Melmeketi Düze Çıkarana Dek! / Naci Kalender

Muhterem, mütebessim ve dahi mütereddit muhiplerim,

Evvela arz edeyim ki, bu fakiyr Naci Kalender kulunuz, cihan siyasetinin yüksek tansiyonundan ziyade kendi tansiyon hapını aramakla meşgul iken yine de kelâm etmeden duramadı. Zira küre-i arz öyle bir panayır yerine dönmüş ki, deve tellâlı susar, biz susamayız.

Pazar günü rehavet-i resmiyye ile elimde kumanda, kanallar arasında firârî bir zaptiye misali seyr-ü sefer eylerken bir baktım: Aslan yeleli saçları, mütebessim çehresi ve “tek parmağımla cihanı nasıl da titreteyorum” edasıyla Kim Yong efendi! Elindeki nükleer olarak şey ettikleri kırmızı butonu oyuncak zannedersin; lakin oyuncak değil, milletin yüreğiyle langırt oynar. “Basayım mı düğmeye keratalar sizi?” nev’inden nüktedan latifeleriylen cem’iyyet-i akvâm’ı ve bilumum cümle âlemi neşvedâr edeyor sanır, dünya “aman basma!” diye recâda bulunur fekat kim’e anlatayorsun? Böyle latife olur mu canım? Olur… Cihan panayırsa, palyaçosu da eksik olmaz aziyz okur.

Öte tarafta sarı perçemli bir zat-ı muhterem, nam-ı diğer Mister Trump. Lügatinde dokuz yüz kelime, iddiasında dokuz bin ferman! Her sabah bir melmekete sitem, akşamına bir diğerine tehdit, şantaj, hatta korsanları dahi şaşırtan adam kaçırma vak’ası. Mahallenin camını kırıp “rüzgâr yaptı” diyen afacan edasıyla cihana ayar verip masumiyet karinesi arayan, aynı kişidir. Vallahi bizim mahallede olsa en fazla apartman toplantısında söz alır, o kadar!

Lakin aziz muhipler, bahsimiz ecnebi değil, cihan siyaseti hiç değil; yurtiçindeki sosyal adalet sabıkamız ve ana muhalefettir.

Bizim melmekette öyle bir sosyal adalet ve insaf vardır ki, Ramazan-ı Şerif gelince rüesâ takımı yer sofrasında fotoğraf verir, kaşığı çorbaya bandırırken milletin gönlüne de bandırmaktan beri durmaz. Umum-u avâmın dertleriyle öyle dertlenmektedirler ki, ben Kalender Naci olarak çoğu kez gözyaşlarıma hakim olamamışımdır! Hem, “fakiyrlik kaderdir, bittabi bâkidir amma gönlümüz zengindir” diye öyle bir üflerler ki, insanın cebi boşalsa da kalbi dolu zanneder yahû. “Fakiyr hep fakiyrdir” irfanî meşâzını biz gibi Anadolu nadânlarına iletirken, hikmet-i ameliyye ile müşerref olmuş bakan ve müsteşar erkân-ı devlete sahip olduğumuzu en az fakiyr Naci kadar hicab içinde karşıladığınızı elbette tahayyûl edebiliyorum. O malûm iftar fotoğrafındaki reklam panosu mu? Biz fakiyrlerin gölgesinde huzur bulduğu ağaçtır efendim!

Muhalefet ise sersefil vaziyette köşeden sesleneyor: “Bu panonun sponsoru kimdir yahû?” Azizim, millet çorbanın tuzuna bakar, sponsorun logosuna değil! Hem sponsor sormakla siyaset yapılmaz ki bilader; siyaset, biraz koşmak, biraz da terlemek işidir.

Hele bir de Boğaziçi Üniversitesi meselesi var ki, sormayınız! Yurt açılmış, asayiş her zamanki gibi berkemal, uçan kuştan adres alınıyor, talebeler asûde… Yetmemiş, dışarıdan ayrıyeten talebe getirilmiş. Haa, taşıma suyla değirmen dönmez derler; döner mi? Bizim diyarda döner efendim, hem de gıcırdaya gıcırdaya! Hem de öyle bir döner ki, su biter, değirmen dönmeye devam eder; çünkü alışmıştır dönmeye. Politikacı da en az değirmen kadar döner mesela, o ayrı..

Muhalefetin hâli ise çamurlu sahada topun yamukluğundan şikâyet eden topçuya benzer. “Zemin kaygan, top kavisli” der şekva eder durur. E bre muhterem, iki adım koş da görelim ense traşını! Top sektirmekle maç kazanılmaz, evvela omurga ile ele dimdik ayakta durmak gerek değilmidür, hem dur da görelim encamını!

