Parti-i Mübarek Sancısı / Naci Kalender

Kıymetli kārî,
Azîz okur,
​ Melmeketin düze çıkması içün gerek yurt içi gerekse yurt dışından (ki malumunuz, küre-i
arzın kâffesi bizimdir) şahsıma gösterilen bu muazzam hüsnüzan akabinde, ruhumun içine
düştüğü o ne yapacağını bilemez, o çaresiz ve muazzab hâli —ki bu hissin tasvirini, siyah bir
kâbus gibi çöken o karanlık cenderenin tasrifini edebiyatımızın üstadı Halit Ziya Uşaklıgil
Beyefendi’nin kudretli kalemine bırakıyorum— bu sabah bir köşe yazısıyla siz aziz
yârenlerimle paylaşmak, acaba bu yükün altından nasıl kalkılır deyu huzurunuzda dertleşmek
istemiştim. Bilesiniz ki, bizim melmeketin iktidar cenahı indinde; ismi zikredildiğinde asabını
bozacak, kendisini tir tir titretecek en muazzam hendek ve en tehlikeli marazın hüviyeti ‘ana
muhalefet’ partisi olmak iktiza ederdi.. Heyhat! Hakikat öyle tecelli etmedi. Yıllar yılı cümle
cemaati ve umum-ı halkı ters köşeye yatırmak suretiyle, bu canib-i iktidarın gizli sığınağı, en
büyük medetkarı ve adeta baş destekçisi yine bu bahsettiğimiz ana muhalefetin ta kendisi
olmuştur. Demem o ki; düşman bellenen, meğer en sadık “velinimetmiş!” Bu vesileylen
melmeketin tüm bu ahval ve şeraitini bilüp fekat haddim olmayarak melmeketi kurtarma
davasına asla meyletmemiş fakir kardeşiniz olarak şahsen ben, bizzat kendim, şahsıma
gösterilen teveccühler sonrasında, ana muhalefetin muhallebi muamelesi görmesinden içtinap
etmiş ve ulusun ısrarlarına karşı güç yetiremeyip başına geçmeye karar vermiş idim ki
(anamuhalefetin sorunları ecdattan kalma miras oldu lâkin) siz kıymetli, birbirinden azîz
okurlarımdan birçok farklı tekâlif alarak durumun çok daha ehemmiyet kesbettiğini fark
eyledim. Binaenaleyh; melmeketin içinde bulunduğu şu ahval ve şeraiti baştan ayağa
müşahede eden, fekat haddimi bilerek vatanı kurtarma davasına asla ve kat’a meyletmemiş
olan bu fakir kardeşiniz; şahsıma gösterilen o muazzam teveccühün ardından fikrini
değiştirmiştir.
​İtiraf edeyim ki, koskoca ana muhalefetin meydanda adeta bir muhallebi muamelesi
görmesinden derunî bir hicap duymuş ve aziz ulusumuzun ısrarlarına daha fazla mukavemet
gösteremeyip bu yapının başına geçmeye niyetlenmiş idim. Gerçi bu partinin derdi ve kederi
bizlere ecdattan kalma bir mirastır, orası ayrı… Lakin tam bu esnada, siz kıymetli ve
birbirinden aziz okurlarımdan öyle muhtelif, öyle sıra dışı tekâlifler ve mektuplar aldım ki;
vaziyetin zannettiğimizden çok daha derin, ehemmiyetinin ise fevkalade büyük olduğunu
nihayet fark eyledim.
​Zira aziz okurlarımın bir kısmı bendenize muhalefetin başına geçmeyi layık görürken, diğer
bir güruh ise faks ve mektuplarla ‘Aman efendim, muhalefet hafif kalır, siz doğrudan doğruya
yeni bir rejim ilan ediniz!’ buyurmuşlar. Yahu, oturduğu apartmanda aidat toplamaktan aciz
olan bu entelektüel cemaatin, melmeketin makus talihini iki satır mektup ve bir bardak çay
eşliğinde tayin etme gayretindeki o muazzam hafifliği gördükçe, uğraşmam gereken asıl
marazın ana muhalefet değil, bu ‘oturduğu yerden dünyayı kurtaranlar’ güruhu olduğunu
nihayet idrak eyledim.
​ İmdi, en son neşrolunan mevzubahis yazımızın altına not düşen ileri görüşlü Azîz ‘Adem
Yağmur’ isimli okurumun câlib-i dikkat nâmesini takdirlerinize arz etmek zorunda hissettim,
buyurunuz;
​’Muhterem üstadım, ben ömrümü sizin siyaset ve dahi doğrusu memlekete hizmet yolunuza ve
efkârınıza canıfeda eylemek istiyorum. Muradım, Parti-i Mübarekeniz (MP) açılır açılmaz
kapınızda arzıendam eylemektir. Yalnız bir ricam olacak; ben lider koltuğunda otururken siz

