Servis Kaçağı-Gökhan Bozkuş

cizlavet Öykü · Kasım 2026
Öykü

Servis Kaçağı

Gökhan Bozkuş

Ekim’in biriydi. Ankara’nın üstünde, yazın artık gitmeye, sonbaharın henüz gelmeye cesaret edemediği o puslu gökyüzü vardı. Sen o gece hiç uyumamıştın. Bu şehirde ve bu ülkede artık yaşayamayacağını biliyordun, gerisini bilmiyordun. Böyle zamanlarda insan evinin eşiğine bakar, kapının her sesinde nefesini tutar. Kapı çaldığında nefesini tuttun. Üç kısa vuruş. Bu vuruşu tanırdın.

Açtığında karşında, sırtında okul çantasıyla bir çocuk duruyordu. Nefes nefeseydi, yüzü koşmaktan kızarmıştı. Servis sokağın başından geçip gitmişti, sesini duymuştun. Kız ise o servise hiç binmemişti.

Ona neden geldiğini sormadın. Sorman gerekmiyordu. On üç yaşındaki bir çocuk, bazı şeyleri büyüklerin anlattığından çok daha iyi anlar. Senin bu şehirdeki son sabahın olduğunu, yarın bu kapının ardında başka birinin duracağını, belki hiç kimsenin duramayacağını biliyordu. Kimse ona söylememişti. Evde fısıltıyla konuşulan cümlelerden, kapanan kapılardan, annesinin gözlerinden çıkarmıştı.

Birbirinize uzun uzun baktınız. Sonra kız çantasını yere bıraktı ve sana sarıldı. Hiçbir şey söylemeden, sıkıca, sanki bırakırsa seni kimsenin elinden alamayacağını bilir gibi. Senin elin bir an havada kaldı. Sonra onun saçlarına dokundu.

İkiniz de kaçaktınız o sabah. Sen bir ülkeden, o bir servisten. Ama onunki bir gün biterdi. Akşam eve dönecek, azarı yiyecek, sonra hayatına devam edecekti. Seninki bitmeyecekti. O küçük başkaldırının bedelini bir çocuk hafif ödedi sanırsın, yanılırsın.

Öğleye doğru onu kapıya kadar götürdün. Yolun başında arkasından baktın. Sırtındaki çanta küçüldükçe küçüldü, köşeyi dönünce kayboldu. Dönüp bir kez daha el sallamasını bekledin. Sallamadı. Belki bakarsa ağlayacağını biliyordu.

Sırtındaki çanta küçüldükçe küçüldü, köşeyi dönünce kayboldu.

Birkaç gün sonra bu ülkeyi de bıraktın. Sınırdan geçerken arkana bakmadın. Bakarsan dönerdin, dönersen yakalanırdın. Önce dönemedin, sonra dönmemek alışkanlık oldu, sonra yıllar, o dönülmeyen yolun üstüne sessizce yığıldı.

Yıllar sonra bir akşam, ona gönderdiğin eski bir video açıldı bir ekranda. İçinde gülen bir çocuk vardı, hâlâ küçük, hâlâ hiçbir şeyden haberi olmayan. Büyümüş hâli ekrana bakarken durdu. Sonra yumuşak, yorgun bir sesle şöyle dedi:

“Amca, hani okul servisine binmek yerine gizlice size kaçıp geldiğim o sabah var ya… İşte o günden sonra bir daha çocuk olamadım. Ben neşeyi o gün orada bıraktım.”

O an anladın. O sabah sana sarılan çocuk, seni uğurlamıştı. Sen sürgüne gitmiştin, o ise çocukluğundan sürgün edilmişti. Ve ikiniz de yıllardır, aynı kapının iki yanında, birbirinizi bekliyordunuz.

Gökhan Bozkuş
cizlavet.org Kültür ve Sanat Platformu · Yaz Dostum

Bir yanıt yazın