
“Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu hebâ,
Yola geldim, lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber.
Ağlayıp, nâlân edip, düştüm yola tenhâ, garip,
Dîde giryan, sîne biryan, akıl hayran, bîhaber”
Niyâzî-i Mısrî, bu beyitlerde bizi insan ruhunun en çıplak gerçeğiyle; zamanın telafisi olmayan akışıyla yüzleştiriyor . İnsanın kendi iç dünyasındaki aynaya bakarak konuşmasını sunuyor
1. Beyit: Sermayenin Ziyan Oluşu
Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu hebâ,
Yola geldim, lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber.
Nakd-i Ömür: Şair, ömrü bir “nakit” yani harcanabilir bir sermaye olarak görür. Ancak bu sermaye, kâr getirecek bir ticarette (manevi olgunlaşma) kullanılmamış, tabiri caizse “bozuk para” gibi harcanıp gitmiştir.
Yunus Emre’nin
Geldi geçti ömrüm benim şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle geldi bir göz açıp yummuş gibi
demesi gibi, ömrün hızla geçmesini Mısri Nakd-i ömür tamlaması ile yaklaşmış
Kervanın Göçmesi: İnsan nihayetinde “yola gelmiştir” (hakikati fark etmiştir) ama menzile varacak olan kervan çoktan uzaklaşmıştır. Buradaki “bîhaber” ifadesi çift taraflıdır: Hem kervan yolcunun kaldığından habersizdir hem de yolcu kervanın gittiğini fark edemeyecek kadar gaflettedir.
2. Beyit: Katmerli Perişanlık
Ağlayıp, nâlân edip, düştüm yola tenhâ, garip,
Dîde giryan, sîne biryan, akıl hayran, bîhaber.
Tenhâ ve Garip:
Kervandan kopan yolcu için artık kalabalıklar yoktur. Hakikat yolculuğu artık mutlak bir yalnızlık (tenhâlık) ve yabancılık (gariplik) içinde devam edecektir.
Son mısradaki dört koridor: Mısrî, insanın pişmanlık anındaki anatomisini dört kelimeyle özetler:
Dîde giryan: Gözü yaşlı (Hüzün).
Sîne biryan: Bağrı yanık (Aşk ve acı).
Akıl hayran: Zihni şaşkın (Hayret makamı).
Bîhaber: Ve hala tüm bu olan bitenin sırrından, akıbetinden habersiz.
