Kehribar ve Beton / Can Galip Arifoğlu

Kendi gurbetine düşmüş bir garip yolcuyum şimdi

Sesim hem bir eski şarkı hem yeni bir çığlık gibi

Sönmüş kandillerin izi var alnımın yazısında

Bir yanım sonsuz sükûnet bir yanım pazar yerinde

Döner durur bu sarkaç aynı boşluğun kucağında

Aynı boşluğun kucağında döner durur bu sarkaç

Işıklı tabelalar altında solan o kadim gül

Betonun sertliğine çarpan ince ve yorgun bir dil

Ne bir rindâne neşe ne de tam bir hüzün kaldı

Zamanın kırık aynası her şeyi bizden çaldı

Döner durur bu sarkaç aynı boşluğun kucağında

Aynı boşluğun kucağında döner durur bu sarkaç

Eskimiş kelimelerle yeni dertler söylenmiyor

Gönül o eski hanlarda artık hiç dinlenmiyor

Bir elimde bir kadeh mey bir elimde camdan ekran

Gördüğüm her rüya gerçek bildiğim her şey yalan

Döner durur bu sarkaç aynı boşluğun kucağında

Aynı boşluğun kucağında döner durur bu sarkaç

Varlık denen bu muamma çözülmez bir düğümdür

Her gece bir başlangıç her şafak bir ölümdür

Ne geçmişe dönebildik ne bugünde yerimiz var

Ruhumuzda yankılanan derin bir serseri rüzgâr

Döner durur bu sarkaç aynı boşluğun kucağında

Aynı boşluğun kucağında döner durur bu sarkaç

Bir yanıt yazın