puronuzu balkonda tüttürürseniz size can feda… Kalbî huzurumu mümkün kılan bu memleket
sevdası da olmasa yaşanmıyor.’
​Evvelâ şu mübârek Kurban Bayramı arefesinde, böylesine manevi bir atmosferde ‘Parti-i
Mübarek veyahut Mübarek Parti’ nâmıyla seçmeni tam can evinden yakalayacak isim teklifini
zekice bulmadım desem siz okurlarıma ayıp etmiş olurum. Lâkin aynı okurumun mesajının
devamındaki teklifi haylice ilginçtir: Azîz okurum en nâif, nâçiz, narin ve nazende mânâsıyla
Mübarek Parti’yi bu fakire kurdurup, bir düzine münevverân takımını toplattıktan sonra,
puroya olan hassasiyetimi kullanmak suretiyle liderlik koltuğuna muzip ve şark kurnazı edâsı
ile oturmayı planlamış olmalı. En çok rikkatime dokunan ise kurnaz mektubunun son cümlesi
idi: ‘Kalbî huzurumu mümkün kılan bu memleket sevdası da olmasa yaşanmıyor.’
​’Mübarek Parti’ (MP) veyahut ‘Parti-i Mübarek’ (PM), bu vesileyle henüz daha gün yüzüne
neş’et etmeden fikrî ayrılık yaşamış ve bin yıllık Türk tarihi ve ulusunun gaye-i hayali olan
yüksek muasır medeniyet seviyesine erişmesi hususunda pürüz çıkarmıştır. Bu beyanatı,
henüz Parti-i Mübarek’i tesis etmeden evvel, siz değerli okurlarıma buradan ‘Cizlavet’ sayfası
vesilesiyle yapmış bulunuyorum. Umarım ‘Cizlavet Dergisi’ ve muhterem editörü Gökhan
Bozkuş kardeşimin başına bir iş gelmez.
​Biliyorum, şimdi bir kısım gafil okurlarım arasından; ‘Be birader, demokratik, laik ve sosyal
bir devlette yaşıyor, akciğerlerimize kadar kuvvetler ayrılığının getirdiği lüks ve sefahati
teneffüs ediyoruz, nedür bu korku atmosferi?’ şeklinde yakınanlar olacaktır. Ben de derim ki,
demokrasi var olmasına vardır ammavelâkin her şeyin fazlası bünyede zehirlenmeye
sebebiyet verdiği gibi ulusumuzun siyasi hayatı da bu anlamda maraza uğramıştır. Öyle ki,
fazlaca demokratik hayatı mevcut ana muhalefet dahi tehlikeli addetmiş ve Efrenç
diyarlarındaki gayrimüslim ülkelere ‘Demokratik düzende bizim çok önümüzde seyrediyorlar
artık’ şeklindeki endişelerini izale etme adına; öyle ki, fazlaca demokratik hayatı mevcut ana
muhalefet dahi kendisi için tehlikeli addetmiş; Efrenç diyarlarındaki gayrimüslim ülkelere
adeta bir Şark komedisi izletmek pahasına, ‘Bizde koltuk öyle kolay kolay devredilmez’
dercesine, sabık parti başkanlarını binbir delege desisesi, kavga, gürültü ve adeta TOMA
barikatları eşliğinde yeniden lider koltuğuna taşımaya yeltenmişlerdir. İşte bakınız, ‘Biz de
sizden epey geriden geliyor, lakin koltuk oyunlarında elinize su dökemeyiz’ deyu dünyaya
ilan-ı aşk ediyorlar!
Hem ‘Biz de sizden epey geriden geliyor, reformlarınızdan istifade ile himayenizden aslan
payını koparmak istiyoruz’ diyecek halleri yoktu ya!
​Be hey gafil okur! İki monarşik partinin cidalinden bir demokrasi çıkmayacağı gibi, üç
maymunu oynayan muhalefetten de bir lider çıkmaz. Elbette mevcut ana muhalefet, her ne
kadar Düvel-i Garbiye’yi ürkütmemek ve dahi şirin görünmek adına kendi içinde cedelleşiyor
görüntüsü verse de; henüz muasır medeniyet düzeyine çıkmak içün Paris ile Hakkâri
arasındaki şose yol kadar yolumuz olmadığını da hiçbir kimse inkâr edemeyececektir.
​Adem Bey’in fikrine gelince; Kalender Naci olarak ‘Mübarek Parti’nin milletimize mübarek
olması ve hatta yedi düvele karşı fikri hür entelektüelleri toparlamak, mübarek gün ve
saatlerde parti açılışını yapmak içün titizlikle kamuoyunun sıcak nabzını ölçmek zaruretini
hissediyorum. Bu minvalde okurumun liderlik koltuğuna oturma arzusunu tatmin içün 23
Nisan günü bir dakikalığına koltuğu tahsis etmeyeceğimizi kim söyledi? Ayrıyeten tarafıma
yazılacak her kelamın, ulusal kurtuluş ve milli mücadelenin ilk adımlarının sağlam kalelerini

inşa eden tuğlalar olacağını ifade etmekten hicap duyduğumu malumunuz olduğu üzere teslim
edersiniz.
​Şahsıma gösterilen bu teveccühü nasıl boşa çıkarırım deyu hazırda bekleyen dış güçlere karşı
müteyakkız vaziyette bekleyen azîz okura tek sualim şudur: Yâhu, puromu balkon
konuşmasında tüttürsem fena mı olur?

Bir yanıt yazın