Bir vakit adın geçse, mest olurdu nağmeler,
Sesinden ince ince gül kokardı heceler.
Sanırdım gözlerinden ömrüme gün doğacak;
Bilmezdim, her güzel rüya bir sabah unutulacak.
Geceyi saçlarından çaldım, gözlerinden bahârı,
Bir tebessümün uğruna gezdim bunca diyârı.
Şimdi hangi mevsime kendini saklayacaksın?
Güz değince gönlüme, sen de unutulacaksın.
Bir zaman yokluğunda dar gelirdi bu cihân,
Bir selâmın yeterdi, gülistân olurdu hicrân.
Şimdi haykırsan da aşkını, söyle ne çıkar?
Gönül bir kere göçtü mü, en güzel sözler de uçar.
Senden kalan ne varsa kaldırmadım yerinden,
Bir koku, birkaç hatıra, bir akşam ellerinden…
Lâkin zaman sessizce eksiltir seni benden;
Önce açtığın yaralar, sonra sen silinirsin yüreğimden.
Gözlerin, ah o âhû gözlerin! Bir vakit iki kandil,
Şimdi uzak bir sahil, şimdi okunmaz bir dil.
Bakışların değse de içim titremeyecek eskisi gibi;
Sen beni hatırlarken, geçeceğim bir yabancı gibi.
Bir gün ansızın bir yerde adımı duyacaksın,
Unuttuğun bir sızıyla maziye dalacaksın.
Belki “Beni severdi…” deyip susacaksın yine;
Ben çoktan veda etmiş olacağım ikimize.
Ne beddua bırakırım ne de sitem kapında,
Aşk dilenci olmamalı ayrılık sokağında.
Ben senden kalan hüznü kendime yâr edeceğim;
Seninle ölen ne varsa sensiz dirilteceğim.
Bir gün yüzünü hatırlamak zor gelecek,
Evvel sesin uzaklaşacak, sonra güzel gözlerin silinecek.
Adımı anmak için sebep arayacaksın;
Ben seni unuttuğum gün, sen de unutulacaksın.
Bir gün seni unuttuğumu bile unutacağım;
Ne gözlerin kalacak, ne o ilk akşam, ne sen.
Ben “sensiz yaşayamam” dediğimi unutunca,
Sana adanmış o beni kaybettiğini anlayacaksın;
Ve o gün artık, bende hiç yaşamayacaksın.
