdür. Bir yolcu, “Müsait bir yerde!” dediğinde aslında gideceği yönü bilir. İneceğini bilir. Yolculuğunu sürdüreceğini de bilir. Ancak tam olarak hangi noktada durulacağını şoförün tecrübesine, trafik şartlarına ve yolun durumuna bırakır. Böylece yolcu hem kendi ihtiyacını ifade eder hem de şartların gerçekliğini kabul eder. İnsan hayatı da büyük ölçüde böyledir. İnsan ne istediğini bilir; hedefler belirler, planlar yapar ve hayaller kurar. Ancak hayat çoğu zaman bu hedeflere hangi yoldan ulaşılacağını kendisi belirler. İnsan çoğu zaman tam istediği yerde değil, hayatın onun için uygun gördüğü bir noktada yeni bir başlangıç yapmak zorunda kalır.
Metnin en dikkat çekici boyutlarından biri, belirsizlikle kurduğu olumlu ilişkidir. Modern insanın en büyük kaygılarından biri belirsizliktir. İnsan geleceği görmek, riskleri ortadan kaldırmak ve her ihtimali önceden hesaplamak ister. Kariyerinden ilişkilerine, ekonomik planlarından kişisel gelişimine kadar her alanda kesinlik arayışı içindedir. Oysa hayat, doğası gereği belirsizliklerle örülüdür. Yazar, bu gerçeği reddetmek yerine onunla barışmayı önerir. Belirsizliği bir tehdit olarak değil, hayatın doğal bir unsuru olarak kabul etmeyi öğütler. Bu yaklaşım, farklı düşünce geleneklerinde de karşılığını bulur. Stoacı filozofların kontrol edilemeyeni kabullenme çağrısı, tasavvufun teslimiyet anlayışı ve varoluşçu düşüncenin insanı belirsizliğin içine yerleştiren bakışı, metindeki temel düşünceyle önemli ölçüde örtüşmektedir.
Metinde öne çıkan bir diğer kavram teslimiyettir. Ancak burada söz konusu olan teslimiyet, çabayı bırakmak ya da sorumluluktan kaçmak değildir. Tam tersine, insanın kendi üzerine düşeni yaptıktan sonra sonucu zorlamaması anlamına gelir. Bu yönüyle metin, İslam düşüncesindeki tevekkül anlayışını hatırlatır. Tevekkül, sebeplere sarıldıktan sonra sonucu Allah’a bırakmak demektir. İnsan çalışır, plan yapar ve gayret gösterir; ancak nihai sonucun kendi kontrolünde olmadığını bilir. Banu Vera’nın metninde de benzer bir yaklaşım vardır: Hedef belirlemek gerekir ama o hedefe ulaşmanın zamanını ve biçimini hayat adına dayatmamak gerekir.
Metnin önemli bir yönü de benlik ile öteki arasındaki ilişkiye dikkat çekmesidir. Günümüz kültürü çoğu zaman bireyi merkeze koyar. İnsan istediği şeyin gerçekleşmesini hak ettiğine, planladığı her şeyin olması gerektiğine ve kendi arzularının hayatın merkezinde bulunduğuna inanmaya eğilimlidir. Oysa yazar, “Müsait bir yerde!” ifadesinin tam tersine işaret ettiğini söyler. Bu ifade, yalnızca bireyin isteğini değil, aynı zamanda başkalarının imkanlarını ve şartların gerçekliğini de hesaba katar. İnsan talebini dile getirir ama sonucu tek başına belirlemeye çalışmaz. Böylece bu ifade, yalnızca bir talep değil aynı zamanda bir tevazu dili hâline gelir. Kişi kendi ihtiyaçlarını ifade ederken dünyanın yalnızca kendi etrafında dönmediğini de kabul etmiş olur.
