
Kendi gurbetine düşmüş bir garip yolcuyum şimdi
Sesim hem bir eski şarkı hem yeni bir çığlık gibi
Sönmüş kandillerin izi var alnımın yazısında
Bir yanım sonsuz sükûnet bir yanım pazar yerinde
Döner durur bu sarkaç aynı boşluğun kucağında
Aynı boşluğun kucağında döner durur bu sarkaç
Işıklı tabelalar altında solan o kadim gül
Betonun sertliğine çarpan ince ve yorgun bir dil
Ne bir rindâne neşe ne de tam bir hüzün kaldı
Zamanın kırık aynası her şeyi bizden çaldı
Döner durur bu sarkaç aynı boşluğun kucağında
Aynı boşluğun kucağında döner durur bu sarkaç
Eskimiş kelimelerle yeni dertler söylenmiyor
Gönül o eski hanlarda artık hiç dinlenmiyor
Bir elimde bir kadeh mey bir elimde camdan ekran
Gördüğüm her rüya gerçek bildiğim her şey yalan
Döner durur bu sarkaç aynı boşluğun kucağında
Aynı boşluğun kucağında döner durur bu sarkaç
Varlık denen bu muamma çözülmez bir düğümdür
Her gece bir başlangıç her şafak bir ölümdür
Ne geçmişe dönebildik ne bugünde yerimiz var
Ruhumuzda yankılanan derin bir serseri rüzgâr
Döner durur bu sarkaç aynı boşluğun kucağında
Aynı boşluğun kucağında döner durur bu sarkaç