Rahmetli Can Yücel bir vakitler yaşadığımız bu coğrafyada galiz kelâm etmeden yaşamanın müşkül olduğuna dair bir kelâm etmişti de sosyolojik olarak kıymetini idrâk edememiştik. Tüm siyaset ahalisi de (hususan ana muhalefet’e işaret ediyorumdur) bu sözü siyaset programı zannetmiş olmalı ki, kürsüye çıkar çıkmaz sinkaflı lügâtlerini boca edeyor. Lâkin küfürle muhalefet etmek, çay kaşığıyla kuyu kazmaya benzer; ses çıkarır amma su çıkarmaz bilader. (konuyla alâkasını siz düşünün yârenler)

Hâsılı kelâm, melmekette muhalefet var mıdır, yok mudur suâli hep bir boşluk oluşturmuştur; zirâ ana muhalefet, düdüğü elinde bulunduran müstebitlerin ana muhallebisi olmasıyla meşhur olduğundan mütevellit “istibdat muhalefetten mi, yoksa iktidardan mı zuhur eder” suâli, tıpkı “tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan tevarüs eder” ikilemine benzer bir suâldir. Fekat bu suâl hem mühimdir hem bir o kadar da lüzûmsuz bir suâldir. Niçün anlatayorum; biz Anadolu irfânı ile biliyoruz ki efendiler, oldum olasıya bizim diyarda tavuk yumurtadan çıktığına bin pişman, yumurta ise tavuktan zuhur ettiğinden ötürü perişan hâl ve vaziyettedir. Binaenaleyh, “şu ana muhalefette olmasa ülkeyi ne âlâ ve pekâlâ idare eder, şâd ederdim” iddiasını taşıyabilecek herhangi bir iktidar mensubunun bu zemine kavuşamamaktan ötürü yaşadığı mağduriyetten bizzat yine ana muhalefet sorumludur desem siz Anadolu irfanı taşıyan aziyz okurlarım bizzat bu tespiti takdir edecektir.

İmdi sual edeyorum ey muhipler: Bu melmeketin anamuhalefet boşluğunu kim dolduracaktır? Hangi kalender yürekli, hangi kara yağız, hangi arslan delikanlı?
Düşününüz…

İşte, o!

Evet, tahmin ettiğiniz gibi, o! Teveccühünüz.. şunu kat’iyyetle belirtmek isterim ki benden çok daha muvafığı var ise buyrunuz arzediniz de bilelim! Halep oradaysa arşın burada. Lakin ne mümkün! Bakınız işte, tüm mesele yine tahmin ettiğiniz üzere şahsımın leyl-ü nehar mesaî eylemesine bakayor. Bu mübarek ve aziz vatan içün ana muhalefetin başına geçerek söz konusu vatan-ı asliye olunca şahsi keyfinden yine fedakârlık edecek olan Nâci Kalender’e bakayor bu iş! Kalenderliğin şânındandır; mes’ele vatan ise gayrı teferruattır. Bizzat şahsıma karşı aziyz vatanın hüsn-ü zannını kendi hücresine çekilüb tüm vaktini inzivada şahsi kemâlatına hasretme faziletinden mahrum olma uğruna melmeketin mâkus anamuhalefet sorununa feda edeyor olmamın fazlaca konuşulmasının yeri ve zamanı değildir ey yarenler.

Tüm kalbimle beyân edeyorum ki, teveccühünüzü geri çevirecek değilim fekat ve lakin bu aziyz vatan ve melmeketim içün bilumum muhalefeti toparlayıp melmeketi düze çıkarana dek tüm yükü omuzlarım, amma bir şartla:

Püromun aroması cincigar aroma ola!

Ayrıyeten kürsüde çay açık, simit taze, kelâm ise lâtif ola! Ki meram anlaşılsın..

Zira siyaset dediğin, bir nebze duman, bir nebze mizâh, biraz da sabır işidir. Sırf bağırmakla devlet idare edilseydi, mahalle bekçisi ve bilhassa mübaşirler cihan padişahı olmaz mıydı efendim? (Tüm gözlerim hiddetle ana muhalefet liderinin koltuğunu süzmektedir).

Bir kısım Şark Kurnazı okurlarımın şimdi, efendim hem fakiyr edebiyatı yapıyor hem de püro dumanı tüttürüyorsun, millet çorbanın tuzuna bakarken Kalender Naci bey tütüne mi bakacaktır deyû gafilane dedikodu kazanını kaynatacak eleştirilere şimdiden izâh getireyim; Efendi, biz ciğerimizi melmeket ateşiyle yakmışız, pürönün dumanı sadece o yangının isidir!

Kalın sağlıcakla!

El-muhibb-i fukara Naci Kalender

This Post Has One Comment

  1. Adem Yağmur

    Muhterem üstadım ben ömrümü sizin siyaset ve dahi doğrusu memlekete hizmet yolunuza ve efkarınıza canı feda elemek istiyorum. Muradım, Partiyi mübarekeniz(MP) açılır açılmaz kapınızda arzı endam eylemek istiyorum. Yalınız bir ricam olacak ben lider koltığunda oturur iken siz puronuzu balkonda tüttürürseniz size can feda. Kalbi huzurumu mümkün kılan bu memleket sevdası da olmasa yaşanmıyor.
    Kalın sağlıcakla.

Bir yanıt yazın