Metinde güven kavramı da önemli bir yer tutmaktadır. Yolcu ile şoför arasında birkaç dakikalık kısa bir ilişki vardır; fakat bu ilişkinin temelinde güven bulunur. Yolcu, kendisini yoluna devam edebileceği uygun bir noktada indireceğine inanır. Bu küçük güven ilişkisi, metnin derin yapısında hayatın kendisine duyulan güvene dönüşür. Satır aralarında hissedilen temel düşünce şudur: Hayat bütünüyle kaotik değildir. Her şey rastgele gelişmez. İnsan bazen göremese de onu doğru yere ulaştıran bir düzen, bir anlam veya bir hikmet bulunabilir. Bu nedenle insan, bütün ayrıntıları kontrol edemese de yolculuğunu sürdürebilir.
Metnin en güçlü yanı, son derece sade bir dil kullanmasına rağmen derin felsefi çağrışımlar üretmesidir. Gündelik bir ifadeyi varoluşsal bir metafora dönüştürmesi önemli bir başarıdır. Ayrıca modern insanın ortak sorunlarından biri olan kontrol arzusu ile belirsizlik arasındaki gerilime temas etmesi, metni evrensel bir düzleme taşımaktadır. Bunun yanında metin, insanı ne tamamen edilgen bir kaderciliğe ne de her şeyi kontrol etmeye çalışan katı bir iradeciliğe yönlendirir; iki uç arasında dengeli bir yaşam anlayışı önerir.
Bununla birlikte metnin bazı eleştiriye açık yönleri de bulunmaktadır. Öncelikle belirsizliğin olumlu tarafları vurgulanırken, onun doğurabileceği ciddi sorunlara yeterince değinilmez. Belirsizlik her zaman bir fırsat değildir; kimi zaman kaygıların, mağduriyetlerin ve adaletsizliklerin de kaynağı olabilir. Ayrıca teslimiyet düşüncesi dikkatli yorumlanmadığında pasifliğe dönüşme riski taşır. Bazı okuyucular metni, “Hayatı tamamen akışına bırakmak gerekir” şeklinde anlayabilirler. Oysa metnin ruhunda çabayı bırakmak değil, çabadan sonra sonucu zorlamamak vardır. Son olarak metin, hayatın yapısal adaletsizliklerine pek temas etmez. Bazı insanların karşılaştığı engeller yalnızca sabırla bekleyerek ya da uygun zamanı kollayarak aşılabilecek türden değildir. Bu nedenle metnin daha çok bireysel psikoloji ve kişisel tutum üzerinde yoğunlaştığı söylenebilir.
Bütün bunlara rağmen metnin verdiği temel mesaj oldukça değerlidir. İnsan hayatın bütün ayrıntılarını kontrol edemez. Belirsizlik yaşamın doğal bir parçasıdır. İstek belirtmek ile dayatmak aynı şey değildir. Esneklik çoğu zaman katı kontrolden daha değerlidir. Hayatla çatışmadan da hedeflere yürümek mümkündür. Teslimiyet pasiflik anlamına gelmez. Güven, insan ilişkilerinin temel unsurlarından biridir. İnsan tek başına var olmaz; başkalarıyla birlikte yaşar. Hayatta doğru zaman, en az doğru hedef kadar önemlidir. Bazen insan tam istediği yerde değil, kendisi için uygun olan yerde yeni bir başlangıç yapar.
Sonuç olarak Banu Vera’nın metni, her gün duyduğumuz sıradan bir cümleyi insanın hayatla kurduğu ilişkinin merkezine yerleştirerek derin bir anlam dünyası oluşturur. “Müsait bir yerde!” ifadesi burada bir durak talebi olmaktan çıkar; sabrın, tevekkülün, tevazunun, güvenin, esnekliğin ve hayatla kavga etmeden yaşamanın sembolüne dönüşür. İnsan ne istediğini bilmeli, yönünü tayin etmeli ve hedeflerini belirlemelidir; fakat hayatın onu o hedefe hangi yoldan götüreceğini bütünüyle belirlemeye çalışmamalıdır. Belki de olgunluk, tam da bu noktada başlar: İstediğimiz yere ulaşmak için yürümeye devam ederken, hayatın bizi “müsait bir yerde” indireceğine de güvenebilmekte.
Ne kadar sıradan bir cümlenin içinde bu kadar derin anlamlar olabileceğini fark ettiren çok güzel bir yazı olmuş. Okurken insan kendi hayatını da sorguluyor. Kalemine sağlık.