
Aziz ve muazzez kaarilerim,
Evvelemirde, on bir ayın sultanı, gönüllerin cilası Ramazan-ı Şerif’in feyz-i bereketi üzerinize sayeban olsun. Gönül haneleriniz nura, sofralarınız sürura gark olsun inşallah. Lakin bu mübarek günlerin manevi neşesi meyanında, dimağımı işgal eden elîm bir vaziyet vardır ki, zikretmeden geçmek, bu Huysuz Dede’nin vicdanına bir “bar” teşkil eder.
Bakınız efendiler; biz ki “komşusu açken tok yatan bizden değildir” düsturuyla neşvünema bulmuş bir ecdadın ahfadıyız. Lakin şimdilerde modern zamanın “ben” putuna secde edenleri, her köşebaşında mantar gibi türeyen o bencil ruhlar, lisanımızı olduğu gibi gönül soframızı da tarumar ettiler. Eskiden dostluklar “kavi” idi. Bir gönül bir gönüle mülaki olduğunda, orada gayrılık kalmaz; kederler paylaşıldıkça izale olur, sürur ise katmerlenirdi.
Şimdi ise bakıyorum da, her bir ferd kendi nefsini bir “merkez-i alem” sanmakta; lakin ne hazindir ki o merkezde yapayalnız, kimsesiz ve biilaç debelenmektedirler. Televizyonlar, o akıllı denen fekat sahibini ahmak kılan telefonlar, her gün “Önce sen!”, “Sen her şeye layıksın!”, “Kimseye eyvallahın olmasın!” diye bir “hubb-u zat” (kendine aşık olma) illeti pompalıyorlar. İnsanları birbirine düşman, birbirine yabancı kılan bu menhus cereyan, neticede hepimizi “münzevi-i mutsuz” eyledi.
Eskiden bir fincan kahvenin kırk yıl “hukuku” vardı; şimdi ise “menfaati” bittiği an dostluğun cenaze namazı kılınıyor. Koca koca binalar yükseliyor, şehirler milyonlarla dolup taşıyor fekat her bir dairede bir “ada-yı tenhalık” hüküm sürüyor. Kalabalıkların gürültüsü içinde ruhların sessiz feryadı duyulmuyor. Zira kimse kimsenin gözünün içine bakmıyor, herkes o ışıklı camların içinde kendi “ben”ini parlatma derdinde.
Be hey gafiller! İnsan insanın kurdu değil, yurdudur. Bu mübarek günlerde o bencilce hırslarınızı iftar topuyla beraber patlatın da, birbirinizin gönlüne misafir olmayı öğrenin. Yoksa bu yalnızlık girdabı sizi yutar da, cenazenize bile o çok güvendiğiniz “takipçileriniz” değil, yine o beğenmediğiniz eski usul komşularınız gelir.
Ramazanınız mübarek, dostluklarınız kadim, “ben”liğiniz mahv olsun efendim!
Galip Dede nizi hatırlatmış olayım
Ey dil ey dil niye bu rütbede pür gâmsın sen
Gerçi vîrâne isen genc-i mutalsamsın sen
Secde-fermâ-yi melek zât-ı mükerremsin sen
Bildiğin gibi değil cümleden akvâmsın sen
Rûhsun nefha-i Cibril ile tev’emsin sen
Sırr-ı Hak’sın mesel-i İsi-i Meryem’sin sen
Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
