Yapraklar Ağaçta İken Soluyor / Gökhan Bozkuş



    Bazı cümleler vardır; onları ilk kez okuduğunuz hâlde sanki çok önceden duymuşsunuz gibi gelir. Bir yabancılık değil, tuhaf bir tanışıklık hissi bırakırlar insanda. Sanki bir yerlerde, başka bir zamanda, başka bir dilde söylenmişlerdir de siz yalnızca yankısına rastlamışsınızdır.

   Belki de tevârüd dediğimiz şey tam olarak budur.

Hilmi Yavuz ustanın Rüya Şiirleri kitabındaki Rüya ve Şair şiirinin son dörtlüğünde sorduğu soru uzun zamandır zihnimi meşgul ediyor:

“Hüzünde tevârüd olur mu? bazan oluyor…
kalpleri okumak mümkünse elbet;
birlikte yaşandı acı, merhamet
ve yapraklar, ağaçta iken soluyor”

   Şair, sorusunun cevabını hemen kendisi veriyor aslında. Oluyor. Ama nasıl oluyor? Birbirini tanımayan insanların aynı duyguda buluşması nasıl mümkün oluyor? Aynı yaraya dokunmuş gibi konuşmaları, aynı iç sızısını farklı kelimelerle anlatmaları nasıl açıklanabilir?

    Belki de hüznün kendisi, insanlar arasında görünmeyen bir akrabalık kuruyordur.

  Sevinç, neşe, sürur biraz şahsîdir. Herkes kendi sevincinin sahibidir. Fakat hüzün öyle değildir. Hüzün insanı kendisinden çıkarır, başkasına yaklaştırır. Acı çeken insan, dünyanın herhangi bir yerinde acı çeken başka bir insanı anlamaya başlar. Kalpler arasında kurulan en eski köprülerden biri belki de budur.

   Kafka’nın bir cümlesine  rastladığımda bunu düşündüm:

“Im Augenblick der Liebe wird der Mensch nicht nur für sich, sondern auch für den anderen Menschen verantwortlich.”

“Sevgi anında insan yalnız kendisinden değil, öteki insan için de sorumluluk taşır.”

  Bu cümleyi okurken zihnimde bir başka ses uyandı. Aralarında asırlar bulunan iki insanın sesi. Biri Prag’ın yalnız sokaklarından geliyor, diğeri eskimeyen medeniyetin kadim satırlarından:

“Cânı kim cânânı içün sevse cânânın sever
Cânı içün kim ki cânânın sever cânın sever”

   İlk bakışta ne kadar uzak görünüyorlar birbirlerine. Biri modern dünyanın sancıları içinde konuşuyor, diğeri aşkı tasavvufun diliyle anlatıyor. Birinin cümlesi düzyazı, diğerinin sözü şiir. Fakat biraz durup dinleyince aynı yerden yükselen bir ses duyuluyor.

    Kafka, sevmenin insanı kendisinin dışına çıkardığını söylüyor. Fuzûlî de aynı şeyi söylüyor aslında. Gerçek sevgi, insanın kendi menfaatini aşabildiği yerde başlıyor. Kendisini merkeze koyan sevgi, sevgiyi değil benliği büyütüyor. Başkası için yanabilen sevgi ise insanı dönüştürüyor.

    Bu iki söz arasında tarihî bir bağ kurmak mümkün değil. Kafka’nın Fuzûlî’den haberdar olup olmadığını bilmiyoruz. Fuzûlî’nin asırlar sonrasına uzanan bir yankıyı duyması da mümkün değildi. Ama yine de aynı hakikatin etrafında dolaşıyorlar.

   İşte burada tevârüd yalnızca edebiyatın meselesi olmaktan çıkıyor.

   Belki de insanlar aynı acılardan geçtiklerinde aynı cümlelere yaklaşırlar. Aynı kayıpları yaşayanlar benzer metaforlar bulurlar. Aynı merhameti hissedenler aynı sessizliklerde dururlar. Birbirlerini hiç tanımasalar bile.

    Hilmi Yavuz’un “kalpleri okumak mümkünse elbet” demesi boşuna değildir. Tevârüd bazen kelimelerde değil, kalplerde gerçekleşir. Kelimeler yalnızca onun görünen tarafıdır.

   Bu yüzden beni en çok etkileyen mısra:

“ve yapraklar, ağaçta iken soluyor”

    Yaprak henüz dalından düşmemiştir. Ayrılık gerçekleşmemiştir. Fakat soluş başlamıştır. İnsan da böyledir. Bazı hüzünler yaşanmadan önce gelir. Bazı kayıplar gerçekleşmeden içimize yerleşir. Belki merhametin kaynağı da budur; henüz başımıza gelmemiş olan acıları sezebilmek.

    O zaman Kafka ile Fuzûlî arasındaki yakınlık da daha anlaşılır oluyor. Çünkü ikisi de insanın kendisini aşma çabasından söz ediyor. Kendinden çıkıp başkasına ulaşabilmesinden. Aşkın, merhametin ve sorumluluğun aynı kapıya açılmasından.

Ve belki hüzünde gerçekten tevârüd vardır.

  Çünkü dünyanın neresinde olursa olsun, insan kalbi aynı şey karşısında kırılır; aynı şey karşısında yumuşar; aynı şey karşısında susar.

   Birbirini hiç tanımayan insanlar, aynı hüznün çocukları olabilirler. Bundandır belki de bazı insanları kendimize akrabadan daha öte kabullenişimis.

   Belki de bu yüzden bazı sözler bize yabancı gelmez. Onları daha önce duymuş olmayız; ama onları doğuran duyguyu biliriz. Çünkü insan kalbi, yüzyılları ve dilleri aşan gizli bir hafızaya sahiptir. Bir yerde söylenen hakikat, başka bir yerde yankısını bulur.

  Yapraklar ağaçta iken solur. Sözler de bazen birbirlerine ulaşmadan önce aynı hüzünde buluşurlar.

Bir yanıt yazın